​ Ege sorunu siyasi irade bekliyor. / Dünya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '08

 
Kategori
Dünya
 

Ege sorunu siyasi irade bekliyor.

Ege sorunu siyasi irade bekliyor.
 

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların önemli bir boyutu Ege’de yaşanıyor. Kıbrıs’ın gölgesinde kalmış olsa da daha önce Kardak’ta yaşanan kriz, iki ülkenin kısa sürede hangi noktaya gelebileceğini göstermesi açısından önem taşıyor.

İki ülkenin Ege’deki sorunlara yaklaşımlarındaki fark daha tanım aşamasında başlıyor. AB üyesi Yunanistan ile birliğe üye olmaya çalışan Türkiye arasındaki eşitsizlik hemen göze çarpıyor. Sorunun çözümü iki tarafta da siyasi iradeyi gerektiriyor.

Anahtar kelimeler

Kara suları, kıta sahanlığı, silahlanma, FIR hattı…

Türkiye’nin Yunanistan ile olan ilişkileri o kadar uzun bir süredir çatışmayla özdeşleşmiştir ki iki ülke arasındaki sürtüşme, Türk Dış Politikasının neredeyse değişmez bir özelliği haline gelmiştir. Ancak 1999-2000 yıllarındaki iki yıllık dönemde yaşanan gelişmeler, iki ülke ilişkilerinde uzun yıllar etkisini sürdürecek gibi görünen önemli bir “iyileşme başlangıcı” olarak görülebilir. Türk Dış Politikasının belki de en zor boyutunu oluşturan bu ilişkileri anlayabilmek için her iki tarafın yaklaşımlarını sadece siyasal bakış açısı ile değil tarihsel, toplumsal ve psikolojik olarak da ele almak gerekiyor. Nitekim iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini, izlenen karşılıklı politikaları hiçbir zaman sadece siyaset belirlememiştir. İlişkilerin dinamikleri arasında yukarıda sözü edilen tüm faktörler değişken oranlarda da olsa bulunur.

Sorunların denizi “Ege”

Türkiye Yunanistan ilişkilerinin genel anlamda “sorun(lar)” merkezli olduğu bilinen bir gerçek. İki ülke arasında her daim Kıbrıs Sorunu’nun gölgesinde kalsa da Ege Adaları, kıta sahanlığı, 12 mil, FIR Hattı, hava sahası gibi uzunca bir sorun listesi bulunuyor. Söz konusu sorunların hemen hepsi uluslararası hukukun alanına giren son derece çetrefilli sorunlardır. Bu yazıda ikili ilişkilerde sıklıkla gündeme gelen hatta sürekli gündemde kalan Kıbrıs Sorunu’nun gerisinde kalan ama her zaman Türkiye’nin başını ağrıtmak için hazırda bekleyen sorunlar ele alınacaktır. Hazırda bekleyen bu çetin cevizlerden biri olan Ege Adaları Sorunu 1975’li yılların başından beri iki ülke arasındaki temel sorunlardan birini oluşturuyor. Çok sayıda alt sorunu bünyesinde barındıran Ege Sorununun önemli konularından biri de Doğu Ege adalarının silahlandırılmasıdır. Yunanistan Doğu Ege adalarını 1960’lı yılların başından itibaren uluslararası antlaşmalara aykırı olarak silahlandırdı. Türkiye ilk kez 1964 yılında Rodos ve İstanköy’deki askeri yığınak girişimlerine karşı Yunanistan’a bir protesto notası vermiş ve o tarihte Yunanistan böyle bir girişimi olmadığını açıklamıştı. Burada Türk Dış Politikasının bu sorunda etkin olduğunu görmekteyiz. Ancak bu etkinlik fazla uzun sürmeden 1969 yılında Limni’nin silahlandırılmasıyla ilgili notaya karşılık Yunanistan bu kez silahlandırma yaptığını açıkça kabul etti. İşin ilginç yanı ise Yunanistan yıllardır böyle bir hakkının olduğunu tutkulu bir şekilde savunuyor. Yunanistan bu politik süreçten sonra 1974 Kıbrıs Harekâtı’nın ardından adaları yeniden silahlandırma yoluna gitmiş ve gerekçe olarak ta Montrö’nün yanı sıra Ege’deki Türk tehdidine karşı meşru savunma hakkı olduğu iddiasını da belirtmiştir.

