​ Doğru memleket meseleleri yolunda cesaretli olalım / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
 

Doğru memleket meseleleri yolunda cesaretli olalım

Doğru memleket meseleleri yolunda cesaretli olalım
 

Şair ve yazar, "Tükorder" Genel Başkanı Öner Samanlı çocukluğunda iyi bir gazete okuruydu" Gazeteler


Malatya memleketinde tarihlerden bir vakit, sarraf Samanlıoğlu Şükrü Efendi

Eğer bir kişiye zor bir görev verecekseniz, öncelikle o zor görevi vermeden önce, zoru kolay olarak tanıtmanız gerekir.

Kimi zaman zorun korkusu yapılacak işi daha da zorlaştırabilir.

Bu öykü, bir zorun nasıl aşılacağına dair ipuçları vermektedir.

Bu öyküyü babamın babası dedemden, on-onbir yaşlarım civarında, bir yaz tatilinde dinlemiştim. Bu öykü dedemin dedesini anlatır…

SARRAF SAMANLIOĞLU, ŞÜKRÜ EFENDİ SERVETİNE NASIL SERVET KATTI, SİNEMALARDA…..

Seferden dönen bir padişahın ordusu mola vermiştir. O mola yerinde bir bilge kişinin yaşadığı da padişahın duyumuna gelmiştir.

O bilge kişi aranıp bulunur ve padişahın huzuruna getirilmek istenir, amma bilge kişi padişahın huzuruna gitmez.

Padişah olgun ve aynı zamanda mütevazidir, bu duruma öfkelenmek bir yana dursun, adamlarına kızar ve kendisini derhal o bilge kişinin yanına götürmelerini ister.

Padişah bilge kişinin yaşadığı etrafı yeşillik ve sulak olan mağaranın önüne getirilir.

Bilge kişi bakar ki bir konuğu var, ayağa kalkar ve padişahı mağaranın kapısında karşılar. Hoş sohbetten sonra, bilge kişi, padişaha yassı bir el ayasının büyüklüğünde, elması andıran şeffaf bir taş armağan eder ve;

“bu taşı deldir ve gümüş bir zincirle boynuna as, kırılana dek huzurla yaşayacaksın, yaşadıkça da zaferlerle göneneceksin, sakın kırma ve kırdırma ki çok uzun yaşayasın” der.

Padişah İstanbul’da sarayına vardığında, bu taşı koynundan çıkartır ve vezirine uzatır, “bu taşı götür, bir sarrafta deldir, gümüşten bir zincir yaptır ve bana getir. Ola ki bu taş kırıldı, sen gelme kellen bana gelsin” der.

Veziri, büyük bir korku alır, nasıl yapacaktır bu taş delinirken ya kırılırsa başı gidecektir. Sarrafın birisinin kapısından girer, “ Sarraf efendi bu taş padişahımıza aittir, bu taşı delesin, güzel bir gümüş zincir takasın ve bana getiresin, her ne sebeple olursa olsun bu taş kırılırsa, kelleni alırım çünkü ucunda benim de kellem gidecek” der.

Sarrafın eli ayağı titrer ve işe koyulmak ister amma korku ve heyecandan kalbi durur ve ölür.

Sadrazam, bir, iki, yirmi otuz, kaç sarraf gezdi ise, sarraflar bu işi yapmaya cesaret edemezler.

Sonra eli ayağı titreyen, meslekten el çekmiş yaşlı sarraf vezire bir fikir verir. “Sadrazam hazretleri duyumumuz o dur ki, Malatya memleketinde Samanlıoğlu Şükrü Efendi diye bir sarraf varmış, eğer o sarrafa gidilirse o sarrafın yapamayacağı bir iş yoktur, mangal gebe yüreği, muhteşem bir sanatı olduğu söylenir.” Sadrazam padişahının da izniyle düşer bir bölük askerle yollara. Nihayetinde varılır Malatya Memleketine…..

