- Kategori
- Eğitim
Dershane gerçeği
Günlerdir tartışılan dershaneler kapatılsınmı-kapatılmasınmı tartışmalarını yakından izliyorum. Hem de 27 yılını bu sektörün her kademesinde geçirmiş kişi olarak. Bazen televizyonun camından girmek bazen de stüdyolara ışınlanmak istiyorum. Neden mi? Hayatında belki bir kaç kez bu konuda düşünmüş olan (onda bile şüphelerim var.) kişilerin çıkıp büyük büyük laflar etmesi. Bunlardan biriside akşam NTV nin yakın plan proğramında gerçekleşti. Mustafa Karaali ve Murat Yetkin konuk. Hep yasaklara karşı olan(ama bu konuda biribirden yasakçı olan) hükümetin hiç bir icraatını eleştiremeyen Mustafa Karaali çizgisini sürdürüyor. Hatta kapatılsın ki yeni arayışlara girilsin, doğrusu o zaman bulunur diyor. Pes doğrusu diyorum. Doğrusu bulununcaya kadar geçen zamanda ne olacak? Zamanı donduracak, öğrencilerin büyümelerini bir üst okula gitmesinide mi doğruyu buluncaya kadar askıya alacaksınız. Murat Yetkin dershanelerde test sorusu çözme alışkanlığından başka bir şey yapılmadığından bahsediyor. Bunun adına eğitim filan denmez diyor. Bu şekilde öğrencilerin bir anlamda tesadüfen bir yüksek okula gittiğini söylüyor, başka bir deyişle test sınavlarının belirleyici olmadığını, doğru bir seçme yapmadığı anlamları çıkarılabilecek cümleler kuruyor. İşte ben bu noktada dayanamıyorum. Çünkü biraz bu konular bilinse her iki konukta Boğaziçi-ODTÜ-İTÜ-Bilkent-Koç ve Sabancı gibi devlet veya vakıf üniversitelerini kazanan öğrencilerin o okulları başarıyla bitirdiklerini de bilir. O üniversitelerde Türkiye'nin en elit öğrencilerinin yetiştiğinide. Kapasiteleri yetersiz olsaydı ve bu sınav bunu ölçemeseydi o öğrencilerimizin çoğunun üniversite eğitimini tamamlayamaması gerekirdi.
Bütün bunların yanında orta öğretimde neler yapıldığına dikkat çekmek gerekiyor. Her sınav sonrası binlerce sıfır çekenler ve okul birincilerinin durumu gündeme taşınarak aslında dikkat çekiliyor. Ancak çözüm, maalesef kocaman bir hiç. Ayrıca dün başbakan yardımcısı Bülent Arınç; en büyük bütçe Milli Eğitimin, tablette dağıtıyoruz, akıllı tahtalar da var dershaneye ihtiyaç olmamalı diyor. Bir eğitimci olarak hatırlatmak isterim ki; onlarla olmuyor. Akıllı öğretmen ve öğrencilere gereksinim var. Kısacası herkeste bir akıl var ama onu verimli kullanacak daha akıllı yöneticilere ve eğitim-öğretimi yap-boz haline getiren bakanlık anlayışından kurtulunması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde işler iyi yürütülürse, tamamen öğrenci ve velinin özgür iradesiyle ilgi gören kurumlar ilgi görmez ve kendiliğinden kapanır. Yoksa devlet zoruyla kapatılmanın ne sonu gelir ne de akla mantığa uyan tarafı olur.