09 Temmuz '13
- Kategori
- Gündelik Yaşam
Düş-ün-ce
Nisa Suresi, 78 “Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.1 Onlara bir iyilik dokunsa: “Bu, Allah’tandır” derler; onlara bir kötülük dokunsa: “Bu sendendir” derler. De ki: “Tümü Allah’tandır.” Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar? “
Nisa suresi 78 “Elmalılı Hamdi Yazır tarafından ” Her nerede olsanız ölüm size yetişir eflâke ser çekmiş burclarda da olsanız; bununla beraber kendilerine bir güzellik erdimi «bu Allahdan» diyorlar, bir musıbet de değdi mi «bu senden» diyorlar, de ki: hepsi Allah tarafından, fakat neye bu adamlar söz anlamağa yanaşmıyorlar” diyerek yorumlamıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır”ın bu mealini sadeleştirecek olur isek ” her nerede olursanız olun, ölüm size yetişir, göklere yükselmiş burçlarda da olsanız . Bununla beraber kendilerine bir güzellik erişti mi “ Bu Allah”tandır. Diyorlar De ki “ Hepsi Allah”tandır.F akat bu adamlar söz anlamaya çalışmıyorlar” der
İşte Kuran”- kerim Nisa suresi Kuledekilere açıkça yaparsanız ne yapın yaptıklarınız sizi ölümden kurtarmayacaktır. Bunu bile bile neye sözden anlamıyorsunuz diye soruyor.
Halkını kendine oy veren ve vermeyen olarak ikiye bölen bir yönetim ve yönetimin başındakiler yalan olduğunu bile bile aynı yalanları neden tekrarlar, nedendir bunca kibir.
Bilmezler mi ki: Nisa / 36. …Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez” der ve yine İsra / 37. Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin. Der ve Lokman / 18. "Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez. Der.
Madem okuduğunuz iddia ediyorsunuz da okuduğunuzu neden anlamıyor ya da anlamazdan geliyorsunuz.
Bilmiyor musunuz ki ! Dünya malı dünyada kalır. Bu dünya, inancımız gereği diğer tarafın tarlasıdır. Kişi, bu dünyada ne ekerse, öbür dünyada ürününü alacaktır. Üstelik bu dünyanın ömrünün sınırlı oluşu da düşünülürse, sınırlardan uzak diğer tarafın insan aklı ile anlatılması olası olmadığı aşikârdır. Ayet ve hadisler ise sadece merakımızı gidermek şöyle dursun; sonsuzluğa daha bir hayran olmamıza yol açmakta olduğunu bilmeniz gerekmez mi?. Hatta çok sevdiğinizi söylediğiniz Necip Fazıl Kısakürek bir benzetmesinde ‘sonsuzluk kervanı peşinde üç ayakla seken topal köpeğe’ deyişi size hiçbir anlam ifade etmiyor mu?
Hiç kendi kendinize ne idik ne olduk demiyor musunuz? Doğumla başlayan dünya hayatınızın ölümle noktalanacağına göre bu dünyaya niye geldiniz? Daha doğrusu niye gönderildiniz? Çünkü kendi isteğinizle gelmediğinizi bildiğinize göre kendinize bu soruyu hiç sordunuz mu?
HUCURÂT suresi 6. Ayet“ Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa bilmeden bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. “ demesine rağmen neden sürekli aynı yalanları tekrarlayıp duruyorsunuz.
Şuara suresi 183.ayet “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” De. Ama siz diğer ayetler ve hadisler gibi bu ayetten de bir habersiniz.
Dürüstlük, T.D.K sözlüğünde “doğruluk” olarak, diğer sözlüklerde ise “özü sözü bir olma”, “olanı olduğu gibi yansıtma", “gerçeği saklamama”, “bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünmeye veya göstermeye çalışmama” olarak tanımlanır. Eski Türkçe’deki karşılığı samimiyettir. Neo-spiritüalist terminolojideki ( terimler ve onların kullanımıyla ilgili bir bilim dalıdır) dürüstlük (samimiyet) terimi kişinin başkalarına karşı dürüstlüğü kadar, kendisine karşı dürüstlüğünü de kapsar. Neo-spiritüalist görüşe göre kişinin kendisine karşı dürüst olması, özetle, yapmış olduğu nefsani hareketleri ve manevi vazifelerini yerine getirmesini aksatıcı hareketleri, yani hatalarını nefis denetlemesi sırasında hiçbir bahane ve mazeret bulmadan kendisine açıkça itiraf etmesidir. Samimiyet teriminin karşıt anlamlısı olan samimiyetsizlik (ikiyüzlülük) ise kişinin nefsaniyetini maskeleyebilmek üzere hatalarına bahane ve mazeretler bularak,gerçeği olduğundan başka türlü görmeye veya göstermeye çalışması olarak tanımlanır.
Yine İnsanı en güzel şekilde yaratan, sonra da yaptıklarıyla esfel-i safiline (cehennemin dibi, en alt katı, yedinci katı anlamında kullanılan bir deyim. ) indiren Allah (Tin, 95/4-5) -kendi beyanıyla- kimseye zulmetmeyecek (Nisa, 4/40; Yunus, 10/44), fakat zalimleri en ağır biçimde cezalandıracaktır. (Âl-i İmran, 3/151; Mâide, 5/29) Yeryüzünü fesada verip kan dökerek adeta meleklerin endişesini haklı çıkaran insanoğlu (Bakara, 2/30) ya Yaratıcısına kulak verip meleklerin bile saygı duyduğu eşref-i mahlukat olacak ya da akıbeti itibarıyla hayvanlara bile gıptayla bakacağı bir derekeye düşecektir.
Zulümde ve samimiyetsizlikte ölçü ve sınır tanımayan bizi yönetenlerbizi düşünmüyorsanız kendinizi ve öbür dünyadaki durumunuzu düşünün.
Anlayın artık, anlayın !
İ s t e n m i y o r s u n u z.