- Kategori
- Sosyoloji
Düşük İstihdam, Ucuz İş Gücü, Karşılıksız Emek, Çifte Mesai= Kadın

Bir, "1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü"nü daha geride bırakırken, Türkiye’de kadın emeğinin istihdamı sorunsalı, kadınların iş yaşamına başladığı günden itibaren varlığını sürdürüyor. Kurulan dernekler, denenen yönetimsel biçimler ancak belli bir yere kadar ivme kazanabilmiş durumda. Kadın emeği ve istihdamını olumlu etkileyebilecek tüm ekonomi ve sosyal politika araçlarının günümüzde hala olması gerektiği gibi yönetilememesi, doğal olarak bizlerde tatminkar bir duygu oluşturmuyor.
TÜİK’in verilerine göre:
“Kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısından az
Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre; 2016 yılında, Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin oranı %46,3 olup bu oran
Erkeklerde %65
kadınlarda ise %28’dir.
Eğitim durumuna göre işgücüne katılım oranı incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görülmüştür.
Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılım oranı %15,2,
Lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılım oranı %27,2,
Lise mezunu kadınların işgücüne katılım oranı %33,6,
Mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılım oranı %41,4
Yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı %71,3’tür.“
Korkmaz ve Korkut (2012), kadınların eğitim, medeni durum ve yaş gruplarına göre işgücüne katılımlarını analiz etmiş, kadının istihdam edilmesinin önündeki engelleri araştırmışlardır. Bu engellerin başında kadının medeni durumu, eğitim seviyesi, 0-5 yaş arası çocukların varlığı ve sayısı, kadınların çalışmasına yönelik toplumun bakış açısı ve kadınların istihdamını arttırmaya yönelik yasal düzenlemelerin yeterli düzeyde olmaması gibi faktörlerin olduğunu sonucuna varmışlardır.
Toplumsal cinsiyet rollerinin keskin ve yaygınlaştırılmış durumu ev yükünü kadınların sırtına yükleyerek kamusal iş gücüne katılımlarının önünde toplumsal anlamda görünmez engeller çıkardığı yadsınamaz bir gerçektir. Platon’un “Devlet” kitabında yaşam alanı olarak idealize ettiği Polis’inde, yurttaşların politika üzerinde söz sahibi olabilmeleri ve yönetime katılabilmeleri için belirli kriterleri sağlayabilmeleri gerekliliğini, (yani salt politika yapabilmeleri, buna kafa yorabilmeleri için temel gereksinimlerine ilişkin kaygılarının olmaması gerekliliği durumunu) Türkiye’de kadınların işgücüne katılmalarındaki karar verme durumunun zihinsel ve duygusal açıdan güçleştirici etkileriyle bağdaştırabiliriz.
Bu engellerin yanı sıra, eğitimdeki fırsat eşitsizliği, kadınlara sunulan iş alanlarının sınırlı oluşu, meslek edindirme amaçlı açılan kuaförlük, aşçılık vb. gibi kurslardaki kadınlara özgü tayin edilen mesleklerde bilinçli/bilinçsiz yapılan cinsiyetçi işgücü ayrımı ve sınırlama, gerekli hukuksal düzenlemelerin ve teminatların eksikliği, düşük ücret politikaları, iş güvencesinin olmayışı, toplumda “ev kadını” tanımlamasının varlığı (kadının erkek egemenliğinde yaşayarak ailesine, evine ve çocuklarına bakmakla yükümlü olduğu anlayışı)vb. etkenler kadınların işgücüne katılım durumunu maddi/manevi zorlaştıran noktalar olarak bilinmektedir.
Eğitim düzeyinin artması kadınların daha nitelikli ve yüksek katma değer yaratan işlerde istihdam edilmesini sağladığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bundan dolayıdır ki kadınların istihdama katılımlarının, özellikle de “insana yaraşır işler”de istihdamının artırılabilmesi için öncelikle kadınların yeterli düzeyde eğitime sahip olmaları, istihdam ve eğitim arasındaki ilişkisinin daha güçlü kurulması gerekmektedir. Ayrıca gelişmiş ülkelerin sahip olduğu istihdam oranlarına ulaşılabilmesi amaçlanarak bu alanın önemine ulusal belge/yasa/politikalarda yer verilmesi ve mevzuatta buna göre gerekli düzenlemelerin yapılması, kadın istihdamının önündeki engellerin ortadan kaldırılması, kadınlara yönelik istihdam teşviklerine yer verilmesi önemli ve gereklidir. Ülkelerin önemli ekonomik göstergelerinden biri olan kadınların işgücüne katılma oranını üst seviyelere çekmedikçe gelişmişlikten söz edilemeyeceği bilinmelidir.
İstihdam süreçlerine katılabilmiş kadınların iş yaşamlarında önlerine çıkan sorunlar ise apayrı bir araştırma ve yazı konusudur.
Ancak tüm bunlardan daha büyük sorunsalımız, ne yazık ki kadınların bu sıkıntıları yaşayabilmesi için bile önce hayatta olmaları gerektiği gerçeğidir. 2017 yılında toplam 409 kadın; 2018 Ocak ayında 28, Şubat ayında 49, Mart ayında ise 25 kadın yemekteki tuz eksikliğinden tutun da iş yerindeki mesaisinden eve geç gitmek zorunda kalmasına kadar farklı “bahanelerle” öldürülmüş yalnızca küçük bir kısmı medyaya ve kamuoyuna yansımıştır.