Kardak…

On iki ada ve Doğu Ege adaları gibi bazı adalar, hangi devlete ait oldukları anlaşmalarla belirlenmiş olan adalardır. Türk-Yunan ilişkilerinde Adalar sorunu çerçevesinde 1995’li yılların başında Kardak Krizi yaşanmıştır. 1995 Aralık ayında yaşanan bir deniz kazası, iki ülke arasında mevcut sorunlara yeni birinin eklenmesine neden olmuş ve iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Bunun akabinde Türkiye ilk kez Kardak kayalıkları vesilesiyle Ege de <ı>gri bölgeler tezini ortaya atmıştır. Bu krizin ilk günlerinde her iki ülke arasında karşılıklı notalar verilmiştir.

Kardak krizinin ortaya çıkardığı sonuçlar şu şekilde özetlenebilir: Kardak sorunu, ilk olarak iki ülke arasında nasıl kısa sürede gerginliğin tırmanıp, savaşa ramak kalabildiğini hem iki ülke kamuoyuna hem de dünyaya göstermesi açısından önemlidir. İkinci olarak ABD’nin Ankara-Atina ilişkilerindeki etkin rolü bu krizle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kardak Krizinin patlak vermesinden bu yana, Ankara, Ege Denizi’nde statüsü uluslararası antlaşmalarla düzenlenmemiş kaya ve kayalıklar olduğunu belirterek, bu sorunun müzakerelerle çözülmesi gerektiğini dile getirmiştir. Atina ise, Ankara’yla görüşme yapmaya yanaşmamakta ve isterse Türkiye’nin bu sorunla ilgili olarak Uluslararası Adalet Divanı’na başvurabileceğini belirtmektedir. 23 Mart 1996’da dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın Yunan tarafına sunduğu Ege Sorunlarının çözümü için, <ı>Ege Barış Süreci çerçevesinde üçüncü taraflı çözüm ihtimalini dışlamadan masaya oturma önerisi Türk dış politikası açısından radikal bir adım olarak değerlendirilmişti. Ancak, Türkiye’nin teklifi, Ege sorunları için masaya oturmaya yanaşmayan Atina tarafından kabul görmemişti.

Ege Yunan gölü olur mu?

Ege adalarından sonra yine iki ülke ilişkilerinin düğüm noktalarından biri olan karasuları ve hava sahası sorunları da uzun yıllardır ilişkilerin seyrinde belirleyici rollerden birini oynuyor. Karasuları ve hava sahası uluslararası hukukta bir devletin aynen kara toprakları gibi üzerinde tam egemenliğe sahip olduğu ayrılmaz ülke parçaları olarak görülüyor. Yunanistan Ege’de 1936’dan bu yana 6 mil olan karasularını 12 mile çıkarmaktan söz ediyor. Karasuları genişliğinin 12 mile çıkması durumunda Yunan karasularının payı yüzde 43.5’ten yüzde 71.5’e çıkacak, Türk karasularının payı ise yüzde 7.5’ten sadece yüzde 8.8’e yükselecektir. Türkiye ise bu durumu 1970’lerden sonra bir savaş sebebi (casus belli) sayacağını bildirerek konu üzerindeki görüşlerini açıkça ortaya koydu. Çünkü şayet 12 mil karasuları oluşursa Ege tam anlamıyla bir Yunan gölüne dönüşecektir. Nitekim zaten Yunanistan’ın karasularını 6 milin üzerine çıkarması BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) tarihi haklar ve özel coğrafi koşulların göz önüne alınmasını öngören 15. maddesine aykırıdır. Ancak söz uluslararası hukukunsa eğer Türkiye’nin karasuların 12 mil olması durumunu savaş sebebi (casus belli) saymasının da uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtmek gerekiyor.

