- Kategori
- Siyaset
Dört çeker din tüccarlığı
Bizler 4*2, 4*4 gibi kavramlara lışmışken şimdi 4*3 gibi bir kavramla karşılaştık. Daha öncekiler otomotiv sektöründe kullanılırken bu da din tüccarlığı sektöründe yeni bir kavram olarak yaşantımıza girdi.
Bir çok insan bir çok şey söylediler bu değişim için. Kimisi öğrenim yaşının pisişik ve fizyolojik açıdan uygunsuzluğunu, kimileri dindar olarak kendini gören yobazların arka bahçelerini sürmek ve maksimum verim alması üzerine yapılan bir düzenleme olduğunu, kimisi ise mesleki uzmanlığın ülkemizde yolunun açılmasından bahsettiler. Herkes farklı bakış açıları ile birşeyler ifade etmeye ve kendi düşüncelerinin haklılığına vurgulamalar yaptılar.
Tüm bu tartışmaların arasında hükmet başkanı ve hükümetin üyeleri dindar bir gençlik oluşturmak istediklerini ifade ettiler. Çünkü bu güne kadar yetişen gençlik daha doğrusu onlar ile aynı siyasi görüşte olmayan gençlik yetiştirdi bu ülke. Kimisi Mason, kimisi Siyonist, kimisi Kominist, kimisi Turan ülküsünde, kimisi Ateist, kimisi Mecusi, kimisi Putperest, kimisi ……..
Bütün bu yetişen gençlik içerisinde kendilerine uygun olanları zaten el altından bugüne kadar eğitime aldılar. Lakin, bu yapılanlar yasalar önünde suç oluşturduğu için arka bahçeden ön bahçeye çıkmaları gerekiyordu ve başlangıcı da böylece gerçekleştirdiler.
Liberallerin ve MHP tabanının diline bir parmak bal çalarak bu işi hallettiler vesselam.
Hükümet başkanı, Hz. Muhammet’in yüce kişiliği ve hayatının örnek alınabilinmesi ve temiz bir gençlik yetişmesi için bu işi yapmıştı. Kimse çıkıp sormadı :
“Bu ülkede yetişen Hıristiyan, Yahudi, Ateist gibi farklı inancı olanların hepsi pislenmiş ve ikinci sınıf vatandaşlar mı? Onlar vatan hayinleri mi? Onların bu ülke için katkıları yok mu? “
Nerede bu ülkenin inanç sahibi insanları?
Peygamberimiz’in hayatı tabiki her inanan için ders niteğliğindedir. Buna kuşku yok. Dinimizin yol gösterici ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamak ve anlatmak bizlerin görevi. Diğer dinlere inananların hakkı olduğu gibi.
Bu konuda ilk aklıma gelen tereddüt belki size saçma olacak ama çok yakın bir gelecekte her insanın kendi dini inançları doğrultusunda oluşacak mahkemelerde yargılanmak istemelerine onay çıkacak olmasıdır. İnanın ki bu çok fazla sürmeyecek.
Kutlu Doğum Haftası kutlamaları çerçevesinde yapılan etkinlikte Ana Muhalefet Partisi ve İktidar Partisi liderleri konuşma yaptı. Herkese saf bir düşünce içinde müfredatta ve zorunlu eğirim süresinde yapılan bu köklü değişikliğin nedeni dinimizin öğrenilmesi ve iyi insan olabilme temeline dayandırıldı.
Her iki liderin yaptıkları konuşma arasında uçurum kadar fark vardı. Muhalefet günün anlamına atıfta bulunarak doğumunu kutladığımız peygamberimizin ve dinimizin güzelliklerini överken diğeri hala siyasi getiri peşindeydi. Her fırsat ve her ortamda olduğu gibi orada da sömürü doruk noktasına ulaştı.
Bir kez daha ortaya çıktı ki amaç anlamak, anlatmak ve öğretmek değil. Anlamak, anlatmamak ve öğretmek. Çünkü, çoğunluğun anlamadığı ağır Arapça tamlamalar ile süslenmiş bir konuşmayı yapmakta ısrar eden insanların amacı dinimizin felsefesini anlatmak ve öğretmek olamaz. Arapça her kelimenin karşılığı dilimizde mevcuttur. Doğru dürüst bile okuyamadığımız bir dil ile insanlara konuşma yapmanın ne anlamı vardır?
Eğer siz karşınızdkainin sizi anlamasını istemiyor ama sizin ne kadar bilgili ve yüce bir kişi olduğuna inanmasını istiyorsanız onun anlamadığı dil ile konuşun. Konuşmanızın arasında bir çok yabancı kökenli kelimer sıkıştırın. Bu bilgi sahibi olmayan insanlar üzerinde sizin ne kadar bilgili olduğunuzu kabullendirir. Bu kabulün devamı ise söylediğiniz herşeyin doğru olduğu kabulünü getirir.
Herkese Arapça öğretmek yerine neden kullandığımız dil ile konuşulmuyor işte bunun için. Yazık ki bize hala bu din tüccarlarının oyuncağı durumundayız. Hiç sıkılmadan utanmadan öyle bir kutlamayı bile aracı yaparak bahçelerini sulamaya devam ediyorlar.
Allah’a şükürler olsun ki bunların beyin yıkamalarına henüz maruz kalmadım. Günahkar bir inanan olabilirim ama vatan sevgimden kimse zırnık dahi kuşku duyamaz.
Biz bu ülkenin, bu toprakların insanlarıyız. İçimizde rezil rüsva insanlar da var ahlaklı ve örnek insanlar da. Bunların hepsi ne aynı dinden, ne aynı halktan ne aynı ekonomik seviyede olan insanlar.
Bütün bu farklılıkları bağrında yaşatan bu topraklar üzerindeki tüm insanları beşyüz çeşide ayırmak yerine hepsini bir potada eritip birbirlerine sımsıkı bağlayan düşüncenin yerine farklılıkları ön plana çıkarıp sonra da bunlar bizim zenginliğimiz demek ve arkasından da dindar gençlik yetiştireceğiz demek kadar çelişkiler yumağı içinde bocalayan ve günü kurtaracak konuşmalara imza atan başka bir yönetici topluluğu görmedim.
Yazık, gerçekten yazık ki biz sadaka almayı emeğimiz ve onurumuzla yaşamaya tercih ettik. Sosyal devlet anlayışından, acizler yaratıp sonra da acizlere el uzatan azizlerden kurulu bir insan güruhu için oy kullandık ( bizin içinde ben yokum).
DÖRT ÇEKER DİN TÜCCARLARI, sanmayın ki bu lastik patlamayacak ve sanmayın ki ben yaptım oldu anlayışı devam edecek.
25/Nisan/2012
Silivri