- Kategori
- Güncel
Doktorları Keselim (Tam Gün-3)

Başlık kalk gidelim diyor ya bakmayın siz ona. Geçen yazıda verdiğim kötü hasta örneklerine mukabil bu defa kötü doktor örnekleri vereceğim. Aslında yeteri kadar biliniyor ama yine de belirtmeden geçmemek gerek.
Bunu yapma nedenim kendi meslektaşlarımı yermek değildir. Sadece şahit olduğum olumsuz durumları aktarmak istiyorum. Çünkü bu olumsuzluklar her nedense genele yayılıyor ve sanki bütün doktorlar bunu yapıyormuş gibi davranılıyor.
Bu bağlamda hemen belirtmekte fayda var. Biz de insanız. Elbette hatalarımız olacaktır. Doktoruz diye bütün hastalıkları bilecek değiliz ya ve her hastayı iyi edecek değiliz. Amacımız tedavi etmeye çalışmaktır. Başarılı olmak kadar başarısız olmak da olağandır.
Ancak konu doğrudan insan olunca hatalar hemen netice veriyor ve olumsuzluklar daha çok göze batıyor. Örneğin müteahhit malzemeden çalarak bir bina inşa etse, o ev yıkılmadığı sürece problem değil. Yahut asfalt işçisi yaptığı asfaltın miktarını doğru ayarlayamazsa bu ölümcül bir kazaya sebep olmadıkça dikkati çekmez.
Ancak doktor ufacık bir hata yaparsa etkilenen doğrudan bir insan olduğu için dikkati çeker. Hele ki ölümcül bir netice olursa durum daha da vahimleşir.
Şimdi meselenin iki yönü var. Birincisi iş yoğunluğu, ikincisi de hata payı oranı. Bir doktor günde 100 hastaya bakmak (poliklinik muayenesi) zorunda bırakılırsa hata yapmama lüksü olamaz. 150 olursa daha da feci. 200 demeye dilim varmıyor ama bu da gerçek bir rakamdır. Oysa 50 bile Batı standartlarına göre fazladır (her zaman öykünürüz de nedense bu durumda öykünesimiz gelmez). İdeal rakam bence 20-30’dur.
Bize öğretilen ve tecrübelerimizden edindiğimize göre hekimin sağlıklı olarak çalışabilmesi için çalıştığı ortam şartları da dahil olmak üzere bir takım gereksinimler vardır. Havadar, aydınlık, ısısı iyi ayarlanmış bir oda olmazsa yapılan iş sağlıksız olacaktır. Malzeme ve ekipman eksik olursa verilen hizmetten randıman alınamaması olağandır. Yardımcı sağlık elemanları olmazsa hizmetin aksamasına şaşmamak gerek.
Şimdi bütün bunların üstüne bir da haddinden fazla hasta sayısını eklerseniz tam da ballı kaymak kıvamına gelmiş demektir. Ve günümüzde bütün bunlara ilaveten; hasta hakları adı altında lüzumsuz (hepsi için değil) davalarla doktorları korkutur ve caydırırsanız; dövülen, şiddete maruz kalanların haklarını savunmazsanız; can ve mal güvenliği tehlikeye girmiş, mesleğinden umutsuz, halinden memnun olmayan bir doktor kalabalığı yaratırsanız çok mu mutlu olacaksınız?
Eskiden olduğu gibi doktoru görünce ceketini ilikleyen insanlar istemiyoruz. Aşırı saygı, gereğinden fazla hürmet görmek isteğimiz yok. Hastalar önümüzde el-pençe divan dursun diye bir derdimiz yok. En çok biz kazanalım, yediğimiz önümüzde yemediğimi de önümüzde dursun, arkada durursa çalınır diye bir sıkıntımız yok (Genel çoğunluk açısından söylüyorum)…
Uç örneklerden sıkıldık artık. Bir tarafta aşırı yergi, bir tarafta aşırı övgü. Şunun bir ortasını bulsak… Madem ki sağlık bu kadar değerli ve önemli. O zaman o sağlığı size sağlamaya çalışanların da sağlığını bozmayalım…
Kötü örneklere geldi sıra. Çok uzatmayacağım bir çoğu genel kitle tarafından da bilinen şeyler.
“Ameliyat olmanız lazım. Ama önce bir muayenehaneme gelin. Orada da bir kontrol edelim” (Oldu abi, parasıyla birlikte bıçağımı da getireyim istersen)
“Bu tahlil şimdi olmaz. Yarın …x... hastanesine gel. Orada daha ayrıntılı bakalım.” (Özel bakalım, güzel bakalım diyorsun yani. Bakalım güzelleşelim)
“Neyin var? (şuram ağrıyor) Tamam, al şu ilacı iç”. (Beni muayene eden dilin dert görmesin abi)
Örnekler çok… Önceki yazıda olumsuz hasta örnekleri verince dengeyi sağlayalım diye bunları da yazdım. Her iki tarafı da savunuyorum anlayacağınız :)
Gelelim “sağlık imparatorluğu”na. Aslında serimizin içerisinde zaman zaman imparatorluk sınırlarına girdik-çıktık. Bereket pasaport kontrolü yok :) Şaka bir yana bu tabiri kullanmayı istemedim aslında. Ancak şimdi gelinen noktada sanki böyle bir imparatorluk varmış da artık gerileme ve parçalanma dönemine girmiş gibi yansıtılıyor.
Oysaki görünen ve görünmeyen bütün şeyler hayatın değişen dinamiklerinden ibaret. Gerek insan özelinde gerekse halk genelinde değişen bir çok şey gibi sağlık konusu da değişiyor. Hastalıklar bile değişiyor. Bizlerin de değişmesi doğal. Doğal olmayan ise gelişmenin ters istikamette olmasıdır.
Gönül ister ki gelişerek değişmeyi becerebilelim. İnsan onurunu koruyarak, kurum duruşunu anlayarak ve sistemin dinamiklerinin gelişmesini sağlayarak…
Gönül ister ki sağlığımız hiç bozulmasın. Bozulursa çarçabuk düzeltilebilsin. Bunun için asgari müştereklerde birlik olalım ki hem derdi olan derdini daha rahat ve açıkça ifade edebilsin; hem de derde derman olmayı üstlenen en optimum koşullarda hizmetini sağlayabilsin…
Şu unutulmamalıdır. Hizmet alan insanlar aynı zamanda hizmet verendir. Bir kurumda hizmet veren kişi bir başka kurumdan hizmet alır. Herkes herkesin vergileriyle çalışır. Temelde ihtiyacımız olan şey insana ve insana dair değerlere saygı duymayı öğrenebilmek ve elbette bunu uygulayabilmektir.
Bu başarıldığı takdirde –istisnalara olmakla birlikte- birçok problemin kendiliğinden çözüldüğünü müşahede edeceğimizden eminim.
Önceki Yazılar:
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..
Murat HACIOĞLU