Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Düşler sokağı..

Düşler sokağı..
 

Bir düşünün… 

İşçi, memur ya da emekli olarak; kredi kartlarıyla boğuşuyorsunız, sağ elle aldığınız, sol elle gitmeden direkt POS cihazından geçiyor... 

Çiftçi olarak; ne ekip, biçeceğinizi şaşırmışsınız, mazot mu, gübre mi derdindesiniz.. 

Esnaf olarak; bu AVM’ler de nereden çıktı, diye kara kara düşünüyorsunuz… Vergiyi mi, BAĞ-KUR’umu ödesem de aradan çıksa diyorsunuz.. 

Öğrenci olarak; sınavlardan bunaldınız.. Sınava gir, çık yetmezmiş gibi bir de işin yoksa şifre lerle uğraş.. 

Nihayetinde vatandaş olarak; 

Gazeteler, televizyonlarda, sokaklarda SEÇİM, evde GEÇİM patırtısı içindesiniz… 

GDO’lu, hormonlu, ithal ürünler bir yanda, ekstreler, faturalar öte yanda canınıza okumak için bekliyor, her gün cinayet, trafik kazaları, Telekulak, Ergenekon, iktidar, muhalefet, yargı, irtica, darbe planları, kasetler derken “YETER ARTIK!” Diyorsanız… 

Aradığınız kişiye ulaşılamıyor, kapsama alanı dışında !.” demektir. 

Olsun, panik yok... Hiç üzülmeyin... 

Eğer bugüne kadar aldığınız öneriler ve doktorlar çare olmadıysa bile yine üzülmeyin. 

Her şeyin bir çaresi var. 

Mutlu olmak sizin de hakkınız. 

Yapmanız gerekenler çok basit ve Güzin Abla’ya falan gerek yok. 

Hayatı bu kadar ciddiye almayın, her şeyi bırakın ve sakin bir sahil kasabasında yaşamaya başlayın.” diyeceğimi sanmayın. 

(Zaten, nereye bırakacaksın. İyi kötü bir çevre, eş, dost, çoluk çocuk... Oraya gitmek için de para lazım. Ferrari’n mi var da, satasın..) 

Bunu unutun. 

Yapacaklarınız çok basit. 

Öncelikle, sabah kalkınca, şöyle bir güzel esneyin ve gerinin. 

Ooohhhh! 

Doğal ve sağlıklı bir yoldur.(Tabii bu kadar derdin arasında gece kâbus görmeden rahat bir uyku çektiyseniz. Zaten o durumda bunları okumayın.)
Sonra derin nefes alın Oksijenin ciğerlerinize dolduğunu hissedin. (Oksijen bulursanız.) Bir süre gözlerinizi kapatın . (Bunu yürürken yapmanızı tavsiye etmem.Yolların hali malum..) 

Zihninizi boşaltmaya çalışın. Mümkünse, gözünüzün önünden iş, aş, aşk, para, siyasetçi, asker, polis, hakim, savcı, gazeteci, şeyh, şeytan, taksi, metro, tren, .. geçirmeyin. 

Ardından kahvaltıya oturun, ama gazete falan okumayın. Televizyonu hiç açmayın. 

(Sabah sabah sinirlerinizi bozmaya gerek yok, ama bulursanız Red Kit okuyabilirsiniz.) 

Bunu yapabilirseniz iyi bir güne başlamak için güzel bir adım attınız demektir.
Baktınız olmadı, o zaman dışarı çıkın şöyle bir dolaşın.. 

Kalabalıklara karışın, tanımadığınız insanlara gülümseyin diyeceğim de, diyemiyorum. 

(Bayanlar için zaten böyle bir şey önerecek değilim.)
Siz yine de ister bir deneyin.“Sapık” diye bir araba dayak yiyince anlarsınız bunun anlamsızlığını, ama yine de hava almış olursunuz. Bu da bir açılım sayılır. O da bir şey... 

Hadi, bu da tutmadı diyelim. Durun, hemen karamsar olmayın. Demokrasilerde çare bitmez. 

