- Kategori
- Teknolojinin Geleceği
Dinlemeye takılanlar

Çilingir sofrası, her sınıftan insan hem keyif, hem de iş yaşamında önemli bir yer tutmaktadır.
İş dünyasının, her anı işle dolu, ömürlerini şirketleri için tüketen emektarlarıdır iş adamları. Öyle zor ve meşakkatli bir yükü omuzlamışlardır ki! Çoluk-çocuk, eş-dost sanki yetim kalmış gibi bir kenarda unutulmuştur. En az iş adamları kadar devletin kurumlarının başındakiler de bu meşakkatli yolda yürürler.
Yorucu bir günün ardından bir tek atıp, iki çift laf etmek için kendilerini lokallere atarlar. Birkaç saatlik dinlenmeyi de çok görmemek gerekir onlara!
Sıkıntılar içinde kıvranan iş adamlarımız işsizliğin gözünün kör olmasını bekleyen işçilere göre daha girişimci ve atak bir karaktere sahiptir. Ne de olsa girişimci burunları ile en küçük bir iş kokusunu kilometrelerce öteden almaları mümkündür. İşte bu iş adamı abilerimiz durgunluk ve sıkıntı içindeki günlerden birinde boğaz kıyınsında nezih bir mekanda oturmuşlar bir söz meclisinde sohbete koyulmuşlar.
Laf bu nereye toslayacağı belli olmaz ya! Gelmiş çatmış parasal mevzulara toslamış. İçi, iş aşkı ile kavrulan iş adamı abilerimizden biri, baklayı iyice ıslattıktan sonra atmış ortaya:
- “Kuruduk işsizlikten, oğlanın arabasının yeni modeli çıkmış. ‘Baba ya! Sokağa çıkmaya utanıyorum.’ Diye yakınıyor. Kızın durumu başka bir alem. Son sevgilisi postaladı. Yaylaya, Laylaylom’a para gerek. Karı desen iki tane Çin vazosu daha görmüş. Çek koçanını bitirdi şimdiden. Yeni müzayedeye de 10 gün kaldı... Valla lokmalar boğazımda düğümleniyor. Bir işler yapalım da kursağımıza aş girsin.” Deyince bunu duyan diğer bir iş adamı Mehmet bey, hemen atlamış lafa balıklama:
- “Valla lafı ağzımdan aldın. Ben de onu diyecektim. Bir işler bitirelim de şu göbek küçülmeden takviye edelim yağları.. Yoksa ziyan olacak terzi Murtaza’nın diktiği pantolonlar. Bu yaz yöresel stiller moda diye 10 15 tane diktirdim.” Dediğinde başka bir tanesi hemen girmiş araya:
- “Haftalardır elbise provası diye terziye gidip duruyorsun. Derdin pantolon muydu? Tabi göbek özel olunca pantolon da özel olacak. Dimi?” Dediğinde Mehmet bey:
- “Pantolon deyip geçme! Bizim köyde giydiklerimiz vardı. Ağı dizlere kadar sarkardı. Demirci körüğü gibi üfür, üfür. Burası şehir ya! Uymuyor tabi. Ama moda olunca hemen Murtaza’ya koştum. Provası ile az uğraşmadım. Parasında değilim. Emeğine yazık!” Dedikten sonra devlette en genelinden müdürlük yapan bürokrat arkadaşına dönmüş ve patlatmış lafı:
- “Hocam! Sizin kurumda iş miş yok mu hiç! Bu aralar ihale mihale... İyice yolsuz bıraktınız bizi!” Bunu duyan bürokrat abimiz genel müdür Ali bey durur mu? Altında mı kalacak lafın... Viskisini masaya bırakıp kollarını geriye doğru gererek kabaran bir eda ile, sevgili dostlarına:
- “Sevgili dostlarım. Siz beni tanımamışsınız. Ben kimseyi boş göndermedim. İş olmasa yaratırız... Derdiniz ticaretiniz ise çözeriz. Dartanyan’ın sloganını bilirsiniz. Birimiz hepimiz.. Hepimiz birimiz için!” Demiş kılıç edası ile uzatmış kadehi arkadaşlarına doğru. Tokuşturmuşlar kahkahalar içinde! Dibini bulmuşlar şişelerin. Hafiften demlenmeye de başlamışlar. Bir iki dakikalık düşünce şansını iyi kullanan bürokrat abimiz parmağını öğretmen sopası gibi tutarak başlamış nutkunu okumaya:
- “Biz bir ticaret kanalı açarız...” Deyince iş adamı abilerin damarlarındaki tüm kan yukarı hücum etmiş. Tombul yanakları pembecik oluvermiş. Bürokrat arkadaşlarının sözlerine dikkat kesilmişler. Planlamacılık ve yönetme zaten hamurunda olduğu için pırt diye fikir çıkarmak kolay tabi! Hemen anlatmaya başlamış:
- “Şimdi kardeşlerim... Artık tek bir noktadan büyük paralar koparmak dikkat çeker. Köprüler, barajlar, tüneller, otoyollar ile uğraşmak zahmetli. Bunun için genel kapsamlı bir operasyon gerekli. Hedef sektörümüzü ve oluşturacağımız rantı ziyan etmemek için hazırlık yapmalıyız. En önemlisi de ranttan pay kaptırmamak. Hedef sektör doğru belirlendikten sonra gerisi kolay...” İş adamlarından biri hemen lafa girmiş:
