Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

e-günlükte "mart" ve "maganda" ayı

İşte ben mart ayı diye buna derim... Ağaçlarda bir bir açan çiçekler ve cıvıl cıvıl kuş sesleri. Sadece bu kadar değil. Karga ve martıların cilveleşmeleri sonucu çıkardıkları seslerden de anlarım mart ayını. Sadece bu kadar mı? Hayır değil. Uzun süre görünmeyen kişilerin neden yavaş yavaş göründüklerini de şimdi anlıyorum kendimce... Sokaklarda rastlaşmalar, demir kapıya dayanıp beklemeler, dertleşmeler, karanlıkta köşelerde buluşmalar... Hepsi mevsimle alakalı, hepsi mart ayı ile alakalı. Mart ayı'da onlarla ve olanlarla hem fikir...

Merhaba e-günlüğüm; Bir ağacın üzerinde dişi bir kedi ve aşağıda 6-7 adet erkek kedi. Sesler ayyuka çıkmış. "miyaaav" sesleri mutasyona uğramış ve "miyuravvv" hatta "mmrrrrraauuuvvv" olmuş. Ortalık çınlıyor, insanları bile imrendirecek atılımlar yapıyorlar. Dişi kedi tek başına dize getirmiş mahallenin bütün erkek kedilerini... Hepsi "mum" gibi. Dişi değil mi; Şartları var elbet. İçgüdülerinn işaret ettiği erkeği seçecek. Bir sürü testten geçirecek o "mum" gibi olmuş erkek kedileri. Tadını çıkarıyor mart ayının, mevsimin ve gördüğü inanılmaz ilginin... Gece bile devam ediyor aşk serenadları. Susmak bilmeyecekler iş bitinceye kadar. Velhasıl bilinmez iş ne zaman bitecek. Tecavüz vakalarına da rastlanmaz ki kedigiller aleminde, işlerini halledip sussun şu erkek kediler diyeceğim ama onların dünyasında etik değil böyle bir davranış... Bizim gibi düşünen gelişmiş beyinlere hastır öyle vakalar...

Biz insanlarda da oluyor benzer kıpranmalar, istekler, hızlanan salgılarımız, değişen hormon seviyelerimiz bas bas bağırıyor bu gibi mevsimsel durumlarda. Neredeee içgüdülerini dinleyen mi kaldı dünya'da benim gibi... Adamlar aşk, seks, fantazi yapacaklarına gitmiş meydanlarda avaz avaz bağırıyorlar. Ekonomik durum, yolsuzluklar, işsizlik, gayri safi milli hasıla, gayri safi yurt içi hasıla, davalar, hakaretler derken boşalamıyorlar, deşarj olamıyorlar bir türlü doğal yoldan. Sonra da asabi oluyor, her yerlerde, önüne gelene bağırıyor, kaos yaratıyor, mutsuzluğunu her yer de belli ediyor ama anlayan yok. Asabiyetin sebebi var. Durup duruken asabi olmaz bir insan. Ailesini bile doğru dürüst göremezken, çocukları ile kucaklaşamazken, nasıl sakin yönetsin memleketi gerekli kişiler? (ne diyorum ben yahu?)

Mart ayı, kediler, insanlar derken nerelere getirdin sözü be e-günlüğüm... Sana ne elalemin asabiyetinden, boşaltamadığı hormonlarından, olamadığı deşarjasyondan... Kedilere bak sen, onları izle. Belki bir şeyler öğrenirsin...

