- Kategori
- Dünya
Ege sorunu siyasi irade bekliyor.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların önemli bir boyutu Ege’de yaşanıyor. Kıbrıs’ın gölgesinde kalmış olsa da daha önce Kardak’ta yaşanan kriz, iki ülkenin kısa sürede hangi noktaya gelebileceğini göstermesi açısından önem taşıyor.
İki ülkenin Ege’deki sorunlara yaklaşımlarındaki fark daha tanım aşamasında başlıyor. AB üyesi Yunanistan ile birliğe üye olmaya çalışan Türkiye arasındaki eşitsizlik hemen göze çarpıyor. Sorunun çözümü iki tarafta da siyasi iradeyi gerektiriyor.
Anahtar kelimeler
Kara suları, kıta sahanlığı, silahlanma, FIR hattı…
Türkiye’nin Yunanistan ile olan ilişkileri o kadar uzun bir süredir çatışmayla özdeşleşmiştir ki iki ülke arasındaki sürtüşme, Türk Dış Politikasının neredeyse değişmez bir özelliği haline gelmiştir. Ancak 1999-2000 yıllarındaki iki yıllık dönemde yaşanan gelişmeler, iki ülke ilişkilerinde uzun yıllar etkisini sürdürecek gibi görünen önemli bir “iyileşme başlangıcı” olarak görülebilir. Türk Dış Politikasının belki de en zor boyutunu oluşturan bu ilişkileri anlayabilmek için her iki tarafın yaklaşımlarını sadece siyasal bakış açısı ile değil tarihsel, toplumsal ve psikolojik olarak da ele almak gerekiyor. Nitekim iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini, izlenen karşılıklı politikaları hiçbir zaman sadece siyaset belirlememiştir. İlişkilerin dinamikleri arasında yukarıda sözü edilen tüm faktörler değişken oranlarda da olsa bulunur.
Sorunların denizi “Ege”
Türkiye Yunanistan ilişkilerinin genel anlamda “sorun(lar)” merkezli olduğu bilinen bir gerçek. İki ülke arasında her daim Kıbrıs Sorunu’nun gölgesinde kalsa da Ege Adaları, kıta sahanlığı,
Kardak…
On iki ada ve Doğu Ege adaları gibi bazı adalar, hangi devlete ait oldukları anlaşmalarla belirlenmiş olan adalardır. Türk-Yunan ilişkilerinde Adalar sorunu çerçevesinde 1995’li yılların başında Kardak Krizi yaşanmıştır. 1995 Aralık ayında yaşanan bir deniz kazası, iki ülke arasında mevcut sorunlara yeni birinin eklenmesine neden olmuş ve iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Bunun akabinde Türkiye ilk kez Kardak kayalıkları vesilesiyle Ege de <ı>gri bölgelerı> tezini ortaya atmıştır. Bu krizin ilk günlerinde her iki ülke arasında karşılıklı notalar verilmiştir.
Kardak krizinin ortaya çıkardığı sonuçlar şu şekilde özetlenebilir: Kardak sorunu, ilk olarak iki ülke arasında nasıl kısa sürede gerginliğin tırmanıp, savaşa ramak kalabildiğini hem iki ülke kamuoyuna hem de dünyaya göstermesi açısından önemlidir. İkinci olarak ABD’nin Ankara-Atina ilişkilerindeki etkin rolü bu krizle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kardak Krizinin patlak vermesinden bu yana, Ankara, Ege Denizi’nde statüsü uluslararası antlaşmalarla düzenlenmemiş kaya ve kayalıklar olduğunu belirterek, bu sorunun müzakerelerle çözülmesi gerektiğini dile getirmiştir. Atina ise, Ankara’yla görüşme yapmaya yanaşmamakta ve isterse Türkiye’nin bu sorunla ilgili olarak Uluslararası Adalet Divanı’na başvurabileceğini belirtmektedir. 23 Mart 1996’da dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın Yunan tarafına sunduğu Ege Sorunlarının çözümü için, <ı>Ege Barış Süreciı> çerçevesinde üçüncü taraflı çözüm ihtimalini dışlamadan masaya oturma önerisi Türk dış politikası açısından radikal bir adım olarak değerlendirilmişti. Ancak, Türkiye’nin teklifi, Ege sorunları için masaya oturmaya yanaşmayan Atina tarafından kabul görmemişti.
Ege Yunan gölü olur mu?
