- Kategori
- Felsefe
Duyguların durduğu nokta

Kelimeler uçuşur. Harfler sarar her yanını. Cümleler gelir birbiriyle bağdaşmayan. Duygular yoğunlaşır, karışır kendi içinde birbirine. Mantık geçit vermez sana. Birini bir yere oturtursun. Arkası gelir dersin. Gelmez. Bir yerden başlamak istersin. Başlamadan bitiverir. Hiçbirini bir yere koyamazsın.
Bir konu belirlersin. Öncelik belirleyemezsin. Beynin o kadardoludur ki. Oysa anlatmak istersin sayfalarca. Neyin zararlarını kime, neyin faydalarını kime anlatacaksın? İnsana zararlı şeyin yine insan olduğu gerçeğini mi? Aynı zamanda da faydalI... İnanmak istemesek de, “Hiç bir gerçek içinde büyüttüğünün karşılığı değildir.” der bir söz. Yaşadıklarından, gözünde büyüttüğün insanın aslında o kadar da büyük olmadığını anlarsın. Yapılan hiç bir iyiliğin cezasız kalmayacağını mı, anlatırsın ya da...
Yaptığın iş bir gönül işidir. Yıllarını verirsin karşılıksız. Hiç bir kaygı gözetmezsin. Ne kariyer, ne para, ne gelecek. Kötü bir finalle son bulur emeklerin. "Akıllı insanları severim. Ne zaman severim. Aklını duygu ve vicdanla bütünleştirdiği zaman. Çıkar hesapları yapıp bir sonraki hamlesini güdümlemediği zaman." der bir insan. Hedefine ulaşmaya çalışırken kırıp dökmeden yani, Onurluca, Hak ederek...
Dostluğu anlatmak istersin. "Dostluk baldır, fakat fazla yeme." der bir Fas sözü. Sahibine minnet duyan ayının hikayesini doğrularcasına... Dürüstlüğü anlatmak istersin. İnsanlar menfaatleri kadar dürüsttür. Menfaatlerin çakıştığı yerde, dürüstlükten söz edilemez. Hayatı anlatmak istersin. "Hayat, mezarların çözdüğü dolaşık bir yumaktır" der Hugo.
Duygularınızı sevginizle beslemeniz dileği ile...