Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
 

Dostum...

Dostum...
 

"Sen hiç mutluyken hasta oldun mu?" diye sordum. "Oldum" dedi. Bekliyordum bu cevabı. Ve tam da aynı o sinir ses tonuyla söyleyeceğini tahmin etmiştim. Beni yıldıramazsın Zeynep. "Aferin! Devam et o zaman!" Ağzımdan çıkan sözleri anlamlandırmaya çalıştığını birkaç saniyelik sessizliğinden anlamak mümkün. Bastırmalıyım. "Yeter artık senin bu mutsuzluğun. Ne olursa olsun mutsuz olacak bir yön mutlaka buluyorsun. Mutsuz olmaya harcadığın enerjinin yüzde birini mutlu olmaya harcasan inan daha az hasta olurdun. Bilmiyor musun ki hastalıkların çoğu psikolojik temellidir! Vücut tepki veriyor işte sana. Biraz da gerçek "ben"le uğraş diyor. Bırak Ahmet’i, Mehmet’i, Ayşe’yi diyor…"

"Tamam" dedi. Telefonu kapattık. Ona inanmadığımı Zeynep de gayet iyi biliyor. Çünkü kendisi de söylediklerime inanmıyor. Ama on yıllık dostluğumuzun verdiği dayanılmaz güvenle kafasını karıştırıp içinde bulunduğu psikolojiden onu uzaklaştırmam lazım. Gene de içim rahat değil. O kadar sıkıntısının üzerine bir de ben sırt çevirdim gibi gelmiştir şimdi ona.

Ne malum gerçekten benim söylediğim gibi kendine mutsuz olmak için bir sebep aramadığı canım. Sen de kendini sorgulamayı bırak artık Seda. Tamam, illa ki benim dediklerim doğru olacak diye bir kanun yok. Haklısın da… Ama bu kızı ayağa kaldırmak için de bir şeyler yapmak gerekiyor artık. Baksana kendi kendine battıkça batıyor.

Bırak batsın öyle mi? Olmaz efendim kıyamam ben dostuma. O beni bıraktı mı ki? Ya anladık! O teoriyi zaten ben üretmiştim. Bana maval okuma! : "İnsanlar acı çekerken öyle dibe batmalı ki… Burnunu kumlara sürtmeli ve ağzı burnu kum dolu bir halde neye uğradığını şaşırsın. Yerden aldığı o hızla yukarıya doğru anca çıkar. Yoksa ilelebet suyun altında debelenmeye devam edecektir. Belki biraz aşağı, belki biraz yukarı ama mutlaka suyun altında nefessiz ve daralmış olarak…" Bu benim teorim. Biliyoruz!

Olmaz efendim. Ben dostumu suda yalnız bırakamam. Elimin orada onun için uzanmış olduğunu bilmek zorunda. Eğer dibe batmak kendi tercihiyse ona da saygı duyarım. Batsın da zaten. Ama ben onun için orada olacağım. Yöntemlerimi beğensin ya da beğenmesin. Ben bildiğim doğruları ona aktarmazsam nasıl dostu olmaya devam ederim? "Haklısın Zeynep’ciğim. Hayat berbat. Bizler de zavallıyız. Zaten sen de bir kaybedensin. Ve bu hiçbir zaman değişmeyecek. Emin ol dediğin gibi hiçbir zaman iyi olmayacaksın…" mı demeliyim. Empatinin de sınırı var canım! Ben anlamam. Ona "Saçmalama" demeye devam!

Ne mi oldu? Ne olacak, şimdi de sudan çıkmış balık gibi ortalarda. Ama nefes alıyor. Başı dimdik suyun üzerinde. Yorgun biraz ama yakında karaya ayak basacak. Ve ayakları sağlam basacak. Hatta belki alıp başını o istediği yerlere yolculuğa çıkmaya bile cesareti bulacak kendisinde. Ne de olsa ne berbat günlerin üstesinden geldi o. "Artık istediğim her şeyi yapmaya gücüm var" diyecek elbet.

Ama şimdilik o biraz durgun. Burnu acıyor garibimin. Bilirim. Fena vurdu dibe. Tabi hızlı da yükseldi. Biraz vurgun yemiş haliyle. Ama geçecek, diyorum ya. Zamanla anlam kazanmaya başlayacak hayatı. Kendini bu denli çıplak görmemişti hiç. Yavaş yavaş giydirecek. Tam da uygun bedende gömlekler, ceketler seçecek kendisine. Ne kolları kısa olacak, ne yakası dar...

Her şey güzel olacak dostum. Birlikte atlatacağız. Hepsi geçecek. Merak etme.

 
Toplam blog
: 86
: 3134
Kayıt tarihi
: 09.10.06
 
 

Marmara İng. İşletme mezunuyum. Pazarlama bölümünde uzmanlaştım. Reklamcı olmak istiyordum. Olmad..