- Kategori
- TV Programları
Ekranın ağlakları…

Kulak tırmalayan ağıtlarda son nokta!
Geçen sezon ekranın en sinir bozucu sesi ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’ dizisinden yükseliyordu. Her bölüm dakikalarca ağlayan Fatmagül’ün sesi, sinirlerin dayanma noktasını zorluyordu. Dudakları büzülmüş, ağıt bile denemeyecek kadar abes bir hıçkırık-ciyaklama karışımı almış başını gidiyordu Perşembe geceleri televizyonda. Bak bak için açılsın! Bu manzara karşısında ‘Asıl izleyicinin suçu ne ki sürekli ağıt dinliyor’ diye sormamak mümkün değildi. Gün boyu yeterince sıkıntı çekilmemiş gibi, her an ağladı ağlayacak bir yüz ifadesiyle dolaşan, en pırıltılı ortamda bile yoktan bir sorun yaratıp cızırdayan tecavüz mağduru Fatmagül için milletçe kederleniliyordu. Reytingler de, benim gibi düşünen kesimin azlığını ve izleyicinin çoğunlukla ‘gözyaşı tutkunu’ olduğunu göstermekteydi! Bunlara baktıkça, kendi ruh sağlığımdan şüphelenmeye başlamadım, desem yalan olur. Hani bir dönem çok değerli büyüğümüzün ‘Beğenmeyen çeker gider’ sözlerindeki vurgulama gibi, ‘Beğenmeyen izlemesin’ denme olasılığı da ben ve benim gibiler için her zaman mevcuttu. Ama eleştirmeyi vazife edinince, ne yazık ki bunu yapmak mümkün değildi! Bu durumda tek çare kalıyordu, Fatmagül bir avaz zırıldamaya başladığında televizyonun sesini kısmak. Eh, biz de öyle yapıyorduk. Zaten replikten ziyade ağıt olduğundan bunu yapmak diziyi takip açısından pek bir kayıp doğurmuyordu. Neyse ki, sezonun sonuna doğru biraz daha az ağlar oldu Fatmagül. Biz de derin bir ‘Ohh’ çektik. Ekran biraz huzura kavuşmuştu. Yeni sezona da güler yüzü ve iyimser duruşuyla girince, Fatmagül’ü izlemek keyifli olmaya bile başladı.
Biz tam, bu sezon ekrana sükûnet hâkim olacak, derken bu sessizlik uzun sürmedi. ‘Ağlak yüzlü’ kadınların reyting getirdiğini gözlemleyenler, Fatmagül’ün yarattığı ‘ağıt’ boşluğunu ‘Bir Çocuk Sevdim’ dizisindeki Mine karakteriyle dolduruverdi. Orta sınıf bir ailenin 17 yaşındaki lise öğrencisi kızı Mine, zenginliğine tav olduğu (kimse aşk filan demesin ilgisi yok) ve iki yıllığına yurt dışına gideceğini bildiği Sinan’la güle oynaya yatağa girip sonrasında başladı ağlamaya. Hem de Fatmagül’den beter bir tonda! Daha ilk bölümden itibaren pek çok mantıksızlığa sahne olan dizi, bu yaygarayla iyice çekilmez hale geldi. Toplamda yüzde 13.21 reyting alması, ekran başındakilerin de bu betlikten hoşlanmadığının göstergesi! Bu durumda artık suskunluğu noktalamanın vakti gelmiştir.
Yapmacık çocuk tavırlarıyla ortalıkta dolanan Mine, kayalıkların tepesinden atlatılıp (ki aşağısı da kayalıktı) akvaryum misali denize indirildi (üstelik de hamileliğine bir zarar gelmeden)… Ardından babası, büyük bir isabetle aynı noktaya atlayıp onu kurtardı… Tepeden bakıldığında aşağısı kayalık gözükürken ve her ikisinin de ölmesi gerekirken nasıl olduysa ikisi de kumsal bir kıyıya hem de burunları bile kanamadan çıktı… Tüm bu saçmalıklara ses etmedik. Azgın tekeliği teşvik etmiş olmamak için kendini aklama gayretine giren senaryo, her bölümde Turan Baba’ya kızının 18 yaşında olduğu söyletmeye başlarken Timur’a da bu evliliği sırf iyilik olsun diye istediğini vurgulatmayı ihmal etmedi. ‘Zaten bu âlemde kendisi için bir şey isteyen namerttir’ diyerek gülüp geçtik. Mine de sırf babası mutlu olsun diye kocaman adama gelin gitmeyi kabullendi. Tabii, hem ağlarım hem giderim kuralını fazlasıyla uygulayarak! ‘Kendisinden dört yaş küçük kızı olan bir adamla istemeden evleneceğine babasının ilk isteği doğrultusunda çocuğu aldırsa da olurdu’ diye düşünsek bile senaryonun sürmesi için bunun gerektiğini bildiğimizden yutkunmayı tercih ettik.
Biz, böylesine iyimser bakışla sabretme yoluna giderken Mine’nin ağlaklığını gören Fatmagül’ün de ‘Ben ondan önce başlamıştım. Ekranın en bezdireni ben olmalıyım’ diye düşünüp son bölümünde yine haykırmaya ve iç bayan bir tonda ağlamaya başlaması durumu değiştirdi. Sayın senaristler, yapımcılar ve dizilerle ilgilenen bilumum şahsiyet… Size sesleniyorum. Mantıksızlıkları, zekâmıza hakaret olarak görsek de dizi gereği sineye çekiyoruz. Ancak lütfen artık şu ‘ağlak’ yüzleri karşımıza dikmekten vazgeçin! Her gün toprağa verilen şehitlerle, milletçe kan ağlıyoruz zaten. Hiç değilse tek eğlencesi televizyon olan vatandaş ekran karşısına geçtiğinde hoş bir ortam görsün, ağlamış suratlarla karşılaşmasın. Bu kadar dram bizim gözyaşı sever halkımıza bile fazla. Dikkate alır mısınız bilmem…
Anibal Güleroğluhttp://www.sinematur.com