- Kategori
- Kültürler
Denizli'nin Şirin İlçesi Buldan...

Buldan'da bir sokak
Şirin sokakları, evleri, balcan-soğanı, koruk ekşisi, üzüm bağları, Dört Eylül İlköğretim Okulu’nun bahçesindeki altı köpek yavrusu, dalından kopmuş kayısısı, sıcakkanlı insanları, yukarı parkın köpüklü Türk kahvesi, Leodikya kazı ekibiyle yapılan kahvaltı, Hierapolis Buldan’dan arta kalan… Bahçeşehir Üniversitesi mimarlık öğrencileri ile gerçekleştirdiğimiz yaz okulu kapsamında rölöve-restitüsyon çalışmalarının yanı sıra Buldan’lı miniklerle yaptığımız Kültürel Miras Eğitimi ve belgeleme çalışmaları ÇEKÜL Vakfı’nın var oluş amacının sadece bir bölümünü oluşturuyor.
Buldan’ı, vakfımıza gelen tanıtım kitapçığında görmüştüm ilk kez, hemencecik orada olmak istemiştim. Ne demek istediğimi ancak o kitapçığa baktığınızda anlayabilirsiniz ya da bizzat gidip yerinde görerek.
Şirin mi şirin bir kent Buldan… Dokuma atar damarı, eskiye göre bayağı azalmış olsa da, gönüllere taht kurmuş. İşlerine o kadar bağlılar ki, motiflerine yeni açılımlar getirmediklerini görünce anlıyorsunuz ne kadar yürekten olduğunu. Yakın zamana kadar her evin altında bir atölye varmış, bütün aile yaz, kış çalışırmış. Evin küçükleri tatilde gezmek yerine ailenin gelirine katkıda bulunurmuş. Yani iki seçenekleri varmış önlerinde; okumak ya da çalışmak...
Hayatını biraz riske atmayı göze alanlar büyük şehirlere göç etmiş, kimileri gurbete gitmiş çalışmaya, tutunamayanlar geri dönmüş ait olduğu yere. Mekân değişse de onlar için önemli olan hayatla birlikte gösterdikleri çaba, çalışırken akıttıkları alın teriymiş. Katıksız emeklerinin hediyesi ise bir tatlı huzurmuş...
İpek böceklerinden yapılan şallar, kıyafetler ve örtüler çok kıymetli Buldan’da; nasıl olmasın ki, yumuşacık, pamuk gibi. Hele bir de ayva çekirdeği, palamut gibi doğal malzemelerle boyanmış kumaşlar, yıllar geçse de eskise de renginden hiç ama hiç bir şey kaybetmediğine şahit oluyor, büyüleniyorsunuz.
Sokak aralarında fotoğraf çekerken işittiğim dokuma makinelerinin sesi şarkı gibi ilişti kulağıma; sanki ilgilenene bir şeyler söyler gibi, daha da meraklanıyor, hemen bir başka sokağa dalıveriyorum; yeşil demir bir kapı çıkıyor karşıma, bahçesine kafamı uzatıyorum, her yer tertemiz ve meyve ağaçlarıyla kaplı, çıt çıkmıyor… Şöyle bir etrafıma bakınıyorum ve huzuru hissediyorum. Yürümeye devam ediyorum, birden burnuma buram buram erik kokuları geliyor, yanımda Sucu Mustafa’nın kızı Hülya abla var, ona soruyorum ve kokunun nereden geldiğini birlikte buluyoruz. Bir evin bahçesinde toplanan teyzeler kocaman kazanda erik kaynatıyor, bir bölümü kaynatılmış, süzgeçten geçirilmiş bile. Hemen ne yapacaklarını soruyorum ve en önemlisi de nasıl yapıldığını. Hemencecik anlatıveriyorlar, hiç nazlanmadan, sızlanmadan. Erik ekşisi yapıyorlarmış, yemeklerde kullanmak üzere…
Kentte insanlar öyle içten, mutlu ve yardımsever ki, şaşırıp kalıyorsunuz. Sokaklarda yürürken gördüğünüz herkes yüzünüze tebessümle bakıyor, siz de “Merhaba” demeden geçemiyorsunuz. Hemen ardından sohbet başlıyor...
Buldan’da üzümler Ekim ayında olgunlaşıyor, büyük bir bölümü sofralık olarak üretiliyor, az bir bölümü de kurutuluyor. Daha erken üzüm yemek isterseniz Tarsus’a gitmeniz gerekecek, şarap içmek isterseniz de Tavas’a…
Yorgunluğumu atmak üzere yukarı parka çay içmeye gidiyorum, bu sefer de fırından tam buğday ekmeğinin kokuları geliyor. Dayanamayıp bir koşu fırına gidiyorum, yuvarlak ekmek daha lezzetli önerisinde bulunuyor fırıncı amca ve hemen fiş kesiyor, teşekkür ediyorum. Ekmek kuru kuru yenir mi diye düşünürken simitçi geçiyor "İki simit lütfen" diyorum. Peynir önerisi getiriyor Yeşim, hiç aklımda yokmuş gibi davranıp koşar adımlarla Bekir amcanın bakkalına gidiyorum, bir sürü üçgen peynirim oluyor. Ağaçlarla üstümüz örtülü, güneşin hiçbir huzmesinin yer almadığı masaya kan kırmızısı çaylarımız da geliyor, keyfimize diyecek yok.
Pamukkale Kız Öğrenci Yurdu, botanik bahçesi gibi; yurt Müdürü Özcan Bey’in en büyük hobilerinden biri bitkiler, her yer ağaç ve çiçek dolu. Yurt bahçesindeki masalarda otururken sesliğin içinde zeytin ağaçlarının hışırtısı melodi gibi geliyor kulağınıza, yorgunluğumuzu unutuyoruz.
Beyler Konağı, Eklemeli Konak, Dokuma Pazarı Caddesi, PTT Binası, Yukarı Park kentin şahitlerinden. 20’ye yakın konak kısa zamanda pansiyon olacak. Ev sakinleri odalarını açacak size, yemekler hazırlayacak… Siz de bahçesindeki ağaçlardan meyve toplayacak ve toprağın kokusunu özlemle içinize çekeceksiniz.
Yeni bir kentle tanıştım, içim umut dolu… Bu satırları yazarken daha onlarcası beni de ekle, herkesin benden de haberi olsun der gibi mırıldanıyor, kulak asmıyorum. Benliğime eklenen, beni var eden ve şu anda bu duyguları hissetmeme neden olan Buldan’ı artık daha çok seviyorum.
Sevgilerimle,