- Kategori
- Gündelik Yaşam
Eğitim neyi değiştiriyor?

Hiç kafa yordunuz mu, neden sokaktaki insanımızın davranışları birbirine çok benzer? Onların tahsil, kültür, gelir farklılıklarını anlayamazsınız davranışlarına bakarak. Şehir içinde deli gibi araba süren, bir üniversite mezunu, bir profesör, bir eğitimsiz insan, bir lümpen olabilir. Nedendir bu davranış benzerliği? Sıraya girmeyip kaynak yapan insanların hepsi aynı seviyedeki insanlardan oluşmaz, her seviyeden insan vardır içlerinde. GS maçı sonrası stadyumu tahrip edenlerin profilleri yayımlandığında herkes şaşırdı, adamın tahsili ve gelir düzeyi bunu yapmasını engelleyecek durumdayken o stadı tahrip edenler arasında idi.
Siyasetçilerimizin, ülke yöneticilerimizin tartışma davranışlarını izleyiniz çoğunlukla onların kim olduğunu bilmezseniz sanırsınız ki mahalle kabadayıları hesaplaşıyorlar. Birbirine sen diye hitap etmelerden tutun da daha neler neler.
Bunlar üzerimize yapışıp, içimize işler oldu. Eğitim denilen kavram kendini hissettirmiyor. Okullarda alınan bilgi sadece bilgi yarışmaları için kullanılmak için elde ediliyor sanki. Oysa bilginin davranışlarımızda bir değişiklik , bir rafine durum yaratması gerekmez mi?
Kabadayılık geçerli hale geldi.
İnce espriler yerini kabalığa terk etti.
Bilgi davranışı rafine etmeyince estetik zevkler de yerini kaba zevklere bıraktı. Kentlerimizin son onbeş yıllık belediye başkanlarının zevk anlayışında yok olan estetiği görebilirsiniz. Mesela Ankara amblemi estetik çöküşün bir sembolüdür.
Mesela şehir içi yolların ve kaldırımların hali.
Başka konularda da değişik örnekler verilebilir. Mesela köpek severlerin köpekten korkanları anlamaması, köpeklerin şehirde başıboş dolaşması. Gidin Avrupa’ya, Amerika’ya buradaki manzaralar yoktur oralarda. Köpek seven köpeğine sahip olur ve sosyal ortamlarda tasmasız ve bağsız gezdirmez. Köpek parkları vardır oraya gidince köpeğini serbest bırakır. Bizde ise at kadar köpekleri gezdirenler köpeği site ortalarında serbest bırakıyor ve korkanları görünce o abuk cümleyi kuruyor “bir şey yapmaz”. İşte bu bir lümpen davranıştır, karşındaki insanın senin keyfini paylaşmak zorunluluğu olmadığını anlamamak demektir. Paylaşmak isteyen gelir senin köpeğini sever, ama senin köpeğinin beni sevmesi için üzerime atlamasına izin verme hakkın yoktur. Köpek sevmekle, başkasının özgürlük alanını ihlal etmek arasındaki farkı üniversite mezunu da anlamıyor, sokaktaki en cahil adam da.
Tahammülsüzlük belki bizi bu kadar seviye düşüklüğüne uğratan.
Okumaktan hoşlanmamamaktır belki.
Belki kendi azlığımızı, eksikliğimizi anlayıp bundan kurtulamamaktır estetik zevklerden yoksun yaşamaya mahkumiyetimiz.
Konya’da yıkılan yurt binasından sonraki tartışmalara baktığınızda da göreceksiniz söylediklerimi. Antalya’daki orman yangınından sonra da. Ve hatta Ankara’daki hastanede ölen yeni doğmuş çocuklar konusunda doktorların açıklamalarında da.
Bunlar bize yakışmıyor.