- Kategori
- Siyaset
Emekçiler yenildi, safları belirginleşti...

Yorumsuz!....
12 Eylül referandumu üzerine değerlendirmeler yapılmaya devam ediyor. “Evet” ya da “yetmez ama evet” diyenler okuru/seçmeni sazan yerine koyarak sözde ileri demokrasiden yana görüşlerini blog ortamında veya yandaş basında oldukça sık bir şekilde ifade ediyorlar.
AKP iktidarı ve yandaşları, var olan müesses nizamın muktedirlerini Ahmet Altan’ın deyimiyle, düzenin eski güçlülerini yendi. Altan “Eskiden başbakanları aşağılayan medyaya bakın, eskiden başbakanları deviren TÜSİAD’a bakın, eskiden başbakanları azarlayan orduya bakın, eskiden başbakanları korkutan yargıya bakın. Hepsi AKP karşısında yenildi.Net zafer kazandı AKP.” diyor.
Ama Altan AKP iktidarının perdelemesinde asıl kazananın küresel neo-liberalizm olduğuna değinmiyor.
İktidarda olduğu sekiz yıl boyunca cumhuriyet tarihinin en pervasız özelleştirmelerini gerçekleştiren politikaların uygulayıcısı iktidarın yarattığı mağdurlardan hiç söz etmiyor.
Tekel emekçilerinin kamuoyunun vicdanında karşılık bulan direnişi hala hafızalarda tazeliğini korurken, sözde sol adına referandum sürecinde “evet” ya da “yetmez ama evet” diyenlerin kendilerini “sol/sosyalist” diye utanmazca gündeme taşımaları ve de sıklıkla yandaş medyanın gazı ile yarattıkları bilgi kirliliği elbette baki kalmayacak.
İktidarın referandum öncesi 657 sayılı devlet memurları kanunun değiştirme amaçlı yasa tasarısı üzerine Prof. Dr. Birgül Ayman GÜLER’in otuz iki sayfalık değerlendirmesinin sadece sonuç bölümü bile referandum sürecinde nelere evet dendiğinin anlaşılması için yeterli veriler sağlıyor.
“Tasarı, personel rejimini kurumsal yapıya bağlı hale getirmekte, böylece özelleştirme, yerelleştirme, orta-dan kaldırma yollarıyla kamu hizmetini tasfiye etme politikasının önünü açmaktadır. Uzmanlık sistemi, bu amacın aracı olarak öngörülmüştür. Uzmanlık, devlet memurlarından bazılarını cezbedebilir. Ne var ki, kadro karşılığında sözleşme yoluyla daha fazla maaş alma umudu yaratan ‘uzmanlık sistemi’, 1980’li yıllarda KİT’lerde, memurluk-işçilikten sözleşmeliliğe geçme deneyiminin benzeri bir gelişmeye uzanacaktır. Elde edileceği umulabilecek yararlar kalıcı değil geçici niteliktedir. Bu uygulamanın ardından, özellikle sağlık, milli eğitim, tarım, bayındırlık ve iskân, kültür ve turizm gibi uzmanlıklar, görevler il özel idaresi ya da belediyelere devredildiğinde görevle birlikte devre tabi tutulacaktır. Görev ve kurum kapatılmış, tasfiye edilmişse kadrolar da aynı sona uğrayacaktır. Memuriyet güvenceleri bu yolu açabilmek amacıyla kaldırılmış, kamu yönetimi onları kendi düzeyine yükselteceğine, özel sektör şirketlerinin istihdam kurallarına doğru geriye savrulmuştur.”
Değerlendirmenin tamamını buraya almam mümkün değil ancak özetle “..özellikle sağlık, milli eğitim, tarım, bayındırlık ve iskân, kültür ve turizm gibi uzmanlıklar, görevler il özel idaresi ya da belediyelere devredildiğinde görevle birlikte devre tabi tutulacaktır. Görev ve kurum kapatılmış, tasfiye edilmişse kadrolar da aynı sona uğrayacaktır.” değerlendirmesi yeni tekel mağdurlarının ortaya çıkacağının kanıtı.
Çalışma yaşamında neo-liberal politikaları %58 destek ile uygulayacak olan iktidara verilen desteğin sol değerler adına savunulacak yanı olmadığını ortaya koyan çalışmaların mutlaka devamı gelecek.
Altan’ın değerlendirmesi asıl kaybedenin emekçiler olduğunu öteliyor, perdeliyor. Çalışanlar açısından değerlendirildiğinde muktedir olma mücadelesinin kazananı/kaybedeni çokta önem taşımıyor. Süreç sermayenin el değiştirmesinden öte anlamlar/kodlarda da içeriyor.
“Evet” ya da “yetmez ama evet” diyerek neo-liberal politikaların önünü açan sözde solculuğun cilası dökülecek.
Referandum gerçekten sol’un hayrına oldu, saflar belirginleşti…