En çok pişman olduğunuz şey belki de hayattaki tek doğrunuzdur / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '15

 
Kategori
Deneme
 

En çok pişman olduğunuz şey belki de hayattaki tek doğrunuzdur

En çok pişman olduğunuz şey belki de hayattaki tek doğrunuzdur
 

Düşler,tutkular,suçlar...


Düşünün yıllar geçtiği halde pişmanlığınız azalmıyor, mezara kadar sürüyor. Bu yaptığınız nasıl bir şeydir ki pişmanlığı bütün hayatınızı kaplıyor. Kayıplı pişmanlıklar telafi edilince unutulur. Telafi edilemeyen kayıplı pişmanlıklar ise zaten suçtur ve cezasını hapishanede ya da vicdanınızda çekersiniz.

Bir şey yapmışsınızdır, utancı hala içinizdedir. Tamam, vicdan azabı yoktur, suç da değildir ama suçtan da öte bir şeydir. Yaşanmış bitmiştir, kimseler duymamış bilmemiştir. Pişmanlığınız ruhunuzun kirlendiği ile ilgilidir. Bu genellikle aşk ilişkilerinde ya da yasak ilişkilerde olur. Yahut bir sırrı saklama ve açığa çıkarma durumları olabilir.

Yaşarken de yaparken de zaten korkarak, utanarak kendinize yakıştırmayıp nefsinize mağlup olduğunuz ama artık yaşanıp bitti oldu bir kere dediğiniz durum “oldu bir kere” ile atlatılamıyor. Suçluluk duygusuyla kişiliğiniz, hayatınız allak bullak oluyor. Girdiğiniz her yerde içinizdeki utanç ve suçluluk duygusuyla pişmanlık girdabına düşüp çırpınıyorsunuz. Kendinizi aşağılık ilan ediyorsunuz.

Bu, madalyonun bir tarafı; diğer tarafında ise yaptığınız ne olursa olsun pişmanlığı bu kadar sürdüğüne göre zevki, etkisi ruhunuza, bedeninize girmiş demektir. Ölünceye kadar unutamadığınız, her hatırladıkça vücudunuzu yakan böyle kaç tane anınız var. Utanç dolu olsun, utanç zevki artırır daha sonra hatırladıkça bile zevk alırsınız. Utanç vücudu delirtir, kalbi yerinden oynatır, ruhu manyak eder.

Utançlı yaşanmışlıklar hayatın özgül ağırlığıdır, yeter ki bir zarar, bir suç, bir rızasızlık olmasın. Sizi utandıran şeylerin hepsi yanlış şeyler değildir. Zaten utandırmasa bile yanlış şeyler yapmayın. Merak etmeyin utandıran olaylarımızdan dünya batmamıştır. Bunlar içimizde kayan yıldızlar, ruhumuzda doğan güneşlerdir. Toplum yasakları ve tabuları ile ahlaki algıların yasakların/ayıpların/günahların derin kuyularına attığı bu şeyler hayatın kareköküdür. Martılara şarkı söylemek nedir ki asıl yaşanmışlıklar bunlardır. Cennetle cehennem arasında mekik dokumadıkça yaşamış sayılmasın. Onun için yoldan çıkmışın evliyalığı makbuldür.

Yaptığınız şeyleri mantığınız alıyorsa yaşamış sayılmazsınız, hayat mantık çizgisinin dışında başlar. Fakat bunu iyilik ve kötülüklere eşit dağıtmalısınız. Ensese bulaşmış ama bir yangında çocukları kurtarmak için hayatını tehlikeye atmış. Yasak ilişki yaşamış ama yaşlı bir adamı sırtında hacca götürmüş. Böyle olmayacak olamayacak şeyler hayattır. İşte böyle yaşanmışlıklarınız varsa siz dolu dolu yaşamışsınız demektir. Pişmanlıklarınızı gözden geçirin ve yaşamak olarak tarif ettiğimiz şeylerden asla pişman olmayın; isterse günah olsun. Zaten bunları çıktığınız zaman geriye hayatınızda hiçbir şey kalmaz.

Yani tamam herkes konuya böyle bakmayabilir,  kendi açısından haklıdır da, her daim yüzümüz ak olmalı diyebilir ama bazılarımızın böyle olmuş bitmiş yaşanmışlıklarımız yüzünden içimizdeki kör kuyularda kaybolmamız doğru mu? Onları cesaretlendirip hayata bağlamak için mağaranın ucunda bir ışık, bir delik açmak gerekmez mi? İtiraz mı ediyorsunuz, madem öyle şu sizin zaman tünelinize bir girelim bakalım ne çıkacak.  Hayatın üstünü örtemezsiniz; utancınız bakışlarınızda bile görünür.  Bırakın bu “günahsızım, mutluyum; alnım ak” masallarını!

 

 
Toplam blog
: 6332
: 653
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..