​ E-günlükte lüks oteller:) / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

E-günlükte lüks oteller:)

Hayatım da iki kez hastaneye gittim. Birincisinde küçük yaşta tarzancılık oynarken iki metrelik duvardan kafa üstü düşmüştüm. (benimle tanışanlar ve yazılarımı okuyanlar bunu tahmin edebilirler) Sonra gözümü hastanede açtım. İlk söylediğim şey "baba gidelim buradan, ben eve gitmek istiyorum" olmuştu. O gün bu gün insanlarla doğru iletişim kuramam. Ben derim "taka tuka" karşımda ki der "başkent ankara"İkincisi bilinçsizce ilaç kullanımı, sinüslerimdeki iltihapları geçirmemiş (geçirene hiç rastlamadım zaten) ameliyatlık duruma getirmişti. Şansım varmış, harika bir doçent ile tanıştım ve bir kaç yemekli içkili sohbetten sonra teorik olarak yaptığımız ameliyatı pratik olarak yaptık. Lokal anestezi olmuştum ve canım çok yanmıştı.

Hatta canımın yanmasından olacak ki, bir ara hemşirenin memelerini avuçlamıştım. (tahmin edersin ki bilinçsiz olarak) O kadar büyüklerdi ki o anda acımı dindirmek için bir şeyler sıkmam gerekiyordu ve ellerime onlar geldi. Otuzlu yaşlarda idim ve başarılı bir ameliyat olmuştu. Gözlerim açık ve herşeyi izleyerek. "sakın kemiklere dokunmayın, kemik kendini onaramaz, kılcal damarlara ve sinir sistemine dikkat edin" gibi bilmiş uyarılarda bulunarak. Sonra ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç kullandım. (manitu ellerine düşürmesin)

Merhaba sevgili e-günlüğüm. En son Annem sayesinde iki gündür hastaneye gidiyorum. Antenlerim açık, istatistikçi, ve gözlemci, araştırmacı ruhum şahlanmış durumda akşamları, iş çıkışı annemi ziyaret ediyorum. Kesinlikle düşüncelerimde haklı olduğumu belgelercesine, dikkatle izliyorum. Her zaman karşıma çıkan ters mantık denklemi... Ortada akıl almaz bir yatırım, yüksek maaşlı personel, çok lüks konfor ve donanım var. Bir öğün yemek 25 ytl (yemek demeye bin şahit ister) bardak çay 2 ytl (sallama) 1.5 lt su 4 ytl (oha!), (4 yıldızlı otel, restoran tarifesi) odaya her seferin de biri girdiğinde taksimetre çalışıyor. Hastane, adeta para yiyen bir canavar görünümünde. (manitular korusun) Annem İki gece yattı, onun sebebi de keyfimizden değil, iki gündür kan bekliyoruz. Ablam muhasebeye gitti. (bu gün kan verilince eve götüreceğiz) Sıkı dur e-günlüğüm: İki gece bir gün konaklama, serum, antibiyotik, sahte güleryüz, sahte ilgi, doktor kontrolü, yemekler, içecekler, malzemeler tartışmalar: 3000 ytl (çırağan palas da boğaz manzaralı oda da 10 gün) Sonuç: İnsanları iyileştirirlerse o masraflar ve maaşlar asla çıkmaz. Birinci amaçları, ilaçlarla gelen kişinin metabolizmasını bozmak ve sonra da en uzun sürede düzeltmeye çalışmak. Kağıt imzalamaktan bir hal oldum. Kan sayımı istemiyoruz, istemediğimize dair imza, inüsilin istemiyoruz, ağrı kesici istemiyoruz, antibiyortik istemiyoruz, ateş düşürücü istemiyoruz ve her bir istememezlik için kağıt imzalıyoruz. Biz limon, sirke istiyoruz... Yani onlar sorumluluk alamadıkları için ben alıyorum. Ortada doktor yok. Prosedür (peş peşe ilaç yükleme) işliyor ve yetkisiz kişiler tarafından çark döndürülüyor. Olan insan nesline oluyor. Beyin yapıları ve sinir sistemleri bozulanlar gidip proton çarpıştırıyor.
Değerli e-günlük; dün gece Validemi ziyaretten sonra eve geldim, bahçeye kuruldum, Boss'u saldım ve soğuk içeceğimi içtim. Sakin sakin düşüncelere daldım ve yine buluş yaptım. Dünyanın oluşumunda "madde oluşmuş, ama anti madde oluşmamış ya da bilinmiyor" diyorlar. Teorim çok basit. Madde gözle görünen, elle tutulen şeyler olduğuna göre, anti madde gözle görülmeyen, elle tutulmayan, kokusuz, renksiz, tatsız (bulunması olanaksız) şeylerdir. Anti maddenin varlığını keşfettiğin de o anti madde olmaktan çıkar. Kısaca madde dışında kalan her şey anti maddedir ve keşfedilmesi olanaksızdır. Boşuna uğraşmayın. İpucu vereyim: Hatta bu anti madde her maddedin içinde gizlidir... Teşekküre gerek yok. Bunu insanlık için hiç bir deney yapmadan, doğaya zarar vermeden, kimseyi korkutmadan yaptım. Önemi yok, nasılsa bir başka akşam bir başka buluş yaparım.

