- Kategori
- Sivil Toplum
Düzene serzeniş...

Şimdi… Şu anda… Bugün… Sevmiyorum… Sevemiyorum bugün ne kendimi, ne bahçemde ufaladığım ekmeği çekingen sıçrayışlarla yutan serçeyi. Oynamıyorum işte. Verin misketlerimi geri. İstemiyorum her güne ümit etmeyi… Canım sıkılıyor tamam mı? Ülkeyi bu halde görünce canım sıkılıyor. Memleket tek tek yabancılara satılıyor... Bir anlaşmazlık olsa, savaş filan çıksa... Paran da, irtibatın da, ekmeğin de onların elinde olduğu için sen dımdızlak kalacaksın.
Hadi savaşı boş verdim. Fazla "ütopik" diyelim. Toplumun ve insanlığın düştüğü durumları izledikçe de içim acıyor. Tecavüzler, kap-kaçlar, cinayetler… İpsiz sapsız tipler haplanıp, olmadık işlere karışıyor. Sevmiyorum ben bugün insan olmayı.
Değersiz yaşayanlar arasında, inançsız, mantıksız yaşayanlar arasında olmak hoşuma gitmiyor. Dürüstlük nedir bilmeyen, nerede hır gür, orada aç kurtlar gibi bekleşip duran nicelerine inat ayakta durmak lazım. Biliyorum.. "Böyle olunur insan. Böyle olunur evlat. Böyle olunur kadın, adam…" diyebilmek lazım. Sesim öyle cılız çıkıyor ki...
Arada ümitlenir ve bir tek denizyıldızını kurtarabilmek için bile olsa hayatı değiştirmeye uğraşırız ya bazen hani. Hani damlaya damlaya göl olur da, şu göle hoca gibi biz de maya çalmaya kalkışırız. Hani ya tutarsa…
Ne bileyim… Ben… Şimdi… Şu anda yok oluyorum aslında. Yok olmak… Ağlayamamak… Haykıramamak… Gerçi cesaretle söylüyorum derdimi, niyetimi ama duyulmadık öyle sözüm var ki… Sesim öylesine cılız çıkıyor ki… Sevmiyorum bugün kendimi. Soyumdan da ümidim kalmadı artık. Böyle gelmiş, böyle gider kervanına katılmışız… Düzene mecburcu muyuz? Neyiz?
Her birimiz bir deniz yıldızını kurtarsak, bir kaşık maya çalsak? Düzelir mi düzen?