- Kategori
- Blog
Emekli memur Blog'u!

Hadi baştan söyleyim de intihal sanılmasın: "Emekli Memur" ifadesi Engin Ardıç'a aittir. Gerçi o, bu ifadeyi "gazete" için kullanır ama bizim MB'ye de yakışıyor yani...
E...Ne var bunda, diyeceksiniz...Sonuçta bunu yazan da bir emekli memur değil midir... EMB(emekli memur blog'u) olmanın nesi kötü?...
Mesele kötülük, iyilik meselesi değil...Ne var ki, bizim MB'deki resmiyet dolu ilişkiler, bilinen çağdaş gazeteciliğin tamamen dışında seyrediyor.
Şöyle ki, Türkiyedeki resmi hüviyetli; tüm referanslarını eski rejimden alan bir çağdaşlık anlayışıyla zamanın ruhunu yakalamanıza imkan yok. Ancak, EMB olursunuz böyle...
Karşılıklı saygı ve muhabbet ifadeleri, her yazılanda bir büyük "marifet" görme becerisi; hadi açık söyleyeyim; çok sulu bir dost yalakalığı, bu emekli memur blog'u olmanın göstergeleri arasında.
Çağın uzağında kalmış ideolojilerin ve bu ideolojilere sarılmaktan başka çaresi olmayan siyasi oluşumların yılmaz savunuculuğuna soyunmak da ayrı bir gösterge...
Din de dahil olmak üzere, tüm yaşama alanlarının resmi sistem'in sınırları içerisinde algılanması ve herkesten aynı algının beklenmesi de başka bir gösterge...
Bu sınırların dışına çıkanları aforoz etmek ve sınırlar içerisindekilerle "tel örgü kardeşliği" çerçevesinde, narin "ilişki"ler kurmak da göstergeler arasında...
Dahası, bu sulu sepken "ilişki"nin anayasal güvence altına alınması gayretleri de yine Emekli Memur'un memuriyetten gelen alışkanlığı...
İlla ki insanları zabt u rabt altına alacaksınız; kişiyi kendi haline bırakmayacaksınız... Bırakırsanız,ya davul çalar ya dümbelek netekim, meselesi yani...
Elbette, niyetim saygısızlık değil...Ama, birbirimize saygı duyacağız diye, emeklilik bir yana iyice köhneleşip gidiyoruz farkında değiliz...
Üzgünüm ama emekli memur sendromudur bu durum?... Hani, resmiyette müdürlere amirlere sürekli saygı sunmanın, her yazının altına "saygılaramla..." ifadesini koyma zorunluluğunun emekliliğe yansıyan hali.
Blog yazarlığı çok çağdaş bir mevzu...Ama daha önce başka yazılarda da belirttiğim gibi, Türkiye, esas itibariyle bir "ihtiyarlar cumhuriyeti" olduğu için, blog yazarlığını da ihtiyarlar götürüyor bugün.
Çünkü, bu ülke yeni fikirler, yeni anlayışlar ve yeni arayışlar peşinde olan gençler yetiştiremiyor. Özellikle 12 Eylül darbe süreci böyle gençlerin yetişme alanlarını toptan kuruttu, malum...
Bizim gibi, bilgi kaynaklarını, düşünce temellerini darbeden önce kazanmış orta kuşak(ihtiyarlar) bugün yazıp çiziyor... Yazıp çiziyor da ne yazıp çiziyor?...
Darbe süreci 2000'li yıllara kadar sürdüğü için, yeni kuşak henüz yetişmedi. Belki bir on yıl kadar sonra, yeni fikirler, yeni anlayışlar ve yeni arayışlar peşindeki gençler eline kalemi alacak...
Bendeniz memuriyet hayatını 15-17 aralığındaki gençlerle geçirmiş bulunduğum için, biraz genç takılmak istiyorum. Yaşlanmaya karşı direnmeye çalışıyorum, düşünsel olarak yani...
Evet, itiraf ediyorum, yazıdan para kazanmak da istiyorum. Bu, paraya çok ihtiyacım olduğundan ya da parayı çok sevdiğimden değil...Ama bunlar da olabilirdi, ayıp değil ya...
İşin aslı şu ki, burada "emekli biri" değil, çalışan olarak bulunmak istiyorum. Yani, yazalım çizelim, az da olsa kazanalım...Burası bizim yeni "iş yeri"miz olsun istiyorum...
Sonunda ne mi olacak?...
Sonunda emekli olur, bir köşeye çekilir; anılarımızı, görüşlerimizi bir blog'ta yazmaya başlarız; daha ne olsun!...
Hangi blog'ta mı?
Onu da siz tahmin edin bakalım... Bu kadar söylenmeden sonra hiç zor olmayacak! Ama ben yine de ufak bir ipucu vereyim:
M ile başlıyor...