Daha ne açılımlar var. 

Size canlılık katacağını düşündüğünüz bir şarkı dinleyin, ama seçim şarkısı olmasın... Ya da en iyisi siz, bir şarkıyı bağıra çağıra söyleyin. Aslında dolaşırken gülümseme yerine, şarkı söyler seniz aynı anda iki faaliyeti de yapmış olacağınızdan sapık muamelesinden de kurtulmuş olur sunuz. En fazla tatlı kaçık sayılırsınız. 

Bir akıllı bir yarım deli
Dört yanım akıllı bir yanım deli
Herkes akıllı bir ben deli
Bir ben deli bir ben deli
“ 

Pasif durumdan aktif duruma geçmenin bir zararı yok, bu kez en kötü ihtimalle biraz “mor ötesi ”muamele görebilirsiniz, ama olsun aldırmayın.(Bu arada sosyal fobilerinizden kurtulup sosyal hobiler de edinebilirsiniz.) 

Fena mı? (Nasılsa KOBİ’lerle işiniz yok..) 

Bu durumda o kadar da kötü sayılmaz. 

Deli duvara oturmuş. Elindeki oltanın ucu sokağa sarkmış....
Yoldan geçen soruyor;
- Orada balık mı tutuyorsun sen?
- Hayır alık tutuyorum.
- Tutabildin mi bari ?
- Çook ... Seninle 25 oldu !
 

İşte en fazla, böyle bir durum yaşayabilirsiniz... 

Tercih sizin.
Bunu da beğenmediyseniz, daha akıllıca bir yöntem uygulayın hemen… 

Oturup bütün hayallerinizi yazın. (Nasıl bir fikir ama..)
”Aaa ! Olur mu?” demeyin. 

Hayallerinizi önemseyin. Siz önemsemezseniz, hiç kimse önemsemez. Örneğin, sakin bir tatil hayaliniz hep vardır ya, hayal etmeye devam edin. “İnsan hayal ettiği süre yaşarmış” derler. 

Deniz, güneş, kumsal, kanal, baraj, köprü, metro, tren… 

Hayallerin, aşkın ve sen. 

Bunun da bir zararı yok ve bu da bedava. En fazla size” hayalperestin biri” derler. 

Tabii ki hayallerin sınırı yok. Siz isterseniz süper lotonun hesapları ile de uğraşabilirsiniz. 

Ya çıkarsa… 

Yok, bu da olmaz diyorsanız,  

Gökyüzünde uçurtma uçurun. 

Çiçekleri falan sulayın. Sonra da gidip elinizi yüzünüzü yıkayın. 

Tabii sularınız akıyorsa..
Daha ne diyeyim…(Siz de bir karar verin artık.) 

Hiçbiri olmazsa, ” bir bardak su için ” diyeceğim, ama dediğim gibi sular akıyor mu, akmıyor mu bilmiyorum. 

Ya da en iyisi siz, hepsini boşverin ve kişisel ayarlarınızı değiştirin. 

En güzel açılım budur.
Göç yolunda, Himâlaya’nın zirvelerini aşmak için Telli Turnaların verdiği müthiş mücadeleyi,  

Somon Balıklarının suyun akışına karşı yolculuğunu düşünüp, sevdiğinize birkaç güzel söz söyleyin. 

En büyük mutluluk daha yaşanmamıştır nasıl olsa… 

Telli telli telli şu telli turna
Ne kalmış buralı göklerden başka

Ne kalır yarına bizden sonraya
Herşey binip gitmiş uçurtmalara
..” 

Zamana yenik düşmemek, kirlenen dünyaya el vermek için denemeye değmez mi?
Not: Hiçbiri olmadıysa, sakın “beyaz patiskanın metresi kaç lira?” diye öğrenmeye kalkmayın. 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 94
: 840
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

1962 İnegöl/Bursa doğumlu ve İşletme Fak. mezunuyum. Özel bir kursta kurum müdürü olarak görev yapma..