GÜN OLUR DEVRAN DÖNER, ÖYKÜYÜ DİNLEDİĞİNİZ, ZEVAT, TORUNUN TORUNU, İSMİ SAMANLIOĞLU’NDA, “ÖNER”…

Sadrazam varır sabah erkenden, sarraf, Samanlıoğlu Şükrü efendinin dükkanına. Koynundan padişaha ait taşı çıkartır, “bu taş padişahımız efendimize aittir, bu taşı delesin ve içinden güzel kakmalı bir gümüş zincir geçiresin, ve bana veresin, sana da bir kese altın vereceğim, eğer ki bu taş kırılır kellen de burada kalır, zira benim de kellem gidecek ” der.

Sarraf, Samanlıoğlu Şükrü efendi, (Yani Dedemin Dedesi) sadrazama rafta duran gümüş zincirlerden bir tanesini beğendirir ve taş ile zinciri eline alarak, dükkanın içerisinden arka bölümdeki atölyedeki çıraklardan birisine seslenir, ”lan oğlum Hasan buraya gel” der. Hasan buyur ustam diyerek, atölyenin kapısında belirir.

Sarraf, Samanlıoğlu Şükrü efendi, elindeki taşı ve gümüş zinciri ani bir hareketle çırağa yakala diyerek fırlatır, sadrazamın gözleri fal taşı gibi açılmış titremektedir.

Sarraf Samanlıoğlu Şükrü efendi, “evladım, bu zincire göre bu taşı del ve tez elden bana getir” der. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra çırak, atölyenin kapısında belirir ve içinden zincir geçirilmiş taşı, sağlam ve muntazam bir şekilde teslim eder, sadrazam gördüğü manzara karşısında donakalmıştır. İstanbul’da yüz sarrafın bu işi yapmaya cesaret edemediğini kendisinin bile değil çırağın bu taşı nasıl böyle korkusuzca ve muntazam deldiğini sorar.

DOĞRU MEMLEKET MESELELERİ YOLUNDA CESARETLİ OLALIM CESARETLİ ÇALIŞALIM AMMA VELAKİN , ÇALMA ÇIRPMA, YALAN VE DOLAN ÜZERİNE DEĞİL

Çaylar yudumlanır, el yapımı açma ekmekte dürümler yenilirken, sarraf, Samanlıoğlu Şükrü efendi, ( Dedemin dedesi) “muhterem sadrazam hazretleri, ben bu konunun vahametinin fevkalade farkındayım, buralara kadar gelmişsiniz, zahmetler buyurmuşsunuz, demek ki şanımız İstanbul’lara kadar varmış, bundan daha iyi bir mutluluk olabilir mi, eğer ki ben, çırağa, evladım bu taşı çok dikkatli del, sakın kırma, bu taş padişahımız efendimizin, kırarsan kellemiz gidecek, deseydim, eli ayağı titreyecek, korku ile iş görecek ve bu taşı kıracaktı, o her zamanki gibi sıradan bir taşı deldiğini sandı ve deldi getirdi işte” mesele bundan ibarettir.

Sadrazam çok mutludur, gümüş zincirli taşı deldirmiş padişahından baş vezirlik bekleyecektir. Sarraf, Samanlıoğlu Şükrü efendi’ye beş kese altın verdirir, ama sarraf, Samanlıoğlu Şükrü efendi, keselere bile dokunmaz ve şöyle der, ”Muhterem sadrazamımız, buralara kadar teşrif buyurmuşunuz, şu karşınızdaki konak da bizimdir, az ilerisinde ki hamam da. Söyleyim şöyle bir istirahat buyurunuz, yol yorgunluğunuzu atınız, paranın ne ehemmiyeti var ki, bu taşa zaten kim getirirse getirsin, 5 kuruşa deleriz, keselerle altını almak, devletimizi zarar ve ziyana sokmaktır, yetim öksüz hakkı vardır, boğazımızdan geçmez, ben çocuklarıma ve yanımda çalışanlarıma daha bugüne kadar bir kuruş haram lokma yedirmedim.“ der.

Sadrazam, bu cevap karşısında donakalmıştır, Hemen yola koyulmak ister, Verdiği 10 kuruşun üzeri 5 kuruşu alır ve Malatya’ dan İstanbul’a döner.

