Bazı zamanlar içimde, derinlerde saklanan gizli bir ikinci benin olduğunu,genel karakterime ters bazı kararlarımda yada aniden karar değiştirdiğimde, aklıma gelen bazı olmadık düşüncelerde hatta ummadık bir anda gösterdiğim tepkilerdeonun bir etkisi olduğunu düşünürüm. Hatta bazen şaka yollu böyle bir şey yaptığımda “biz” diye konuşurum.
Kişilik bölünmesinde muzdarip olmadığıma göre bunun benim günlük hayatımda pek kullanmadığım yaratıcı-sanatçı yönümün veya solaklığımınufak bir yan etkisi veya yansıması olduğunu inanırım çoğu zaman.
Yakın zamana kadar bu ikinci benin 20-22 yaş arası ergenlikten yeni çıkmış ama daha tam olgunlaşmamış (hoş hangi erkek tam olgunlaşır ki) ama kendin de her türlü şeyi yapabilecek gücü gören, cesaretli ve sorumsuz ama bir yandan da başarı vebeğenilmeyi isteyen bir delikanlı olduğunu düşünürdüm.
Ama son zamanlarda belki kendimin de yaşlanması, yolun yarısını geçmesi nedeniyle onun aslında bir kadın olduğunu veya bunun o gizli "kadın" yönüm olduğunu düşünmeye başladım. Eyvah acaba gizli “gay”miyim falan diye düşünmüyorum, merak etmeyin.Bence herkesin içinde karşı cinsinten az yada çok gizli bir parça var. Belki bendeki bu parça biraz daha fazla galiba.
İşte tam bu düşünceler içindeyken bir arkadaşımın hediye ettiği Ahmet Altan’ın “İsyan Günlerinde Aşk" romanını okurken 49. Sayfanın son satırları beni can evimden vurdu. "Evreka" diye bağrmak istedim.
“ o karlı gece de bir mucize gerçekleşiyor, her erkeğin en derinlerde, en karanlıkkuytularda saklanan kadınsı kırılganlık, bütün zayıflıkları, güçsüzlükleri, çaresizlikleri, sevilme ve şefkat görme istekleri ihtiraslı beklentileriyle uyanıyor, hiç bir erkeğin içindeki kadınsı yanının kılavuzluğu olmadan geçemeyeceği, içinden geçer geçmez unuttukları ve adına insanların aşk dediği o esrarengiz coğrafyaya Ragıp beyi çekip götürüyordu”
İşte" budur" dedim. Erkeğin içinde derinlerde, karanlıklarda gizli, çoğu zaman fark etmediğimiz veya fark etsekte itiraf edemediğimiz ancak aşk veya ölüm gibi sarsıcı durumlarda yüzeye çıkan “kadın” bundan iyi anlatılamaz. Zaten aşık olunca erkeklerin değişmesi, erkekler tarafındayazılan onca roman, şiir ve şarkıyı bundan iyi ne açıklayabilir.
Ama galibi en acısı günlük hayata geçince “geçtiğimiz yolu” unutmamız ve o yolu tekrar bulamadığımız için kadın yönümüzü tekrar yok farz etmemiz. Sanırım erkekler bu "kadın" yönümüzle biraz daha bağlantıda olabilsek dünya daha sevgi dolu bir yer olabilirdi.
Bir sonraki paragraf ise benim hep söylediğim hatta bir blog yazdığım “kadın sevgiyi oluştur, erkekse sevildikçe sevgiyi büyütür” tezimin usta bir kalemce yazılmış, olabilecek en edebi ifadesiydi;
“ Dilara hanım erkekleri etkileyip kendilerine bağlamayı bilen bütün kadınlar gibi kısa bir sürede Ragıp bey’in içindeki bütün erkeklerin aşık olması için mutlaka uyanmasına ihtiyaç duydukları ve varlığının asla farkına varmadıkları kadınsı yanını uyandırmış ve sevilme isteğini hareketlendirmişti.”Umarım o gizli kadın yönümüzle daha çok bağlantıda olurum. Biz erkekleri o gizli kuytularda sakalanan, çoğu zaman varlığını bile inkar ettiğimiz kadınsı yanımızla ve aşkla tanıştıran, tüm o eserlerin yaratılmasına sebep olan kadınlara tüm sevgi ve saygılarımla...