- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dil ile karakterin gücü
Dili iyi kullanmanın çeşitli teknikleri var.
Sesi kullanmak ilgili olanlar:
Prozodi, artikülasyon, fonetik, telaffiuz gibi şeyler. Doğru nefes alma, diyaframı kullanma, şan yeteneğini geliştirme gibi şeyler.
Anlatım teknikleriyle ilgili olanlar:
Söylenecek şeyin iyi bir sıra düzene konulması. Dinleyene saygıyı ve onun bilinç akışını düşünen bir anlatım tekniği. (Bu yazılar açısından okurun bilinç akışını dikkate almadır)
Destek kuvvetlerle ilgili olanlar:
Kişisel bakım, iyi hissetmeyi sağlayacak koşullar, destek materyaller, uygun ortam.
Ve belki başka şeyler.
Benim diyeceğimse;
Bütün bunların kaynağına ilişkindir. Yöntemleştirilmiş şeyler pek çok şeyi iyi bir düzene sokar ve bu nedenle yararlıdır. Ama aynı düzene sokma durumundan dolayı, durağanlık ve baskı içerir. Olayı mekanikleştirir. Yöntemleri bilmek ama bunun mekanikliğinden kurtulmak için, -çünkü işin özüne sahip olmayıp biçimine sahip olmak insanı akılsız robot haline getirir-çekirdekte yatan iyi düşünebilme becerisi üzerine çalışmayı gerektirir.
Hem yöntem bileceksin, ama hem de, yöntemleri oluşturan organik düşünme yetini hep hazırda tutacaksın, geliştirmiş olarak.
Dili kullanmayı ya da herhangi bir davranışımızı eylem diye tanımlarsak;
Düşünme, eylemden önce ve onu kuşatan, ona daha yukardan bakan olabilmelidir.
Düşünme eylemden önce olursa, eylem oluşmadan eylemi düşünerek belirleme imkanına sahip olur.
Düşünme eylemi kuşatan olursa, eylem gerçekleştiği anda dahi, onu kendine nesne edinebilir. Böylece bir eylemin önünü sonrasını etkisini niyetini hesaba katabilir. Bu ise iletişim için önemlidir.
Düşünme ile eylem eşzamanlı olursa durum kötüdür. Çünkü düşündüğün anda eylediğin için, eyleminin olumsuz etkilerine açık olursun. Ve düşünme, eylemin içinde kaybolur. Onun öncesini sonrasını bilmediğin için, ne olup bittiğini algımadan her şey olup biter. Süreci kontrol edemez, yönlendiremezsin ve tekrar üzerinde düşünmediğin sürece, esasında ne olduğunu anlıyamazsın.
Bu nedenle iyi konuşmak için ve etkili olmak için, düşünmeyi eylemden ayırmak ve onu kuşatıcı hale getirmek gerekir.
Örneğin, size yönelik bir etki oluştuğunda, bu etkiye anında karşı bir tepkide bulunmak, düşünme ile eylemi eşzamanlı hale getirir. Size yönelik etkinin ne olduğunu, niyetinin ne olduğunu, neden başladığını ve nereye varacağını anlamadan tepki verdiğiniz için, yarattığınız durum bir karmaşadır. Size yönelik bir etkiye, bütün bunları anlayacak şekilde, o etkiyi, düşünmenize nesne ederek yaklaşmanız gerekir. Yeterli sonuçlara ulaşmak için, eylemi sorgulamanız da gerekir. Artık sonunda düşünme bir karara varır ve tepki ancak ondan sonra ortaya çıkar.
Bunu dilsel iletişime uyarladığımız zaman; düşünme nasıl bir tepki vereceğini bildiği için, karşıdakini doğru anladığı için, karşıdakini yakalayan, yani onu etkileyen bir cevap verir. Konuşma kendini iyi ifade eder, çünkü incelenmiş, gözden geçirilmiş ve ortaya çıkmıştır. Böyle bir karşı tepki, hiç kuşkusuz, gereksiz ve fazla sözlerden de arınacaktır. Karşındakini anlamadan, refleks tepkiler, hem dilsel, hem bilinçsel, hem de ruhsal tepkiler, karşılıklı akışı bozar, uyum gider. Bunu yaratan fazla ve gereksiz kurulan sözler ve karşıdakini anlıyamamanın yol açtığı uyumsuzluktur.
Dili ya da davranışlarımızı iyi kullanmak, düşünmeyi iyi kullanmaktan geçer. Gelen etkiyi ciddiyetle ve saygıyla değerlendirerek, onun ne olduğunu anlamak ve ona doğru karşılık vermek ve bunu yaparken, fazlalığa, gereksizliğe düşmemek.