Aradan altı ayı geçkin bir süre geçmiştir. Padişahın atlıları ile, bir haberci Malatya’ya gelmiştir. Meydanlık bir yerde, “Ey ahali duyduk duymadık demeyin, Malatya memleketinin Pötürge’den başlayıp, Çırmıklı’ya kadar olan, Darende’den başlayıp, ……. filan yere kadar olan üzerlerinde ….bin mişmiş ağacı, ….adet üzüm asması, …..armut ağacı ve akan çayları ve suları ile mevcut, düşman topraklarından kazanılmış bu arazilerin tapusu, Sarraf Samanlıoğlu Şükrü Efendi’ye, Padişahımız Efendimiz tarafından bağışlanmıştır, kim ki itiraz ede, kellesi vurula…!”

BU YAZININ GENEL SONUCU:

Bir tarafta doğru memleket meseleleri ile uğraşmayan zevatlar, bir tarafta bu doğruları yazma cesaretinde bulunmayan kavatlar…!

Bir tarafta, malı götürenler, diğer tarafta malı teslim edenler, , , , !

Bir tarafta kaçakçılık, vurgunculuk, hile ve şer, diğer tarafta yoksunluk…!

Bir tarafta oturalım bunları enine boyuna yazalım arsızı, hırsızı düzenbazı, memleketi atanı, satanı, iktidar olanın dökelim ortaya kirlileri diyenler diğer tarafta, Ergenekon korkusu…

Bir tarafta, memleket meseleleri, diğer tarafta doğru doğru yazmak isteme arzuları, amma velakin bekliyor ellerinde kılıçları ile yazım kritercileri, blog yorumcuları, .

Bir tarafta, Ergenekon’dan içeri girmiş bilim adamları, gazeteciler, yazarlar, çizerler, hukukçular, rektörler, askerler, paşalar, diğer tarafta bizim gibi, Dünyanın ve Türkiye’nin en kapsamlı Atatürk Sitesi, http://www.ataturksitesi.com/ u yapıp, 219 milyon kişiye ziyaret ettirenler, özde-yürekte Atatürkcü kimlikleriyle dolaşmaktan korkmayıp, geldi mi sıramız, bak bizde geldik yanına, Haberal Hocam diyen, boş laf salatacılarına, dolu salatalık veren, atıp tutup mangalda kül bırakmayanlara ise, bedava adrese teslim daha da gaza getirmek üzere mangal külü dağıtanlar….

Kıssa dedemizin dedesinden ama, almalı dersi de fevkaladenin fevkinde her daim….

BU YAZININ GENEL SONUCUNUN, SONUCU;

Duyurumdur; Değerli Dostlarım, bilindiği üzere kaç dönemdir, “TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Genel Başkanlığı görevimi sürdürmekteyim. Önümüzdeki ay Genel Kurulumuz var. Göreve talip olan adayı bende destekleyecek ve görevimi 70 milyonun huzurunda söz veriyorum ki, ona devredeceğim.

Bu işlerle ilgilenmekten bekarlığıma veda edemedim. Lütfen yerime aday olmak isteyenlerin müracaatlarını, şimdiden, derneğin, tukorder@hotmail.com adresine yapmalarını, bana da üçüncü ama son

evliliğim olmak üzere, sevimli, bakımlı, alımlı, kodumu oturtmayacak cinsten, ( maddi durumu da kötü olmazsa tabiî ki çok iyi olur, varsa böyle bir hatun kişi, güzel bir hatunun da, iyi bir yere gitmesini istiyor iseniz) hatun kişilerin bana müracaat etmelerine destek veriniz.

BU YAZININ GENEL SONUCUNUN, SONUCUCUNUN, SON SONUCU;

Allah hepinizden razı olsun, okudunuz, şimdiden memleket meselelerinin arasında birde beni mesele olarak defterinize aktardınız. Biliyorum ki şöööööyle 35’ini geçmemiş bir sultanı bana bildireceksiniz. Allah hepinizin kalbine göre versin, Sevgi ve saygılarımla

Öner SAMANLI

E-İLETİŞİM: onersamanli@hotmail.com

 
Toplam blog
: 295
: 3087
Kayıt tarihi
: 22.08.08
 
 

Prof.Dr. Öner Samanlı, yıllarını eğitim ve öğretim faaliyetlerine adamış, birçok bilimsel makalen..