- Kategori
- Siyaset
En bağımsız aday: Ayşe Tükrükçü

Otobüs, tren, ve otomobil yolculuğuna çıkmayı her zaman uçakla çıkılan yolculuklara tercih ederim. Uzun yolculuklar, beraberinde uzun hikayeleri ve birbirine teması getirir. Bu temas, duyguları ortaya çıkarır, yeni karşılaştığınız hayatlardaki farklı duraklarda antrenman yapmanıza neden olur. ‘Bir havyan olsam bukalemun olurum’un altındaki düşünce burada saklı sanırım. Her ne olursa olsun yeni hikayelere ve yeni kahramanların gülüşlerine ve gözyaşlarına ortak olma isteği…
Bu gece Taksim’den dönerken yakın dostum Laroş’la bindiğimiz otobüste de yeni bir hikaye, tüm kanatan ve kanayan yanlarıyla bu şekilde karşıma çıktı. Önümde oturan kadının sarı siyah saçlarının rüzgarda uçuşması dikkatimi çekti önce. Sonra da “Flamaları hazırlayın, ben daha yeni seçim çalışmalarından dönüyorum” cümlesi.
Laroş’la Baskın Oran ve Ufuk Uras’ın barajı geçip geçmeyeceğini tartışırken, “Çok kolay değil” diye başlayan konuşmam, “Öyle demeyin, hiç belli olmaz.” cümlesiyle kesildi. Bu cümlenin sahibi, önümde oturan, saçları da heyecanıyla birlikte otobüste uçuşan milletvekili adayı Ayşe Tükrükçüydü.
40 yaşındaki bu genç kadın, seçimler hakkında olumlu şeyler söylemeye başlayınca, biz de birden iyimser bir şekilde konuşmaya başladık. Politikadan inancımıza yitirmemiz için böyle iyimser insanlara ihtiyaç olduğunu işte tam o anda bir kere daha anladım. Nereye ait, hangi düşüncenin neyi temsil ettiğinin tam olarak bilinmediği kişilere oy vermenin, insanın nasıl içine oturacağını da yine o dakikalar içinde düşündüm. Seçmen olmak daha zor, diye geçti içimden…
Bu düşünceler kafamda yerlerine oturmaya çalışırken, Ayşe hanım hayat hikayesini ve 2. bölgeden aday olduğunu söyleyiverdi. Ve ardından da, ansızın gelen otobüs freninin insanı ters düz eden etkisi yaptığı cümleler döküldü ağzından. Şimdi o konuşsun biz dinleyelim…
“Adım Ayşe Tükrükçü. 9 yaşında tecavüze uğradım, kimseyi inandıramadım. Ve tecavüz 3,5 ay sürdü, gıkım çıkmadı, çıkartmadılar. 11 yaşında Almanya’da öğretmenimin şiddetli dayak yediğimin farkına varmasıyla Berlin’de bir yurda yerleştirildim ve tam 5 yıl orada yaşadım.
16 yaşında oradan çıktığımda, eve döndüm. Her şeyin güzel olacağını düşündüğüm evimde mutluluğum üç ay sürdü. Sürekli dayak yediğim için evden kaçtım, 2,5 yıl sokaklarda yaşadım.
23 yaşında ailem en sonunda tecavüze uğradığımı kabul etti ve evlendirildim. O da uzun sürmedi. Ardından genelev hayatım başladı. Mersin, G. Antep, Eskişehir, Bursa, Konya, Ereğli, Adana, Kütahya da çalıştım, çalıştırıldım ve vesikalı oldum.
11 sene evvel, 3. eşimle genelevinde telli duvaklı gelinlikle evlenerek çıktım. İlk kez gelinlik giydim, gelinliğimi hâlâ saklıyorum. 5 yıl şiddet görsem de evli kaldım, vesikamı alırlar zannettim alınmadığımı fark ettim.
2001 yılından beri Konya’da Şefkat-Der’de yaşıyorum. Mağdur kalan kadınların, hayat kadınlarının muhtaç çocuklarına bakıyorum. Milletvekilliği aday paramı onlar topladı, onlar sayesinde adaylığım oldu.”
Bu alıntı; çok sesi çıkan partilerin ve adayların sesleri arasında, acıdan kıvranan, kadınlığını kadına kötü muameleden kaybeden insanların seslerini duyurabilmek ve duyabilmek için…
Bir ülkede farklı seslerin çıkması iyidir, gerçeklerin ne kadar gerçek olduğunu gösterir ve tabii ki kimin sesinin ne için kısıldığının da sağlaması bu şekilde belki yapılabilir.
Ayşe Tükrükçü’nün ilk kendini tanıtmaya şöyle başladı: “Yıllarca insanlar yüzüme tükürdüler, bıktım.”
Evet, Ayşe Tükürükçü ve evde, genelevde, randevuevinde, yüzüne sürekli tükürülüp, insani olmayan şartlarda yaşayan mağdur kadınların yanında olalım; en azından neler yaşadıklarını anlamaya çalışalım. Hem biliyor musunuz, ailesinin aile mezarlığında bile kabul etmediği Tükrükçü, başına gelen onca olaydan sonra artık anne de olamıyor, ve sadece oyuncak bebeğine sarılarak evlat sevgisini yaşıyor, olmayan kızının suretini görmeye çalışıyor…
Görebildiği kadar tabii…
*Sigarasının ucunda acısı tüten, yüzüne üzüntünün tortusunun keskin bir şekilde çöktüğü Tükrükçü’ye, hayatın, yaşadığımız hayatların dışında, çok başka yerlere doğru aktığını hatırlattığı ve Kadiköy’de gecenin bir vakti, açık tek pastanede benimle birlikte çay içtiği için teşekkür ederim.