​ Demokratik haklar ve kabak tadı / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '10

 
Kategori
Güncel
 

Demokratik haklar ve kabak tadı

Demokratik haklar ve kabak tadı
 

Bölmeye çalışmak! Acaba doğru mu?


İnsanlar farklıdır, görüş ve düşünceleri muhteliftir. Karakterleri, birden sonsuza doğru değişiklik gösterebilir

Kişi vardır, küçük bir iyilik, yardım veya jest karşısında ezilir.

Kişi vardır, yapılan hiç bir fedakarlığı önemsemez; her çeşit hak ve önceliğin kendinde olduğunu düşünür.

Kimi, bulunduğu ortamın mehabetine uygun davranır; kimi de her iyi niyeti istismar eder ve yüzsüzce daha fazlasını ister.

Şimdi neden böyle bir giriş yaptığımı izah etmeye çalışayım.

Etnik ve kültürel kimliği ne olursa olsun, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hukukunun korunmasından, tüm demokratik haklardan eşit biçimde yararlanmasından yanayım. Patriğe ekümeniklik verilmesi, ruhban okulunun açılması beni rahatsız etmiyor. Tabi arabın, lâzın, kürdün kendi dilini konuşması, kendi kültürünü yaşatması da...

Ne var ki bazan, iyi niyet hiç bir işe yaramıyor. Birileri bunu kullanarak, sanki milletin sabrını test ediyor. Bir çok engeller aşılarak samimiyetle verilmeye çalışılan haklar karşısında BDP'nin ve bazı kürt aydınlarının takındığı (insanı zıvanadan çıkaran) tavır, bunun açık örneğidir.

Eğer art niyetliyseniz bunlara bakarak, en masum talepler hakkında dahi binlerce menfi argüman üretebilirsiniz. İsteklerin ardında, ülkeyi parçalama niyetinin yattığını iddia edebilirsiniz. Bu paranoyakça anlayışı sürdürdüğünüzde, mahallenizdeki fırıncının ekmeğinize zehir kattığını bile düşünebilirsiniz. Görüldüğü üzere vehim, demokratik hayatın düşmanıdır.

Biliyorsunuz geçen gün Başbakan, referandum proğramı çerçevesinde Diyarbakır'a gitti ve orada bir konuşma yaptı. Daha gitmeden nasıl karşılanacağı, neler söyleyeceği merak edildi ve ileri geri bir sürü yorum yapıldı. Bunların önemli bir kısmı, Başbakan'ın Diyarbakır'lıları tatmin etmeyeceği/etmediği yönündeydi.

Başbakan, Diyarbakır'dan önce bir sürü vilâyet dolaştı. Ama kimse, gittiği şehrin vatandaşlarını tatmin edip etmediği üzerinde kafa yormadı. Ne zaman ki, sıra Diyarbakır'a geldi; halkın beklentilerinin karşılanıp karşılanmayacağı sorgulanmaya başlandı. Doğrusu ben, Diyarbakır'ın diğer illerden, Diyarbakır'lıların da diğer illerde yaşayan insanlardan, "vatandaşlık hukuku açısından" nasıl farkları olduğunu, onların neden tatmin edilmeleri gerektiğini pek anlayamadım. Başbakan, Diyarbakır'dan çok daha önce Balıkesir'e de gelmişti. Fakat konuşmasının, Balıkesir'lileri tatmin edip etmediği kimseyi alâkadar etmemişti.

Söylendiğine göre yeni stat, yeni havaalanı, eski cezaevinin yıkılması ve bölünmüş yol açıklamaları, Diyarbakır'lıları memnun etmemiş. Acaba, Başbakan ne söyleseydi, nasıl vaatlerde bulunsaydı onları hoşnut ederdi?

Meselâ, "Saygı değer vatandaşlarım! Şu andan itibaren Diyarbakır'ı, "Özerk Kürt Yönetimi"nin başkenti ilân ediyorum. Başbakan'ınız Ahmet Türk'tür. Eğer soyadını beğenmediyseniz onun yerine, Gülten Kışanak'ı seçebilirsiniz. Artık kendi kendinizi arzu ettiğiniz biçimde demokratça yönetebilirsiniz" deseydi, mutlu olurlar mıydı? Hiç sanmıyorum.

Çünkü öz Diyarbakırlılar, yani vatandaş Diyarbakırlılar, kuru bir özerkliğin karın doyurmayacağını bilmeyecek kadar cahil değildirler. Yani onların böyle bir dertleri yoktur. Onlar daha çok, kendilerine aş ve iş sağlayacak yatırımların peşindedirler. Bu nedenle Erdoğan'ın sözlerinin bir kulaklarından girip, öbüründen çıkması doğaldır da bu, "tatmin" neyin nesidir?

Acaba Başbakan, Kılıçtaroğlu gibi, "Hepinize maaş bağlayacağım" deseydi, öz Diyarbakırlılar tatmin olur muydu? Malum, Kemal Bey, Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğunda, "Her aileye 600 TL vereceğini" söyleyerek vatandaşları tatmin etmişti. Bu taktikle CHP'nin İstanbul'daki oyunu da % 20 lerden, %37 ye yükseltmişti. Demek ki, "Başbakan Diyarbakır'lıları memnun edemedi" diyenler, ondan böyle asılsız ve kuru vaadler bekliyordu.

Esasen ben de vatandaş Diyarbakır'lının demokratik özerklik özlemi içinde kıvrandığını düşünmüyorum. Onların taleplerinin daha çok ekonomik olduğuna inanıyorum.

