- Kategori
- Öykü
Direniş
Kıbrıs Barış Harekâtı günlerindeydik. Daha Söke’ye yeni gelmiş televizyonlarımızda ekranlara Ecevit sık sık çıkıyor, Hasan Mutlucan kahramanlık türküleri söylüyor, arasıra da mehter marşları çalıyordu.
O günlerin gece yarılarından birinde uykudayken aniden kapımız vurulmaya başlandı. Şaşkın bir şekilde yataktan fırladık. Komşularımız bağırıyorlardı:
- Çabuk evden çıkın. Yunanlılar Söke’ye bomba atacaklar!
Koca şehir siren seslerinden geçilmiyordu. Gece yarısı siren sesleri. Şehirde telaş, mahallelerde telaş, caddelerde telaş, sokaklarda telaş.
Mahallede herkes palas pandıras toplanıp ne araç bulduysalar atlayıp şehirden uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Kimileri Bağarası tarafına, kimileri Didim istikametine, kimileri de Kocakelle’ye doğru alelacele yollanıyorlardı.
Emir Kaymakamlık tarafından mı verilmişti, komutanlar tarafından mı verilmişti tam anlayamamıştık. Şehirde evlerin ışıkları da söndürülmüş, güya gökyüzünde belirecek olan Yunan savaş uçaklarına hedef olmamamız sağlanacaktı.
Bizler uykulu vaziyette şehirden uzaklaşan halka uyum sağlamaya çalışırken annem homurdanmaya başlamıştı.
Annem küçük yaştan beri aşırı derece sinirli bir insan diye bilinir. Kendisinde anormal derecede bir aksilik vardı. Oldubittiye hiç gelemezdi. Bazen de olur olmaz şeylere çok hiddetlenirdi. Çok da kuvvetliydi. Saldırdı mı dört kişiyi devirirdi.
Yolda uykusu açılmaya başlamış olmalıydı ki homurdanmaları arttı. Ufak tefek küfürler de etmeye başladı.
- Ne bombasıymış bu be!
- Kim söyledi bomba atacaklarını!
- Ne oluyoruz yahu!
- Nereye gidiyoruz!
Annem sinirlenmekte belki de haklıydı. Zaten kendisi hamileydi, onun için bu olay işkence haline dönüşmeye başlamıştı.
Gele gele bir dağın yamacına geldik. Yüz yüzeli kişi kadar ağaçlıklar arasına gizlendik. Gecenin karanlığında ikinci bir emri bekledik. Taşlar, topraklar üzerinde oturup sabahladık. Gün ağardığında tekrar evlerimize döndük. Gece yarısı koskoca mahalle boşalmış, gündüz tekrar dolmuştu.
Annemin asap bozukluğu geçmemişti. Gündüzden iyice bilenmeye başlamıştı. Aslında Yunan bombalarının değil annemin sinirlerinin bomba gibi patlayacağını anlamıştım.
-Bu gece de olsun da bak ne olacak! diye söylenip duruyordu.
Gece oldu. Bu sefer mahalleli erken davranmıştı. Ortalıkta in cin top atıyordu. Bir saldırı bekleniyor olmalıydı ki bu sefer komşular hazırlıklı şekilde şehirden uzaklaşmışlardı.
Annem balkonda oturuyordu. Patates mi doğruyordu, pirinç mi ayıklıyordu şu an hatırlayamıyorum, elektrikleri de açmıştı. Mahallede her yer karanlık, bizim evde ışıklar açık. Kaş göz arasında bize baktı, kafası bozuk ve tehditvâri bir şekilde :
-Bir yere kımıldamak yok! Beni buradan kimse alamaz! Siz de oturun oturduğunuz yerde! Dün gece tongaya düştük! Bu gece gelsinler bakalım! diye söyleniyordu.
Bizim valide; asabi, kavgacı, sinirlendiğinde saldırgan, gözü hiçbir şeyi görmeyen bir insan olduğundan istersen karşı gel bakalım. Ben, babam ve annemin karnında kardeşim balkonda bir güzel oturuyoruz. Her yerde ıssızlık, sessizlik var. Gıcık olsun diye valide balkon pencerelerini açıp içerdeki televizyonu da son sese getirdi. Film izliyoruz. Kaçak Kimble mi neydi. Arasıra da savaş haberleri çıkıyor…
İlerleyen günlerde ne oldu bilmiyorum, evlerden dışarı çıkma emrini veren amir görevden mi alındı, yoksa Yunanlılar bomba atmaktan vaz mı geçtiler anlayamadım, yavaş yavaş komşular evlerine dönmeye başladılar.