- Kategori
- Siyaset
Derdi neymiş?

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Avrupa Parlamentosu’nun Dışilişkiler Komisyon’unda, Müslüman çoğunluklara haksızlık yapıldığına ilişkin, Avrupalı milletvekillerinin soruları üzerine konuştuğu AP’nin toplam onbeş Komisyon üyesinin soru ve yorumlarını teker teker not alan Babacan, Macar Milletvekili Szen Ivanyi’nin "Ben Türkiye’deki iç siyasi durumdan çok endişeleniyorum. Gelişmeler endişe verici" sözleri üzerine, laikliğin tanımını yapma gereğini hissederek şöyle dedi: "Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor. Ülkede son dönemde laiklik eksenli bir tartışmaya tanık oluyoruz. Bizim laiklik tanımımız çok açık: Din ve devlet işlerinin açık şekilde birbirinden ayrılması. Devletin de bireylerin dininin gereğini yerine getirmesine müdahale etmemesi ve her dine aynı mesafede yaklaşması. Tabii bizim laiklik anlayışımızda, dini özgürlüklerin sağlanması önemli. Farklı inançtakilerin, inanmayanların da bu özgürlük ortamından faydalanabilmesi gerekiyor." demişti.
Tabi ülkemizde küçük bir kıyamet kopmasına neden olmuştu. Bu konu halen tartışılırken, aynı Bakan dün katıldığı bir TV deki sorulan soruya;
"Ben sözlerimin arkasındayım. Türkiye de Müslüman çoğunluk, dini sorunlar yaşıyor. Beni eleştirenlerin Türkiye'nin gerçeklerini tanımak için daha ciddi düşünmesi gerekiyor. Ciddi sorunlar vardır çözülmesi gereken... Türkiye'de özgürlüklerle ilgili sorunlar vardır ve bir kısmı çözülmüştür. Bizim bu sorunlara yok dememiz onları ortadan kaldırmaz.
Bunları reddetmek Türkiye'nin gerçeklerini anlayamamaktır. Önce gerçeklerle yüzleşeceğiz. Türkiye'yi daha iyi tanımak Türk insanıyla daha yakın temas kurmakla olur. Biraz daha, farklı kesimlerin, çevrelerin sorunlarını dinlemeliler faydalı olacağını umuyorum... Ve bana bu eleştirileri yapanlara da bunu öneriyorum." diyor Sayın Bakan.
Şimdi bir karşılaştırma yaparak bu sorunun ne olduğuna bakalım.
Ülkemizdeki olaylar, ne yazık ki, din eksenli bir kavga haline dönüştürülüyor.
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin!
Türkiye’de insanlarımızın dini vecibelerini yerine getirmelerinde zorluk var mı?
Bana ibadetimi yaptırmıyorlar! diyen kaç kişi var?
Ülkemizin 85 bin camisi açık değil mi? Günde beş vakit ezan okunmuyor mu?
90 bin din görevlisi yok mu? 35 bin cami yaptırma derneği faaliyette değil mi?
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi, 8 bakanlık bütçesine eşit değil mi?
Daha ne istiyorsunuz?
İlle de türban, ille de şeriat mı lazım?
Türkiye’yi neden bir din devleti haline getirmek istiyorsunuz?
Masum bir başörtüsü gibi tanıtılan türban serbest bırakılsa, bu kafalar kim bilir daha neler isteyecekler?
Şimdi rakamlara bakalım:
Türkiye’de yaklaşık 70 bin okul, 85 bin cami, 90 bin din görevlisi var. Dünyadaki tüm Müslüman ülkeler arasında en yüksek rakam!
Ülkemizdeki hastane sayısı ise camiden 70 defa daha az... Sadece 1220 sağlık kuruluşumuz var. Uygar ülkelerin en düşüğü!
90 bin din görevlisine karşılık 77 bin doktorumuz bulunuyor. (Ülkemizde 100 kişiye bir din görevlisi, 900 kişiye bir doktor düşüyor.)
Almanya’da 70 bin sağlık kurumu, 8 bin kilise, Fransa’da 60 bin sağlık kurumu, 9 bin kilise bulunuyor ve Avrupa’da artık hiç kilise yapılmıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışında devletten maaşlı görevlisi 1260 kişi...
Çeşitli yerli ve yabancı kuruluşların yaptıkları araştırmalara göre Türkiye’de şeriat isteyenlerin oranı yüzde 22. (Araştırma yapılabilen ülkelerin en yükseği.)
Türkiye’de cuma namazına gidenler 20 milyon kişi. (Nüfusu yaklaşık Türkiye kadar olan ve şeriatla yönetilen İran’da 7 milyon kişi.)
Dini kitaplara mı, bilimsel kitaplara mı inanırsınız? sorusuna Dini kitaplara inanırım diyenlerin oranı Bilimsel kitaplara diyenlerin iki katı. (30-35 yıl önce tam tersi idi.)
Sonuçların, istatistik yapılmayan Suudi Arabistan, Afganistan, Sudan gibi ülkelerde Türkiye’den daha kötü çıkacağı sanılmıyor!