Ege adalarından sonra yine iki ülke ilişkilerinin düğüm noktalarından biri olan karasuları ve hava sahası sorunları da uzun yıllardır ilişkilerin seyrinde belirleyici rollerden birini oynuyor. Karasuları ve hava sahası uluslararası hukukta bir devletin aynen kara toprakları gibi üzerinde tam egemenliğe sahip olduğu ayrılmaz ülke parçaları olarak görülüyor. Yunanistan Ege’de 1936’dan bu yana
Sorunun ‘adı yok’
Türk-Yunan ilişkilerinde Yunanistan’ın karasularını
Bir sahildar devletin, kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısının dibi ve dip altı olarak tanımlanan kıta sahanlığının sınırları genelde karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı hatlardan itibaren 200 deniz milidir. Ege kıta sahanlığı sorununda sınırlandırmanın hangi ilkeler üzerinde yapılacağı, sınırlamada nelerin göz önünde bulundurulacağı ve bu sınırlandırmaların kim tarafından yapılacağı anlaşmazlıkları söz konusudur. Yunanistan, adaların kendi kıta sahanlıkları olduğunu öne sürerken, Türk tarafı, Ege’nin yarı kapalı ve çok sayıda adaya sahip bir deniz olduğunu vurgulamakta ve kıta sahanlığının belirlenmesinde bu faktörlerin de dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Başka bir deyişle Yunanistan sadece kıta sahanlığını sorun olarak görüyor ve diğer anlaşmazlık noktalarını problem olarak addetmiyor. Bu nedenle görülüyor ki iki ülke arasındaki anlaşmazlık daha sorunların tanımlanmasından başlıyor.
‘Teknik’ egemenlik iddiası
Yunanistan’ın Ege hava sahası 1931’den bu yana 10 mildir. Hukuken de bir devletin karasuları ile hava sahası sınırları örtüşmelidir. Ama 1931’den bu yana önce
Çözüm: Siyasi irade
İki ülke arasındaki tarihsel süreci incelendiğinde ve bugün ile mukayese yaptığımızda ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı olduğu görülmektedir. Ege gerçekten de her iki ülke için bir egemenlik meselesidir. Ege Sorunu’nun çözümü için belli noktalarda tarafların her ikisinin de kesinlikle taviz vermesi gerekiyor. İki ülke de Ege Sorunu’nun çözümünde tavize yanaşmadıkları için sorunlar halen varlığını koruyor. Çünkü her iki ülke de taviz veren taraf olmak istemiyor. Yunanistan’a göre, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’deki tek bir meşru devletlerarası sorun vardır, o da kıta sahanlığı sorunudur. Bu sorun dışında Ege Denizi kaynaklı hiçbir sorun Yunanistan tarafından meşru sayılmıyor. Zira Yunanistan, Türkiye’nin Ege Denizi üzerindeki politikalarının her zaman yayılmacı ve güç gösterisine dayalı olduğunu iddia ediyor. Yunan tezine göre, Türkiye Ege’deki her konuda uluslararası hukuka aykırı iddialarıyla sorun çıkarmakta ve Ege’deki meşru ve yasal Yunan egemenliğini her fırsatta tehdit etmektedir. Türkiye ise, Ege sorunlarının bir bütün halinde ele alınmasını ve siyasal görüşmelerle hukuki bir çözüme kavuşturulmasını destekliyor. Nitekim Türkiye Yunanistan’a oranla Ege’deki sorunlarda daha uzlaşmacı ve hukuksal çözüm taraftarı olmuştur.
Ege ile ilgili konularda iki operasyonel kural, Yunanistan ve Türkiye ile ilgilidir. Türkiye’nin çıkarı açısından Ege’nin bir “Yunan Gölü” ne dönüştürülemeyeceği açıkça belirtilmelidir. Yunanistan’ın çıkarı açısından ise, On İki Ada ve Doğu Ege Adaları gibi Yunan topraklarını Türkiye’nin fonksiyonel yetki alanında olacak bölge ve bölgelerde bırakacak şekilde Ege’nin taksim edilmeyeceği veya bölünmeyeceği kaydedilmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki Türkiye konusunda her daim “taraflı” olan AB, Yunanistan’ın 1981 de AB üyesi olmasıyla Ege Sorunu’nda iki kat daha fazla taraflı davranmaya başlamıştır. Türkiye bu sorunları, ikili görüşmelerle çözmeyi tercih ederken Yunanistan, özellikle AB’ye girdiği 1981 yılından sonra Avrupa siyasi arenasında güçlenen konumundan istifadeyle, konuyu uluslararası platforma çekmeyi tercih etmiştir.
Bugün “Yunanistan sınırları AB’nin de sınırlarıdır” diyen AB üyeleri Yunanistan’ın Ege tezlerine neredeyse sorgusuz sualsiz destek verirken, “AB üyesi” Yunanistan’ın, AB üyeliği için çabalayan “komşusu” Türkiye ile masaya oturup Ege konusunda müzakerelere başlamaması, Türkiye ile anlaşmaması için hiçbir neden yoktur. Bir sorunlar bütünü olarak Ege Sorunu’nun çözümü, her iki ülkede de sorunları çözme yönünde bir siyasal iradenin eş zamanlı olarak ortaya çıkmasına bağlıdır.
KAYNAKLAR
1) NACHMANİ, Amikam, Günümüz Türk Dış Politikası ve Türk-Yunan ilişkileri, Yunanistan, 2002
2) Birgül Demirtaş-Coşkun, Değişen Dünya Dengelerinde Türk-Yunan ilişkileri, idris Bal (der.), 21.yüzyılda Türk Dış Politikası, Ankara Global Araştırmalar Merkezi, Ankara, 2006
3) Şule Kut, Türk Dış Politikasında Ege Sorunu, Faruk Sönmezoğlu (der.), Türk Dış Politikasının Analizi, İstanbul, Der yayınları, 1998