"Demokratik Özerklik" talebi, bir kısım tuzu kuru kürt siyasetçileriyle aydınlarından gelmektedir. Fakat, bildiğim kadarıyla bu kişilerin bölgedeki aşiret yapısıyla, demokrasiyi nasıl bağdaştıracakları hususunda öngörüleri bulunmamaktadır. Şimdiye kadar, kürt elitlerinin bu konuya kafa yorduklarını hiç duymadım.

Güneydoğuda halen, ağalık düzeninin sürdüğünü ve kürt aydın kesiminin büyük çoğunluğunu da aşiret ileri gelenlerinin teşkil ettiğini tahmin ediyorum. Bir sosyolog ya da araştırmacı değilim. Dolayısı ile iddiamın bir dayanağı bulunmuyor. Buna rağmen, fikrimde yanılmadığıma inanıyorum. Açıkçası, bu yapılanmanın içinde, onun nimetlerinden yararlanarak yaşayan ve "mutlu azınlık olarak tanımlayabileceğimiz" üst tabakanın, talep ettiği demokratik özerkliği nasıl uygulayacağını merak ediyorum.

Bir kısım kürt siyasetçisi ve aydını, "demokratik özerklik" istiyor ama ona tamamen ters bir noktada durduğunu dert etmiyor. Parmak işaretiyle oradan oraya sürüklediği kitleyi, nasıl bireyselleştireceği konusuna kafa yormuyor. Üstelik, dünün baskıcı devlet politikasından gördüğü zararın intikamını da kürt kimliğine iyi niyetle yaklaşan mevcut iktidardan almaya çalışıyor. Doğrusu bu, hiç te akılcı bir tavır gibi görünmüyor.

Epey zamandır fail-i meçhul cinayetlerin kesilmesi hükümetin, canilerin bulunması ve cezalandırılması konusunda samimi bir gayret içinde olması BDP'lileri (şaşırtıcı biçimde) hiç alâkadar etmiyor. Halbuki bu, onlar için bir anlam ifade etmeliydi, en azından bu yolda iktidar desteklenmeliydi.

Söz konusu kürt elitleri, kendi yaptıklarını hesaba katmadan sürekli iktidarı eleştiriyorlar. Bunu yaparken, devirdikleri çamları yok sayıyorlar. Apo'yla görüşme dahil, milletin ekseriyetini çileden çıkaracak ne kadar aykırı talep varsa, hepsini bir bir sıralıyorlar. Verilen hiç bir şeyden de memnun olmuyorlar.

En önemlisi de sanki bu ülkede, kürtlerden başka mağdur yokmuş gibi davranıyorlar. Hak istemekten ziyade, devleti dize getirmek istiyormuş görüntüsü veriyorlar. İş bu noktaya geldiğinde, yani BDP'lilerin ukalaca açıklamalarını duyduğumda, benim de herkes gibi dengem bozuluyor. Atalarımız, "fazla naz aşık usandırır" demişler. Esasen bu ülkede en az kürtler kadar, bir kısım türklerle diğer azınlıklar da demokratik haklarından mahrum yaşatılmaktadır. Durum buyken, hak ihlallerinin sadece kürtlere yapılıyormuş gibi gösterilmesi, bencilce bir yaklaşımdır. Üstelik bu tutum, "aşık usandıracak" noktaya doğru hızla yol almaktadır.

Dün akşam, CNN ye çıkan kürt kökenli bir konuşmacı Başbakan'ın, "Cezaevi ziyaretine gelen annenin, türkçe bilmediği için oğluyla konuşturulmadığı günlerin geride kaldığını" söylemesini eleştirdi ve "bu bir lutufmuş gibi sunuluyor" demeye getirdi. Doğrudur; gerçekten de bu bir lûtuf değildir, olması gerekendir. Öyledir de acaba bunun bir arka plânı yok mudur?

İnsanoğlu ne kadar da çabuk unutuyor! Sanki daha dün, "Vatandaş türkçe konuş!" sloganlarıyla sık boğaz edilenler, kendi dillerinde şarkı söyleyip dinleyemeyenler, konuşamayanlar, işkence edilip hakarete uğrayanlar onlar değildi. Sanki türkçe bilmediği için ifade veremeyen, buna rağmen Ankara'nın talimatıyla İstiklâl Mahkemesi'nde idama mahkum edilen genç kürt değildi! Düne kadar gıklarını çıkaramayalar, her konuştuklarında enselerinde boza pişirilenler, eski düzen karşısında sus pus olup pısanlar, müsamahayı görünce aslan kesildiler. Verilenlere gözlerini kapayıp, durmaksızın istiyorlar. İktidarın yaklaşımındaki samimiyeti ve içtenliği görmüyorlar ya da görmek istemiyorlar.

CNN muhabirine göre, Başbakan'ın Diyarbakır mitinginde fazla kalabalık yoktu. Gördüklerimiz ise, çoğunlukla taşradan gelmişti. Anlaşılıyor ki, merkezdekiler daha baştan Başbakan'ı dinlememeyi kafaya koymuşlardı. Her ne kadar meydanda, hatırı sayılır bir kalabalık gözlemlense de hadisenin göbeğinden yayın yapan tecrübeli bir muhabire inanmak zorundayım. Gözlerim onun anlattıklarını yalanlasa bile...

Bu yazımla, demokrasi konusundaki düşüncemin değiştiğini ilân etmiyorum. Sadece, yüz buldukça şımarmanın normal bir insan davranışı olmadığını hatırlatmaya çalışıyorum.

Resim: anadolugazetesi.net

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..