​ Ekmağnen ye! / Bebek - Çocuk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '17

 
Kategori
Bebek - Çocuk
 

Ekmağnen ye!

Ekmağnen ye!
 

Çorum’un ilçelerinden bir köyünde kadının biri çocuğunu sırtına sararak tarlaya gitmiş. Tarlaya gelince bir gölgeye çimenlerin üzerine örtü sererek çocuğunu da onun üzerine oturtmuş. Çocuğun önüne bir tas süt ve eline de bir kaşık vermiş ve çocuğun önüne bir parça da ekmek koymuş. Kadın tarlada çocuğunu görecek bir noktadan eline çapasını alıp çapa yapmaya koyulmuş.

Çocuk açık havanın da verdiği iştahla, kaşığını alıp bir kaşık sütten içiyor, bir eliyle de tuttuğu ekmeğini yemeye çalışıyormuş. Derken uzaklardan bir yılan süzüle süzüle hızla gelip, kafasını süt dolu tasa daldırıp sütten içmeye koyulmuş. Sütten içmeye başlayan davetsiz misafiri gören çocuk "sağ" elinde tuttuğu kaşığı "şaaak" diye yılanın kafasına yapıştırmış ve; “Ekmağnen ye”

Bu kısa anlatı tabi gerçek olmayan facebookta dolaşan bir uydurma,

Belki de gerçek…

Bilemiyorum. Gerçek de olabilir, Gerçek veya uydurma olsun; fark etmez ancak bu sahnede ders verici, ders alınacak, dersler çıkarılacak birçok nokta olduğu kesin...

Öncelikle çocuk annesinin, büyüklerinin ona davranışını yılana tatbik etmiş, sonra yılandan ve yalandan korkmanın ne olduğunu bilmediği için, yılana korkusuzca saldırıvermiş, masumiyetinin gereğini ve ailesinden gördüğünü, şivesiyle, tavrıyla göstermiş. Muhtemelen oraya bir aslan gelseydi sonuç yine değişmezdi, kuyruğundan çeker veya sırtına binmeye çalışırdı. Aynı şekilde çocuğun yerinde bir büyük olsaydı, irkilir, çığlıklar atardı.

Çocuklar, aileler tarafından yetiştirilir, aileler ve çevrelerince şekillendirilir, çevrenin şeklini alarak kişiliğini, adetlerini aldığı çevresi onu çevreleyen bir gömlek, bir battaniye gibi sarar. Ona bir kimlik kazandırır. Bu kimlik genellikle kişinin kimliği olur. Kişi kendini çevresinin, ailesinin ya da günümüzde başka nedenlerin etkisinde kişilik kazanır. Bu kişilik kişiye göre kusursuzdur. Kimse ayranım ekşi veya ben olmadım demez, demiyor. Şüphesiz herkes bulunduğu, alıştığı çevresine ihtiyaç duyar. Çevresinin doğruları kendi doğruları olur, erkekse babası gibi araba sürmeye özenir, kızsa annesi gibi davranmaya çalışır.

Çorum istisnaydı. Ne de olsa Çorum artık "dünyanın merkezi."

Yozgat, Hakkâri, Trabzon, Diyarbakır, Edirne, Antalya, Aydın fark etmez. Her çocuk çevresiyle büyür, çevresi gibi düşünür. Büyüyünce sanki “kendi düşünceleriymişçesine” korkular, kinler, adetler, alışkanlıklar, kazanır.  Dini alışkanlıklar, mezhebi mensubiyetler elde eder.  Çocuk masumdur, içinden ne ve nasıl geliyorsa başlangıçta öyle yapar. Çişi gelirse çişini yapar, karnı acıkınca ağlar, kavga eder barışır, tekrar oyuna dalar.      

Bir çocuk yavaş yavaş, çevresinde pişerek büyür. Çocukken defalarca sorduğu soruları sormaz, soramaz olur. Çok soru sorana çevre aptal muamelesi yapar, ve zamanla aptal durumuna düşmemeyi öğrenir, soru sormayı bırakır, çevre kendince yanlışı doğruyu öğretir, kodlar ve topluma bırakıverirler. Kişi olmuştur!

Çocuklar; masum ve koskocaman bir hayal dünyasıdır. Dabancaları, tüfekleri vardır, öldürmez, atları vardır, çocuk koşar at koşmaz, acıkmaz çünkü bir küçük bir daldan ya da tahtadan. Arabaları kabaktan veya taştan...

Sözleri gerçektir, doğaldır, içtendir. Gerçi sözün doğrusunu ahmaklar, deliler söylermiş,

Hesapları yoktur, pazarlıklar doğaldır. Soruları boldur, ayrıntılı cevaplar ararlar, tatmin olmazlarsa tekrar tekrar bıkmadan usanmadan sorarlar. Asla “he”, “hı”, “hımmm”“evet” veya “hayır” cevabını cevap olarak kabul etmezler.

Mendil bulamayınca ya da çoğu zaman içlerinden geldiği gibi yapar, burunlarını kollarına silerler.

Çocuklar doğaldır…

 

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..