Düşünme hiçbir zaman eylemin içinde kaybolmamalıdır. Eylemin içinde kaybolduğunda monologa düşer. Karşıdakini anlamaz, onu dinlemez, kendini baskın hale getirmeye çalışır. Karşıdakinin neyi neden dediğinin bir önemi kalmaz. Fazlalaşır, gereksizleşir ve iletişimden çok farklı bir şey hale gelir.
Düşünme, eylemi her an kuşatıcı olarak değerlendirmelidir. Hem karşıdakinin eylemini hem de düşünenin kendi eylemini. Karşıdaki bir şey söylerken, o söylediği şeyin doğrudan gösterdiğinin ötesindekini anlamaya çalışmalıdır. Eğer biz, dilegelen sözün ne olduğunu sadece o anda o ifadede aktarılan ile anlamaya çalışırsak, karşımızdaki kişiyle doğru iletişimi çoktan kaçırmış oluruz.
Her eylemi, sözü, davranışın niyetini, kendisinde dile gelenin ötesindeki verilerle anlamak gerçek iletişimi sağlar. Böyle bir iletişim az ve özdür, tatlıdır, karşıdakini yakalayandır, uyum ve kişiler arasında daha üst noktalara ilerlemedir. Bu ilerleme ayrıca hayattaki ilerlemedir. Doğru iletişime giremediğimiz zaman hayatta da ilerleyemeyiz. Hayattaki ilerlemeden kasıt iş güç para vs. kazanmak değil. Hayat yaşantısal derinliklere sahiptir. O derinliklere ancak kademe kademe gidilir. Tıpkı denize dalar gibi. Doğru iletişim kuramıyorsanız, hayatta, yani onun inceliklerinde, ayrıntılarında niteliksel kademelerinde, yol alamazsınız.
Başkasıyla doğru iletişim kuramıyorsanız, aslında hiç kuşkusuz kendinizle de iletişim kuramıyorsunuzdur. Bu şu demektir ki, tek başınalığınızın da denizlerine dalamıyorsunuz.
Hiçbir eylem sadece gösterdiği değildir. Muhtemelen -bir rakam atacak olursam- olduğu şeyin onda biridir. İyi iletişimci, doğru düşünen, bu onda dokuzu da görmeye çalışarak o eylemi anlamaya çalışır. Bunu anlayıp gereğini yaptığı zaman karşımızda muhteşem bir insan var demektir.
Bu muhteşemlik çok basit bir şeydir aslında. (1) Sizi, sizin de farkında olmadığınız noktalarda doğru anlamak, (ve sizi sadece sizi doğru anlamak için doğru anlayan, yani, sizi alt etmek, sizi yenmek, size üstün bakmak, sizi kandırmak, sizi kullanmak vs. için sizi doğru anlamaya çalışmayan. Sizi sizden daha iyi anladığını anladığında dahi bu yollara sapmayan, çünkü aslında olaya böyle bakan biri sizi hiçbir zaman anlayamazdı, çünkü egocentrik davranır ve bu da onu, kendi hayal dünyasının prensi ya da prensi kılardı sadece) ve (2) anlamın gereğini, fazlalık ve gereksizlik içermeden (3) karşınızdakinin lehine olanı gözetecek şekilde (bu -görünüşte- olumsuz olanı yapabilmekten de geçer, bu nedenle cesaret gerektirir) yapmaktır.
Bir insann bu noktaya gelebilmesi hiç kolay değildir. Çünkü en çağdaşlarımızda ve en resmi eğitimlilerimizde bile muhteşem bencillik, egocentrism vardır. Snobizm, ekabirlik, ne oldum delisi, sınıfçılık, statücülük kol gezer. Bu tür insanların birini doğru anlaması imkansızdır. Çünkü merkezde başkası yoktur kendisi vardır ve her şeyin o kendi egosuna hizmet etmesini ister. Hayata karşı alıcıdır, yararcı ve pragmatistir. O nedenle ancak ötekine verilmişlik ile ortaya çıkacak ötekini anlama duygusu bunlarda oluşmaz. Bu tür insanların da iyi ilişkiler kurduklarını bu ilişkilerde iyi olduklarını gözlemlemiş olabiliriz. Bu türden iyi ilişkilerin sırrı, iyi iletişim değildir her zaman. Nadiren böyledir. İyi ilişkilerin sırrı çoğunlukla çıkar ilişkilerindeki dengedir. Canım-cicimcilerin çıkar ilişkileri bozulduğunda ne kadar hızlı bir şekilde senin gözünü oyarımcı olduklarından da biliriz bunu.
Velhasıl dili iyi kullanabilme tekniğinin gerisinde sağlam ve sahici bir karakteri ve bunun organik düşünme gücü yatmakta görünmektedir.