- “Bir yasa çıkaralım! Vatandaşlık numaralarını plakalara yazdıralım. Vatandaşa 70 milyon plaka satalım!” Dediğinde muhabbete şahit olan garsonun gözleri büyümüş! Şaşkın ve biraz da cahillikle sormuş orta yerden pat diye:
- “Ağam! Plakaları neremize takacaz!” Garsonun safça sorduğu soru planın çürümesi için yetmiş. Vaz geçilmiş fikirden oracıkta. Bir iki dakika geçmemiş ki:
- “Bir yasa çıkaralım! Bütün evler beyaz boyansın. Benim boya fabrikam var. Satışlar 10 kat artar! Bizim köyde hep kireçle badana ederlerdi.” Diğeri durur mu? Hemen Mehmet bey de atlamış:
- “Bir yasa çıkaralım! Bütün memurlar mavi elbise giysin! Tıpkı postacılar gibi! İhaleyi alır bir iki fabrika kurarım. Başına da bizim terzi Murtaza’yı korum!” Bunu duyan Ahmet bey, Mehmet beye:
- “Murtaza ile baya samimisin bu aralar..” Diyerek gülümser...Diğer bir iş adamı ortaya seslenerek:
- “Bütün okullara bilgisayar aldıralım. Bu aletlerin ömrü 2 yıl filandır. Her seferinde taze para!” Dediğinde bürokrat abimiz Genel Müdür Ali bey:
- “Bilgisayar işleri teknik işler. Bilmen gereken çok şeyler var. Önce bilgisayarın B’sini bilmek, tanımak gerek! Onlar bizi aşar!” Diyerek arkadaşlarının yanlış yollara sapıp, yanlış kapılara toslamasını önlemiş! İş adamı bu! Adı üstünde! Durur mu! Hemen bir iş daha bulmuş:
- “Geçen seneye kadar kaldırım taşından iyi para çıkartıyorduk. Yasa çıkartsak. Asfaltı yasaklasak! Hem çevreye de zararlı. Arnavut kaldırımı yapalım sokakları.” Deyince diğer biri:
- “Bak bu olur. Her kenti takımının rengine boyarız. Bütün dünyada tanınırız..” Deyince bürokrat abimiz Ali bey:
- “Bunlar güzel de! Zaman isteyen şeyler bunlar.. Bir yol işi 2-3 yıl sürer. Evleri boyatın desek süre vermek lazım. Ha babam bekle! Ama öyle bir şey bulmalıyız ki! Şip şak bitmeli!” Dedikten sonra ortalık bir anda durulur. Koca kafalarında zeka tanecikleri bir oyana bir bu yana zıplayıp fikir aramaya başlıyor. Sessizliği bozan tek şey Genel Müdür Ali beyin tuvalete kalkışıdır. Tarihi eser olduğu için el sürülemeyen, barok tarzı 30-40 metre karelik geniş bir odanın tam ortasında bulunan alaturka helasında hacet gidermek için çömelmişken izleniyormuş hissine kapılır. İçi bir tuhaf olmuştur. Ürkek haline yakışan bir hışım ile toparlanıp geri döner. Salonun ortasında küvet gibi duran yekpare mermerden şadırvanın havuzuna elini sokarak ıslatıp yüzünü mest eden Ali bey, sessizliği bozar:
- “Fotokopi!” diye bağırır. İş adamları bir ağızdan:
- “Öyle müdürüm! Hepsi fotokopi! Hiç iyi bir plan yok.” Derler. Genel Müdür Ali bey masadaki yerine kurulur ve yine konuşur:
- “Arkadaşlar yanlış anladınız. Planımız fotokopi! Yani fotokopi makinesi satacaz. Yani siz satacaksınız.
Şimdi plan şu:
Biliyorsunuz devlet demek evrak demek! Evrak demek kağıt demek! Şimdi biz olur olmadık evrakları, gerekli gereksiz her durumda isteyip kullanılsın kullanılmasın fotokopi isteyen genelgeler ve yönetmelikler çıkaracağız. Ülkenin her yerinde büyük bir evrak patlaması olacak! Evraklar nasıl çoğaltılacak! Tabi ki fotokopi yapacaksın! Şimdi sizler yurdun dört bir yanında kütür, kütür fotokopi makinesi satacaksınız.
Kurumlar resmi yazıları alınca mecbur! Alacaklar makineleri koyacaklar ofislerinin bir yerine.
Her şehirde onlarca makine satılır.
Milyonlar, milyarlar, trilyonlar... Tabii dolar cinsinden.
Gelsin tonerler, gitsin kağıtlar. Bu da cabası!” Dedikten sonra iş adamlarının mutluluğu yüzlerinden okunuyor. Birkaç saatlik viski sohbetinden bile iş çıkarmış olmanın mağrur gururu ile evlerinin ve garsoniyerlerinin yolunu tutuyorlar...
Bu günlük bu kadar...
Hep sevgi ile kalın
Murat Sevgi
_____________
Not: Yazıda geçen tüm kişiler ve mekanlar hayal ürünüdür. Olaydaki kişilerin ve mekanların gerçek kişi ve mekanlara benzemesi sadece Türkiye'de yaşanan çürümüşlüğün sebebidir.