​ Dizüstünde arbede / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Dizüstünde arbede

Dizüstünde arbede
 

Cumartesi günüydü.

Kafamda yeni bir yazı için yeni bir fikir belirmişti.

Vaktim de vardı. Hemen PC başına oturup, Word’ü açtım. Aklıma gelenleri yazıya dökmeye başladım. Ancak bazı konularda ek bilgiler gerekiyordu. Onları aramak için İnternet Explorer’ı açıp Google’a yönelmek istedim. Ve ondan sonra olanlar oldu.

Koruma sistemim birden kıpkırmızı bir çarpı işaretiyle Explorer’ın manşetine oturdu. O da yetmedi, herşeyin önüne açtığı bir pencere ile, ben ve PC’ min içinde bulunduğu hayati tehlikeyi, yine kıpkırmızı yazılar, ünlem işaretleri, savaş borazanları ve davulları ile ilan etti.

Benim zaten, koruma sembolünün yanında, herşeyin yolunda olduğunu gösterir yeşil okey işareti yerine koskocaman kırmızı çarpıyı gördüğümde, her seferinde dizlerimin bağı çözülür. Paniklerim. Eyvah, şimdi ne oldu, PC’nin her tarafını, göremediğim en acaip biçimlerdeki virüsler mi sardı, şimdi ekrandan dişarıya, bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz cinsten acaip maddeler kaynayarak çıkmaya mı başlayacak ve önce çalışma masamı, sonra bütün çalışma odamı mı işgal edecek? Nereye kaçacağım?

Koruma sistemimin açtığı pencereye, durumu inceleyip öğrenmesi için imleci gönderdim. Getirdiği haber kötüydü. Koruma sistemim kapıları kilitlemiş, kimseyi içeriye almıyordu. İmlecim herşeyi denemişti, sistem çeşitli yerlerde tehlike olduğunu gösteriyor ama düzeltmek için bir satırını bile kımıldatmıyordu.

İşin kötüsü, ne olduğunu tam olarak anlamadan, İnternet içinde hiçbir yere kaymaya da olanak yoktu. Tehlike tehlikedir. Ya her açacağım sayfanın arkasında yeni tehlikeler varsa?

Ben koruma sistemimi işbirliğine ikna etmeye uğraşırken daha kötü birşey oldu. Sistem birden çileden çıktı ve İnternet Explorer’ın boğazına sarıldı. Galiba ondan şüpheleniyor ve tehlikeli unsurları saklayan ihanetçinin o olduğunu düşünüyordu. Düşünmekle kalsa iyi, sille tokat girişmişti Explorer’a. Zavallının sayfaları yer yer kayboluyor, her yediği darbeden sonra uzun bir zaman hareketsiz kalıyordu.

Böyle durumlarda her zaman önce barışı kendim sağlamaya çalışırım. Araya girip birkaç tatlı sözle ve tarafların vicdanlarına ve akıllarına hitap etmeye çalışarak, onları barıştırmaya uğraşırım. Hatta biraz hırslıyımdır bu konuda, barış gönüllüsü rolünü sever ve yapabildiğimi sanırım. Arada birkaç tokat yesem de çabuk yılmam. Bu olayda da ortaya atılarak önce sabırla ve inatla ayırmaya çalıştım bir zaman ikisini. Hatta saldırgan koruma sistemime kızdım, olayı her medeni varlık gibi barışçı yollardan çözmesi konusunda uzunca bir nasihat da çektim. Ama ne yaptımsa dinlemiyordu beni. İçinde bulunduğu hiçbirşey yapamama durumundan İnternet Explorer’ı sorumlu tutuyor, saldırgan durumuna düştüğü halde, aslında kendisine saldırıp onu sinsice felçli hale getirenin Explorer olduğunu avaz avaz haykırıyordu.

İnternet Explorer bir yandan kendisini onun elinden kurtarmaya çalışırken, bir yandan sayfadan sayfaya atlayarak kaçıyor, ara sıra küçük kahkahalar atıyordu. Bu, birden benim gözümü açtı. Dayak yiyip mazlum duruma düşen oydu ama, durumdan keyif aldığına bakılırsa, herhalde asıl suçlu da oydu. İnsanlarla düşe kalka, bunlar da insanlaştı galiba diye söylenerek, çaresiz polis çağırmaya karar verdim.

Telefonla çağırdığım yardım ekibi, ilk iş olarak İnternet Explorer’ı karantinaya almamı sağladı. Kavga esnasında mail sistemi de çökmüş olduğundan, bütün kurtarma işlemi telefonla yapılmak zorundaydı.

Bundan sonra koruma sistemim acil servise kaldırıldı. Üç saat boyunca makinelere bağlanarak yaşatıldı. Kanı temizlendi. Gururla söylemeliyim ki operasyona telefonla ben de katıldım. Neticede felç olma tehlikesi ortadan kaldırıldı. Sağlığına kavuşmuş olarak tekrar işinin başına döndüğünde ve sembolünde alıştığımız yeşil işaret belirdiğinde, her ikimizin de sevinci sonsuzdu.

Bütün arkadaşları geçmiş olsuna geldiler. Word, Excel, Photoshop, Acrobat Reader, Life Messenger, Power DVD, hiçbiri eksik değildi. Hatta Outlook Express çok sevdiği beyaz güllerden bir buket getirdi.

Son olarak da, ayaklarının ucuna basa basa İnternet Explorer göründü. Biraz mahçup, getirdiği çukulatalı pastayı uzattı ona. Sonra da kucaklaştılar.

Gözlerimden birkaç damla yaş aktığını saklayacak değilim.

Tabii seviniyorum tekrar barıştıklarına. Ne de olsa ailem onlar benim.

 
Toplam blog
: 165
: 1414
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..