- Kategori
- Eğitim
Ders zili gelecek içindir
Ülkemizde 18.000.000 öğrenci hafta başında okula başladı diyor ajanslar. (Yüksekokullar hariç)Her aileyi ideal olandan yani 4 kişiden hesapladığımızda büyük çoğunluğun eğitimden etkilendiğini görürüz.
İşte bu nedenle eğitim, iktidarları hep ilgilendirmiştir. İnsanlığın ilerleme ivmesi yönünde kazandığı özgürleşme ve özgürleştirmeye yönelen eğitimi “istendik yurttaş” yetiştirme şekline çevirdiler. Gramsci; “İnsanları kafasından yakalayacaksınız!” demişti ya öyle yaptılar ve kafasından yakalayınca; kolu, bacağı, gövdesi kendiliğinden geldi. İnsanları kafalarından yakalayabilmek için, beynin biçimlenmesi aşamasında etken olan inançları kullanıp yönlendirmek gerekir. Dinsel inanç adı altında, duygu ve düşünceleri uyuşturan, yozlaştıran ve sorgulamayı engelleyen bir takım dogmalar üretmek gerekir.
İktidarları yönlendiren sermaye grupları eğitimin, kişi boyutunu aşan; kitap, araç-gereç, yiyecek, giyecek, servis, bina, çalışan, vb kattığımızda en büyük ticari sektör olduğunu da gördüler. İktidarları yönlendirip işbirlikçi duruma getiren ve dünyaya ticari bakan sermaye bu sektöre el attı. Çünkü kafaları değiştirirken sermayeyi elde etmek de gerekliydi.
Yukarıda üç paragrafta özetlemeye çalıştığım süreç yüzyılları kapsadı. Krizlerle kendini yenileyen kapitalizm 1980'lerden sonra tek kutuplu dünyaya geçişin de şımarıklığı ile eğitim ve sağlığı özelleştirmeye yöneldi. 1995 yılında dünya ticaretinin yönlendiricisi Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü önderliğinde dayatılan anlaşmalar imzalandı.
Hiç olmayan ama bize ezberletilen devlet baba; eğitimde istediği tip yurttaşı yetiştirmek için eskiden vergilerimiz ile bize hizmet eder iken artık onu da bırakıp bir şekilde velilerden alınan paralarla eğitim hizmeti veren yapıya dönüşmüş oldu, özelleşme hız kazandı.
Eğitimin ticarileşmesi yanında; imparatorluktan kurtulan coğrafyamız için laik eğitimin temellerinin atıldığı kuruluş aşaması bir başarıdır. Ancak yukarıdan gelen değişim tabana yayılamamış ve eğitim süreçlerinde laik ve sorgulayan cumhuriyet yurttaşı, başarılı Köy Enstitüleri denemesine rağmen yeterince sağlanamamıştır. Sonrasında taban siyaseti denerek sağ ideoloji egemen olmuş ve bir sonrakini besleyip büyüterek günümüze gelinmiştir.
AKP iktidarı kuruluş yıllarının tek tip yurttaş oluşturma biçimine karşı olarak özgürlük dilini kullanarak yönetime gelmiştir. Ancak kurucu iradenin laik eğitim modeline karşı olduğunu da gizlememiştir. Kuruluş yıllarındaki laiklik karşıtlarının dilini kullanarak dini mağduriyetleri kullanmıştır. Çünkü asıl amaç; iktidar olup kafaları ele geçirmektir. Öte yandan eğitimi ekonomisini dünya sermayesine açarak (global!) destek görmüştür.
Kültürümüzde olan “devlet baba” imgesinin rüya olduğunu anlayamayan, “devlet iyi eğitir, dini de devlet vermelidir” algısını aşamayan bizler bu öngörüsüzlük sayesinde sessizliğimizi koruduk. Bu gün geç kalınmış mıdır? Elbette. Ama yapacaklarımızı bilir ve planlı, örgütlü olursak ülkemizde laik, bilimsel, çağdaş, kamusal eğitim; kuruluş felsefesindeki amacı da olumluluk anlamında aşarak günümüz modern toplumları durumuna gelebilecektir.
Ne yapmalı?
Devletin sosyal devlet olmadığını ve bizim geleceğimizi dinsel ve etnik yapı olarak tekleştiren amacını görmeliyiz. Vergilerimizle, bağışlarımızla veya emeğimizle var ettiğimiz eğitimde taraf olmalıyız.
Öğretmenimize güvenebiliriz ve güvenmeliyiz de. Ama bilmeliyiz ki; eğitimde öğretmenin etkisi her gün azalmaktadır ve fikri, irfanı ve vicdanı hür eğitimciler her yıl yok olmaktadır. Eğitimi evrensel aydınlanma anlamında yorumlayan ve bunun mücadelesini veren eğitimciler her zaman olacaktır ve bizler onları, örgütlerini elbette destekleyeceğiz. Ama eğitimi sadece eğitimcilere bırakamayız.
Somut durumu gördük ülkemiz özelinde. Devlet yani kamu laik olmadığında dinsel aidiyetler tercih edildi ve devleti ele geçirmeye çalıştı. Diyanet kurumu devleti laiklikten uzaklaştırdı ve her zaman dinsel inançlarımız saygısızca(!) kullanıldı.
Eğitim kurumları dini eğitim kurumlarına dönüştürüldü. Din eğitimi örgün ve yaygın eğitimin önüne geçti.
Eğitimde laikliği anlamıyla uygulayamadığımızdan nasıl çağdışı bir duruma geldiğini gördük. Öte yandan ticari duruma düştüğünü de yaşıyoruz. Bu iletişim çağında bunu irdelemek de kolay, araştırıp okuyabiliriz. Önemli olan bu tespitleri bilmek ve yapmak değildir. Önemli olan bildiğimizi harekete dönüştürmek ve müdahil olmaktır.
Bizler çok bir şey istemiyoruz; çocuklarımıza, okullarımıza sahip çıkıyoruz.
1-Her gün çocuklarımızı gönderdiğimiz okulların güvenli olmasını istiyoruz.
2-Ödediğimiz vergilerin okullarda çocuklarımız için kullanıldığını görmeyi bekliyoruz.
3-Eğitimin bir kamu görevi ve sosyal hak olduğunu biliyor ve istiyoruz.
4-İktidarların devlet eliyle dini eğitim dayatmasına, tüm okulları imam hatip okullarına dönüştürmesine itiraz ediyoruz.
5-Çocuklarımızın yönetici ve öğretmenlerinin keyfiyetle değiştirilmesine karşı çıkıyoruz.
6-Çocuklarımıza yönelik her türlü sosyal aktivitenin okullarımızca düzenlenmesini talep ediyoruz.
7-Laik, bilimsel ve nitelikli, kamusal ve parasız eğitim istiyoruz.
Giden çocuklarımızdır, geleceğimizdir, ülkemizdir. Belki kendi çocuğumuzu modern aile ortamında, pozitif bilimle, evrensel bir yurttaş olarak yetiştirebiliriz. Ama bu kurtuluş olur mu? Sokak, mahalle, iş yeri yobazlığın işgalinde ise ülkeden kaçışı mı düşünecek gelecekte?
Toplumsal sorunlar dört yılda bir sandıkta oy kullanmak ile çözülmez. Hayat her gün yeniden başlayıp 365 gün 24 saat devam ediyor ise biz de olumluluk anlamında hayata 365 gün 24 saat müdahil olmalıyız. Veli Dernekleri bir araçtır bu mücadeleye, unutmayalım…
Zil çocuklarımızı okula başlatırken bizi de geleceğe dair uyaran zil anlamında olmalıdır.