Sorunun ‘adı yok’

Türk-Yunan ilişkilerinde Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasının Ege’de açık deniz alanlarının azalması ve Yunan egemenlik alanının genişlemesinin yanı sıra ortaya çıkaracağı kritik bir diğer sonuç/sorun da kıta sahanlığı sorunudur. Türkiye ile Yunanistan arasında Ege kıta sahanlığıyla ilgili sorunların ortaya çıktığı 1973 yılı tüm Ege Sorununun tarihçesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Kasım 1973’te Türkiye’nin Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) Ege denizinde petrol arama ruhsatı vermesi ve kendisi de 1961’den itibaren bu ruhsatları vermekte olan Yunanistan’ın bunu bir notayla protesto etmesiyle baş gösteren kıta sahanlığı sorunu, sonraki 2 yıl içerisinde iki ülke arasında bir gerginlik nedeni olmakla beraber, kriz boyutlarına ulaşmıştır. Kıta sahanlığı sorununda iki kriz göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki <ı>Sismik 1 adlı Türk araştırma gemisinin uluslararası sularda sondaj yapmaya başlaması üzerine Yunanistan’ın Türkiye’yi BM’ye şikayet etmesidir. Diğer sorun ise Yunanistan’ın kendi Taşoz adasının doğusunda karasuları dışında petrol aramaya başlaması üzerine Türkiye’nin Bern Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak Yunanistan’ı uyarmasıdır.

Bir sahildar devletin, kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısının dibi ve dip altı olarak tanımlanan kıta sahanlığının sınırları genelde karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı hatlardan itibaren 200 deniz milidir. Ege kıta sahanlığı sorununda sınırlandırmanın hangi ilkeler üzerinde yapılacağı, sınırlamada nelerin göz önünde bulundurulacağı ve bu sınırlandırmaların kim tarafından yapılacağı anlaşmazlıkları söz konusudur. Yunanistan, adaların kendi kıta sahanlıkları olduğunu öne sürerken, Türk tarafı, Ege’nin yarı kapalı ve çok sayıda adaya sahip bir deniz olduğunu vurgulamakta ve kıta sahanlığının belirlenmesinde bu faktörlerin de dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Başka bir deyişle Yunanistan sadece kıta sahanlığını sorun olarak görüyor ve diğer anlaşmazlık noktalarını problem olarak addetmiyor. Bu nedenle görülüyor ki iki ülke arasındaki anlaşmazlık daha sorunların tanımlanmasından başlıyor.

‘Teknik’ egemenlik iddiası

Yunanistan’ın Ege hava sahası 1931’den bu yana 10 mildir. Hukuken de bir devletin karasuları ile hava sahası sınırları örtüşmelidir. Ama 1931’den bu yana önce 3 mil sonra 6 millik Yunan karasuları ile 10 millik hava sahası arasında mevcut bu fark, Türkiye tarafından ilk kez 1975’de dile getirilmiştir. Bu süreç, kıta sahanlığı meselesinin doğması ve iki ülke arasında ciddi bir krizin oluşacağının sinyallerini vermiştir. Buna bağlı olarak Türk-Yunan ilişkilerinin belirleyici olgusu olan Ege’deki bir başka sorun da “FIR HATTI” ( Flight Information Region: Uçuş Bildirim Sistemi) sorunudur. Bu sorun 1944 Chicago Sözleşmesi uyarınca kurulan Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü kuralları çerçevesinde, hava güvenliği açısından her üye devletin belli hava koridorlarında sorumlu olmasını içermektedir. Bunun yanında Ankara, Atina’nın teknik bir görev olarak kendilerine verilen FIR hattı sorumluluğunu bir egemenlik hakkıymış gibi kullanmalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirmektedir.

