- Kategori
- Öykü
Dürbün

Güneş gök yüzünde sanki hiç hareket etmiyor ve sonsuz sıcaklığını yeryüzüne yayıyordu. Caddeler ve sokaklar boştu. Ağaçların ve kuytu yerlerin gölgesi bile serin değildi. Manava, bakkala, markete giden elinde şemsiye, evinden öyle çıkardı.
Sıcaklığı insanların haricinde hayvanlarda sevmemişti. Gökyüzünde çığlık atan kuşlar yoktu. Kedileri duvarların üzerinde gezinirken göremezdiniz. Çöp tenekelerinde de bulamazdınız.
Ali sıcaktan kavrulmamak için balkondan içeri geçti. Bir hayli terlemişti. Islak tişörtü bunun belirtisi idi. Onca zaman elinde dürbün, her tarafı taramış, kayda değer bir görüntü yakalayamamıştı. Zaten kız milleti evden dışarıya hiç çıkmaz, üstüne bu sıcaklıkta eklenince adeta buharlaşırlardı.
Dürbünü yeni almıştı. Tatile gidecekti. Orada doğa ile baş başa kalıp ulaşmakta zorlanacağı yerlere dürbünden bakacaktı. Bundan da kısa sürede sıkılacağını biliyordu. Dürbün için çok para harcamıştı. Ona sıkıntı veren fazla yaşayamazdı. Ali en son bir dijital fotoğraf makinesi almış, her görüntüyü çekmeye başlamıştı. Bunaltı geçirince de cihazı paramparça yapmıştı. Ali düşündü. “Dürbünü şimdi kırsam iyi olacak” dedi içinden.
Önce serinlemeliydi. Banyoya girdi. Sabunlu bir duş aldı. Uzun süre soğuk su altında kaldı. Beyninin çalıştığını hissetti. Mis gibi soğuk iliklerine işlemiş, üşümeye başlayınca banyodan çıkmıştı. Üzerini giydi. Saçlarını taradı. Sonra evden çıkıp garaja girdi.
Demirden bir balyoz aldı. “İşte en zevkli an.” Diye söylendi.
Dürbünü taşın üzerine koydu. Balyozu kaldırdı. Dürbüne hızla indirmeye başladı. Birkaç darbeden sonra geriye parçalar kalmıştı. Sonra artıkları toplayıp çöpe attı.
Oda biliyordu. Bu sıcaklıktan değildi. Dürbüne uyguladığı içindeki şiddet hiç değil. Ali doğa ile arasındaki engeli kaldırmıştı. Zaten o güzel eşyaların eski çağlardan tanrılara kurban edilebileceğini biliyordu. Tatile gideceği için bu yolla yaratıcıya teşekkür ediyordu.
Birden telefon çaldı. Karşıdaki arkadaşı Rıdvan’dı. Ona hazırlanmasını, az sonra yanına geleceğini söylüyordu. Telefon kapanınca Ali gerekli olacak her şeyi çantasına doldurdu. Son olarak içinde az bir para bulunan cüzdanı koydu. Ve beklemeye başladı.
Korna sesi duydu. Rıdvan gelmişti. Ali çantasını alıp evden çıktı. Kapıyı kilitledi. Arabanın yanına geldi. Ön koltuğa oturdu. Ve hareket ettiler.
Vakit hayli ilerlemişti. Uzun bir yolculuktan sonra geldikleri yer tatil köyü idi. Görünürlerde modern evler vardı. Hiç apartman yoktu.
Rıdvan “Geceyi pansiyonda geçirseydik iyi olurdu.” Diye konuştu.
Ali “Biliyorsun paramız yetişmez. Yamacın birine çıkar geceleriz.” Dedi.
Çadırları yoktu. Arabanın içi onlara yeterdi. Ve yeniden hareket ettiler. Dağda köyü görebilecekleri bir yüksekliğe kadar gittiler. Boş yer bulup arabayı parkettiler.
Ali “ Ben bu gün dürbünü kırdım.” Diye konuştu.
Rıdvan “İyi olmadı.” Dedi.
Ali “Kızlar her zaman denizdedir, dedi. Onlara dürbün ile bakmak hoş değil.”
Rıdvan “Niye?” diye sordu.
Ali “Çapkın isen dürbün bu özelliğini köreltir.” Diye cevap verdi. O andan itibaren fazla tartışmadılar.
Rıdvan “ Haydi uyuyalım. Yarın erken kalkacağız.” Dedi.
İki arkadaş arabanın içine girdi. Uykuya daldı. Sabah uyandıklarında önce karınlarını doyurdular. Sonra hazırlanıp yola çıktılar. Artık ikisi de denizdeki kızların potansiyeli idiler. Ali ise daha başkaydı. O ihtiyaç hissetmeyen bir duygu ile omuzları boğa gibi gerilmiş ve başı dikti.
Tuna M. Yaşar