- Kategori
- Güncel
Depremin bilançosu her geçen gün artarken, din sömürücüleri yine faaliyette...

Depremin bilânçosu beklendiği gibi her geçen gün artıyor.
En son verileri açıklayan AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi): Ölü sayısının 523, yaralı sayısının1650 kişi olduğunu, sağ çıkarılanların sayısının ise 185 olduğunu açıkladı.
Ülke olarak depremin yaralarını sarmak için seferber olmuşken, maalesef ülkeyi idare edenler, bu yardımların halka ulaşması için aynı gayreti göstermediler.
İktidarın bir yan kuruluşu gibi çalışan Kızılay, yerel yönetimi dışlayarak, yardımları kendisi dağıtmaya kalkınca, bölgede faaliyet gösteren cemaat ve tarikatların oyuncağı oldu!
Maalesef malzeme yüklü araçlar, bölgede kurulan çeteler aracılığı ile yağmalandı ve sonra da halka, satılmaya çalışıldı.
Herkes ihtiyacı olanı almak dışında, ne gördüyse hücum edip, şehre gelen yardımları yağmaladı. Bu yardımları koordine etmesi gerekenler de bu durumu seyretti.
Örneğin Van Valisi, depremin üzerinden onca zaman geçmesine rağmen, hala ulaşılamayan, yardım götürülemeyen köylerin olduğunu kendi ağzı ile söyledi. Hiçbir yönetici de bu valiye, sen orada ne işle meşgulsün, senin görevin ne diye sormadı.
Sayın Başbakan, sadece ilk 24 saat içinde başarısız olduklarını söyleyip, birlik beraberlikten bahsederken, dağıtılamayan yardımların sorumlusu olarak maalesef muhalefet partilerini gösterdi(!) Sayın Başbakan bu konuda çok haklı! Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli deprem bölgesine gidip, gelen yardımların önünü keserek, kendi partidaşlarına yardımları dağıttılar(!)
Ayrıca Sayın Başbakan 1999 depremi ile ilgili gerçekleri çarpıtarak halka anlattı. O depremi yolda yaşamış birisi olarak, dönemin Başbakan’ı Merhum Bülent Ecevit’in sabahın 6’sında deprem bölgesine vardığını canlı olarak seyahat ettiğim otobüsün televizyonunda izledim.
O tarihte nereye seyahat ettiğimi merak edenler için söyleyim, Antalya’dan Ankara’ya gidiyordum. Afyon’a girerken deprem oldu. Girdiğimiz tesiste bir saatten fazla bekledik. Yol boyunca otobüsün televizyonu açıktı ve deprem bölgesinden canlı yayınlar yapılıyordu.
Yukarıda depremin en son bilânçosunu verdik. İnsanlar depremin üzerinden beş gün geçmesine rağmen, hala açıkta kalıp, çadır bekliyorsa, buradaki çalışmaların başarısından bahsetmek mümkün değildir. Hala insanlara yardım ulaşmıyorsa, böylesi dar bir alanda yaşanan deprem felaketini, Gölcük depremi ile kıyaslamak ne kadar doğru?
İnsanlar cenazelerini yıkamak için şişe suyu kullanıyorsa, yapılan cenaze törenlerine yetkililerden kimse katılmıyorsa, yapılan yardımlar güvenlik güçleri tarafından korunamıyor ve gideceği yere ulaştırılamıyorsa, burada bir başarı söz konusu mu?
Tarikat ve cemaat üyelerinin kol gezdiği, yardımları kendi kafalarına göre dağıttığı bir deprem bölgesinde, üniversite öğrencilerinin bölgeye fuhuşu getirdiği, bu nedenle depremin olduğu ve ölü sayısının arttığı, radikal dinciler tarafından kulaktan kulağa yayılıyorsa, terör örgütü mensuplarının depremi istismar edip, gelen yardımları yağmalamasına göz yumuluyorsa, bir başarıdan söz edilebilir mi?
Gelelim bu ülkenin Hukuk Adamlarına: Siz bu ülkeyi seven herkesi bölücülükten içeri tıkmadınız mı? Parasız eğitim isteyen öğrencileri aylarca içeride tutmadınız mı? Türk Bayrağı astı diye dört gençten ikisini siz tutuklamadınız mı? Kitap yazmaya teşebbüs etti diye siz insanları aylardan beri içeride tutmuyor musunuz? Siz bu ülkede kuvvet komutanlığı yapmış paşaları, sözde darbe yapacakları gerekçesiyle içeri tıkmadınız mı? Bir sürü emekli ve muvazzaf asker, darbe yapacaklardı, laiklik karşıtı eylemlerin odağı kesimlerle mücadele edeceklerdi gerekçesiyle tutuklu değiller mi?
Eğer bu sorulara verilen cevap EVET ise, bu deprem bölgesindeki yağmalar için, karaborsa için, en önemlisi de çürük binaları yaparak insanların ölümüne neden olan, müteahhitler, mühendisler, izinsiz yapıya göz yuman belediye ve Bayındırlık yetkilileri ile yapı denetim firmaları için niye soruşturma açmıyorsunuz?
Yoksa ‘ileri demokrasi’lerde böylesi olaylar normal mi sayılıyor?
Tıpkı depremin kader sayıldığı gibi…