Dün gece de işten çıktıktan sonra eve gidip bahçede ılık bir hava ve hafif bir sinirlilik hali ile oturup keyif yaptım. (her zaman sinirlenecek bir şeyler oluyor ama bende pek fazla durmuyor, kaygan zemine sahibim, kayıp düşüyor)

Güne yağmurlu fakat ılık bir hava ile başladık. Sanki nisan yağmurları gibi... Sabahın sağır dilsiz, köründe gelen kamyonu boşlattık ve işe koyulduk. Sabah hareketliliğinin ardından, aboneleri turladım. Bu sefer kriz falan kalmamş. Herkes büyük ikramiyeyi konuşur olmuş. İnsan beyni bu kadar zayıf işte. Bir kıytırık konu her şeyi bir anda unutturuyor. Bir haftalığına ülkemizde hiç bir sorun kalmaz şimdi. Herkes hayal aleminde. İnsanlar kendisine çıkacağını ümit ettiği paranın hesabını yapıyorlar. (aslında yapamıyorlar)

Bir de bilim adamları "en gelişmiş beyin insan beyni" derler. Kıyaslayalım mı? Ülke'de ekonomik kriz kol geziyor, işsizlik had safhalarda, insanlarımızın büyük bir kısmı açlık sınırında yaşıyor, suç oranları artmış, bütün kurumlarda sorun var, kişisel sorunlar, zamlar, sanayi, üretim, imalat sektörleri kan ağlıyor ve o gelişmiş beyine sahip insanlar, bütün bunları bir kenara bırakıp kırk milyonun hayalini kurmaya başlıyor. Yahu çıksa da böyle bir ülke'de gönül rahatlığı ile harcayamazsın ki... Gelelim insan'a göre çok az gelişmiş, hatta düşünemeyen hayvan beynine: Boss'u örnek alalım. Canlandırma şöyle: Bahçeyi kediler istila etmiş, yiyecekleri gasp ediliyor, etrafta yabancı köpekler kol geziyor, günden güne evinden olma korkusu yaşıyor ve bu durumda ben Boss'a kocaman bir tas et ve kemik dolu yiyecek veriyorum (büyük ikramiye olarak) ve çözüyorum... İkramiyenin yüzüne bile bakmadan, televizyonları, gazeteleri değil, içgüdülerini dinleyerek bölgesindeki sorunları halletmeye çalışır. (denenmiştir) Çünkü bilirki kedi ve köpekleri bölgesinden atmadan, yerini sağlamlaştırmadan o yemeği (ikramiyeyi) yemesi olası değildir...

e-günlüğüm; Yalnız burada bir şeyi gözden kaçırdığımı fark ettim. Boss'un zincirini ben çözdüm de, bizim zinciri kim çözecek? Öyle ya biz de yaşamın içinde kalın bir zincirle bağlı yaşıyoruz. (korku, endişe, hastalık, tabu, toplumsal baskı, yasaklar, kanunlar, gelenekler, vb. gibi halkalardan oluşan zincirimiz)

Öğleden sonra güneş açtı ve hava iyice ısındı. İşlerimizde yavaşladı. İşin garip tarafı, hemen her gün yeni bir abone yapıyoruz ama yine de gözle görülür bir artış yok. Olacak olacak, "kriz bizi teğet geçecek..." "Evvel Allah kriz kalıcı değil..." (umarım bu cümleler de patentli değildir)

Akşam üzeri hava yine serinledi. Anlaşılan millet parayı loto'ya yatırıyor. Su içmeyi bile unuttular... Bu firtina da geçer elbet. Bizim bu günlük fırtınamız bu kadar e-günlüğüm. Yarın yine yazışırız...

Biliyor musun: Esmerler de 120 bin, sarışınlarda 140 bin adet saç teli var mış ve her gün başımızdan 25 bin civarında saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar mış... (artık teknoloji ve tıp o kadar gelişti ki, yenileri çıkmıyor.)
Çirkin söz: "İnsanın karısı ile geçirdiği iki zevkli gün vardır: Birincisi: Evlendiği gün, İkincisi:Karısının gömüldüğü gün..." Thomas Ingeland (zavallı çok çekmiş her halde)
Güzel söz: "İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur..." Montesquie (bu yazıyı bir afişe yazıp mitinglere katılmak lazım.)

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..