- Kategori
- Spor
Denizli'nin taktik değişiklikleri Beşiktaş'ın mahkumiyetine dönüştü.

Bugüne kadar oynanmış maçlarda şampiyonluk yarışında olan takımlar arasında en mahkum oyunu hangi takım oynadı diye bir istatistik tutulmuş olsa herhalde Beşiktaş uzak ara diğer takımların önünde ilk sırayı alırdı.
Nerede geçen hafta Eskişehirspor karşısındaki taktik, mücadele, ezici üstünlük, nerede Ankaragücü maçındaki o silik futbol?
İsim olarak aşina olmadığımız, gözümüzün fazla görmediği hakem kardeşimiz Barış Şimşek 69. dakikada Vassel’in İbrahim Kaş tarafından düşürülmesine penaltı düdüğünü çalmış olsa belki de yeni bir krizin içine girmiş olacaktı, Beşiktaş.
Dün Beşiktaş’ın yeni ve etkili taktiğinden söz etmiştik. Ancak Mustafa Denizli Ferreri, Tello ve Ernst’in yokluğunda belki de kadrosunun buna uygun olmadığını düşündüğünden yeni yerine (çok) eskinin, denenmiş olananın güvencesine sığındı. Bu üç oyuncunun yerine forma giyen İbrahim Kaş, Uğur İnceman ve Necip üzerlerine düşeni çok da olumlu şekilde kullanamadılar, değerlendiremediler.
Kuşkusuz sadece Beşiktaş kötü değildi; bizim yakın takibimizin uzağındaki Ankaragücü çok iyiydi. Şu bir gerçek ki eğer lig yeni başlıyor olsaydı herhalde bu Ankaragücü zirvede yeralan beş takımı çok yakından takip eder zorlardı. Ama Galatasaray maçındaki görüntüsünden de çok farklı bir takım vardı sahada.
Vittek olağanüstü bir santrafor görünümündeydi ve iki İbrahim’i maç boyu fazlasıyla zorladı. Neredeyse maçı top kayıpsız kapattı. Futbolunun sonbaharına ulaşmış Geremi’nin sağ kanatta çok iyi şeyler yaptığını, futbolu çok iyi bilen bir oyuncu gibi görev yaptığını söyleyebiliriz. Vassel çok dağınık oynadı. Topları ayağında bekletti. Marek ve Rothen de tam görev adamı gibi oynadılar. Mehmet Çakır'ın kötü bir gününde olduğunu söyleyebiliriz. Garip şutlar çekti, durdu.
Ankaragücü’nün Beşiktaş’a karşı üstünlüğü sadece futbolcu temelinde oluşmuyordu; maç boyu akıllı ve yerden paslarla tam bir taktik disiplin gösterdiler. Topu havaya kaldırmamaya dikkat gösterdiler.
Beşiktaş orta sahayı kalabalık tutup, ilerideki Bobo ve Holosko’yu yalnız bırakarak maça başladı.
Necip ve Uğur zaman zaman birbirleriyle çarpışacak kadar yan yana oynadılar; hatta bölgelerini karıştırdılar. Ankaragücü’nün orta sahasının etkili ve kısa paslı oyunu nedeniyle de merkezde oynayan futbolcular çok ciddi görev karmaşası yaşadılar.
36. dakikada kameralara yansıyan Mustafa Denizli’nin yüz ifadesi bu maçı kazanamayacağına yönelik bir umutsuzluk çiziyordu. Mustafa Hoca bu çizgiyi son on dakikaya kadar yüzünde korudu. Yaptığı ofansif değişiklikler sonrasında orta sahanın ileriye çıkması sonrasında ilk kez Beşiktaş’ın etkili olmaya başladığını izledik. Serdar Özkan biraz daha dikkatli ve sakin oynayabilse Beşiktaş adına daha iyi bir şey yapmış olurdu.
Bütün olumsuzluklara rağmen 80. dakikada Bobo’nun kafa vuruşu bir karış soldan gitmiş olsa kuşkusuz bu yazının içinde taşıdığı duygu da değişecekti.
“Herşeye rağmen ligin sonuna doğru iyi futbol yerine puan önceliği vardır.” diyebilecektik, belki bütün futbol kamuoyu ile birlikte. Ancak maçı da kazanamayınca Beşiktaş daha eleştirilebilir hale gelmiştir.
Bu maç için Beşiktaş şöyle oynasaydı daha doğru olurdu yorumunu yapmak kolay değil. Çünkü rakip Beşiktaş’a futbol oynayacak alan bırakmadı. Üstelik bunu neredeyse 90 dakikaya yaydı.
Ancak Mustafa Denizli bütün oyuncuların Beşiktaş’ın sözleşmeli, profesyonel futbolcusu olduğunu söylese de üç as oyuncusunun eksikliğini fazlasıyla duymuş olduğunu söyleyebiliriz. Mustafa Hoca bu üç oyuncuya forma verme şansı olsaydı bu dizilişle oynamazdı diye düşünüyorum.
Necip kaptırdığı toplardan biri gol olmuş olsa belki de futbol yaşantışı Beşiktaş için Ankara’da biterdi. Çok etkisizdi ve bol hatalı oynadı.
Haftasonu maçları oynanmadan yorum yapmak için erken ama Bursaspor ve Fenerbahçe’nin ikisinin birden puan kaybetmesi az bir olasılık. Üstelik bu puan kaybıyla Beşiktaş’ın artık beraberlik hakkı da dolmuş oldu.
Sakat ve cezalı oyuncular yüzünden de olsa Mustafa Denizli’nin çok fazla taktik değişikliği yaptığını bunun da takım oyununa direkt olarak etki ettiğini söyleyerek tamamlayalım.
Uzay Gökerman