- Kategori
- Şiir
Efendim

İşte İstanbul…
Seninle başlayıp, sensiz bitmesini istediğim
Bir sabaha daha günaydın.
En az adın kadar güzel görünen yüzün
Ardında derin çizgiler bırakan yüzsüzlüğün…
Ve yine senin gibi kuru kalabalıkta yalnızlık…
Çekilmiyor sabahların ah be İstanbul!
Her tarafta irili ufaklı yığınla insancıklar
Nasıl gizliyorsun be İstanbul
Bu kadar sahte yüzünü?
Hangi marka masken?
Söyle, insanlığın kokuşmuş çöplüğünden mi aldın?
Kaç paralıksın İstanbul,
Kimleri yuttun içine?
Kimleri kandırdın o eşsiz boğazınla?
Her taraftan ayrı bir çığlık işitiyor kulaklarım;
Her sokağın ayrı bir mezarlık gibi…
Gündüzleri ürkmez insan,
Dua eder ruhuna;
Akşamları çıkar korkunç yüzün aydınlığa…
Ve işte Kapalıçarşı, Sultanahmet, Beyoğlu, Taksim, Caddebostan…
Nasıl sığdırdın gözlerine yılların eskittiklerini?
Yaşlı bir dede görüyorum bastonu elinde.
Kışın en güzel anını yansıtan saçları
Yıllara meydan okumuş duruşu…
Bir otomobil gelip geçti sollayarak beni
Zaman ve senin gibi…
Düzeltilmiş cümleler kurdum; beyefendi, hanımefendi.
Kime ne hacet? Bin bir minnet…
Üsküdar’da güneş batıyor bak,
Kız Kulesi’nin ardından.
O bile elveda diyor İstanbul!
Kararıyor gökyüzü, hüzünleniyor.
Nasıldır gerçek nedeni?
Tahminim ürperiyor kızıl benzi.
Sabahları çocuksu saflığının
Yerini dehlizin içindeki renk cümbüşü alıyor.
Güneş batıya elveda diyor!
Hani ısıtırdı caddelerini?
Gecenin bir yarısı… Saat tam buçuk.
Ve işte karanlık yüzün İstanbul
Binlerce olan suratlarının belki de en beyazı İstanbul!
Masken düşüyor yavaştan…
Gündüzleri gizlenen seni
Şimdi sokak lambaları aydınlatıyor.
Ve işte seninle bir gün daha bitiyor.
Markalı vitrin güzeli
Şehirlerin ‘efendisi’
‘En iyi’ İstanbul.