Sabah işe geldim ve bilgisayarımı güvenli modda çalıştırdım, işlerime devam ediyorum. Aslında böyle kalması iyi. Düşündüm de ben de her gün hayata güvenli modda başlıyorum. Tehlikelere, yanlış ilişkilere, hatalara karşı güvenlik kalkanım hep açık. Benim gibi birinin bilgisayarınında böyle çalışması çok normal. Ama kuma alma fikri geçerliliğini koruyor. Bir kampanya veya hesaplı bir kuma bulursam hemen alacağım.

Sevgili e-günlüğüm; Biraz önce ablam aradı, sevgili Validemi eve getirmiş. Hemen yanına gittim. Çok iyi görünüyor du, yüzüne kan gelmiş, sesi iyi çıkıyor. Hatta denemek için kızdırdım ve sinirlendi. (demek ki iyileşmiş) Kızdırmak için "Anne, Afrikalı çocuklara dönmüşsün" dedim. "Çık çabuk, gözüm görmesin seni" diye sesini yükseltti. Çok iyi çok. Eski haline dönüyor.
Evet e-günlüğüm; yarın için sipariş verdim. Yine kamyon boşaltıp ter atacağız. Sağlığıma bin kez şükür. Haftada on kez kamyon boşaltsam şikayet etmem. Sağlıklı olup, yorulmak, sağlıksız olup, yorgun olmamaktan iyidir. Nasıl vecize yumurtladım ama... İşler normalin biraz altında seyretmekle birlikte, her şey iyi gidiyor.

Akşam Linda'ya dükkanın alt katında yemekten sonra kemik verdim ve alt katı hakimiyeti altına aldı. Kemiği bitinceye kadar inemedim. Çok hoşuma gidiyor hırlaması. Biz olsak yemek yerken "buyur abi sende ye" deriz. Onlar demiyor. "bu benim, sen başının çaresine bak" diyor. Belki doğrusu da odur.
Gidiyorum ve yarın tekrar yazışmayı diliyorum. Hoşçakal.

Biliyor musun? Örümceklerin ürettikleri ağ ipleri, aynı oranda ki çelikten on kat daha dayanıklı ve dört kata kadar esneme özelliğine sahip miş... (hadi buyrun bunu açıklayın)
Güzel söz: "Bana, "seni anlamıyorum" demen, heketmediğim bir övgü, haketmediğin bir hakarettir" Halil Cibran (kadın erkek ilişkilerinde bu sözü sık kullananlara duyurulur)

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..