- Kategori
- Anılar
Deprem sonrası ( Bölüm 3 )

Bir tutkudur Değirmenderem
Evi sağlam olanların da evine girmeye korktuğu günler yine.
Değirmendere'nin renklerinden bana göre en renklisi Mehmet Erol kardeşim, ( Namı diğer Mikser Mehmet) eşini ve çocuklarını otobüse bindirerek Ankara'ya yakınlarının yanına gönderiyor. Tanımayanlar için Mehmet'in iki bacağıda doğuştan sakat ve koltuk değnekleri yardımıyla yürür. Ama tanıdığım bir çok sağlam insandan daha çok hayata bağlıdır ve hayat doludur. En sağlamım diyeni de parmağında oynatır, susuz getirir.
Yolcularını uğurladıktan sonra o ana kadar hiç bir plan yapmadığından bir anda paniğe kapılır, "ben ne yapacağım şimdi" ?
"Sokakta kalamam ya" diyerek korka korka apartmanın dördüncü katındaki dairelerine çıkar. Elektrik de olmadığından artık ne kadar zamanda ve nasıl çıktıysa kim bilir ? Bir de o günlerin korkulu olayı terk edilen dairelere dadanan hırsızlar vardır aklında...
Anahtarı uydurup kapıyı açar, içeriye girdiğinde bir çığlık kıyamet kopar.
Kendini yüzüstü yere atarken değneğin birini de en azından sağlam bir tane vururum diye elinde hazırlar. Karanlıkta koridorda ve yüz üstü herif ha saldırdı ha saldıracak. "Bir tane vururum neresine denk gelirse o arada bağırırım biri gelir diye korkar kaçar" diye düşünürken bekle bekle gelen giden yok. Bir iki dakika, beş dakika, on ve on beş dakika öylece yüz üstü yatıp bekler hala gelen giden yok. Usulca doğrulur biraz kendine gelir. Çakmak aklına gelir, aydınlanan ortamda ne olup bittiğini anlamaya çalışırken yerde kızının plastik ördeğini görür. İçeriye girdiğinde üstüne bastığı hani vik vikk diye ötenlerden...
Bu arada Mehmet'in hayat maceralarını da yazmaya başlarsak ayrı bir yazı dizisi olur, arkadaş muzurlukta sınır tanımaz. Önümüzdeki günlerde izin verirse yazarım.