Çözüm: Siyasi irade

İki ülke arasındaki tarihsel süreci incelendiğinde ve bugün ile mukayese yaptığımızda ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı olduğu görülmektedir. Ege gerçekten de her iki ülke için bir egemenlik meselesidir. Ege Sorunu’nun çözümü için belli noktalarda tarafların her ikisinin de kesinlikle taviz vermesi gerekiyor. İki ülke de Ege Sorunu’nun çözümünde tavize yanaşmadıkları için sorunlar halen varlığını koruyor. Çünkü her iki ülke de taviz veren taraf olmak istemiyor. Yunanistan’a göre, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’deki tek bir meşru devletlerarası sorun vardır, o da kıta sahanlığı sorunudur. Bu sorun dışında Ege Denizi kaynaklı hiçbir sorun Yunanistan tarafından meşru sayılmıyor. Zira Yunanistan, Türkiye’nin Ege Denizi üzerindeki politikalarının her zaman yayılmacı ve güç gösterisine dayalı olduğunu iddia ediyor. Yunan tezine göre, Türkiye Ege’deki her konuda uluslararası hukuka aykırı iddialarıyla sorun çıkarmakta ve Ege’deki meşru ve yasal Yunan egemenliğini her fırsatta tehdit etmektedir. Türkiye ise, Ege sorunlarının bir bütün halinde ele alınmasını ve siyasal görüşmelerle hukuki bir çözüme kavuşturulmasını destekliyor. Nitekim Türkiye Yunanistan’a oranla Ege’deki sorunlarda daha uzlaşmacı ve hukuksal çözüm taraftarı olmuştur.

Ege ile ilgili konularda iki operasyonel kural, Yunanistan ve Türkiye ile ilgilidir. Türkiye’nin çıkarı açısından Ege’nin bir “Yunan Gölü” ne dönüştürülemeyeceği açıkça belirtilmelidir. Yunanistan’ın çıkarı açısından ise, On İki Ada ve Doğu Ege Adaları gibi Yunan topraklarını Türkiye’nin fonksiyonel yetki alanında olacak bölge ve bölgelerde bırakacak şekilde Ege’nin taksim edilmeyeceği veya bölünmeyeceği kaydedilmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki Türkiye konusunda her daim “taraflı” olan AB, Yunanistan’ın 1981 de AB üyesi olmasıyla Ege Sorunu’nda iki kat daha fazla taraflı davranmaya başlamıştır. Türkiye bu sorunları, ikili görüşmelerle çözmeyi tercih ederken Yunanistan, özellikle AB’ye girdiği 1981 yılından sonra Avrupa siyasi arenasında güçlenen konumundan istifadeyle, konuyu uluslararası platforma çekmeyi tercih etmiştir.

Bugün “Yunanistan sınırları AB’nin de sınırlarıdır” diyen AB üyeleri Yunanistan’ın Ege tezlerine neredeyse sorgusuz sualsiz destek verirken, “AB üyesi” Yunanistan’ın, AB üyeliği için çabalayan “komşusu” Türkiye ile masaya oturup Ege konusunda müzakerelere başlamaması, Türkiye ile anlaşmaması için hiçbir neden yoktur. Bir sorunlar bütünü olarak Ege Sorunu’nun çözümü, her iki ülkede de sorunları çözme yönünde bir siyasal iradenin eş zamanlı olarak ortaya çıkmasına bağlıdır.

KAYNAKLAR

1) NACHMANİ, Amikam, Günümüz Türk Dış Politikası ve Türk-Yunan ilişkileri, Yunanistan, 2002

2) Birgül Demirtaş-Coşkun, Değişen Dünya Dengelerinde Türk-Yunan ilişkileri, idris Bal (der.), 21.yüzyılda Türk Dış Politikası, Ankara Global Araştırmalar Merkezi, Ankara, 2006

3) Şule Kut, Türk Dış Politikasında Ege Sorunu, Faruk Sönmezoğlu (der.), Türk Dış Politikasının Analizi, İstanbul, Der yayınları, 1998

 
Toplam blog
: 18
: 1562
Kayıt tarihi
: 22.07.08
 
 

Uluslararası İlişkiler Mezunuyum. Yüksek Lisans çalışmaları yapmaktayım. Uluslararası İlişkilerde ak..