- Kategori
- Gezi - Tatil
En kolay tatil:Kuşadası

En ucuz tatil nasıl yapılır? Bir tatil nasıl ucuza getirilir? Ucuz tatil yöreleri nerelerdir? Patronlar tatil yapmaz mı? Bütün tatilciler şimdi bunları düşünüyor şimdi. "Tatilimi en hesaplı nasıl uzatırım? Nasıl ucuza getiririm?" planları yapılıyor şimdi.
En ucuz tatil, Ege’nin tam göbeğinde, her yöreye yakın ve yol üstünde her keseye en uygun yer: Kuşadası’dır. Ana caddelerdeki pansiyonlarda, otellerde kalacaksınız. Caddeden sonra, kapınızın önünden denize gireceksiniz. Veya Kalamaki'ye gidip keyfinize bakacaksınız. Veya veya halk plajı dediğimiz "Kadınlar denizi" Plajlarında keyfinizi süreceksiniz. Öyle üzülmeye, sıkılmaya gelmeniz yersiz olur. Adanalı ne demiş? "Ağlayak da gözden, sızlayak da yürekten mi olak?!" demiş.
Nerde kalmıştık? Hani Kuşadası yolu üzerindeki Pamucak sapağındaki "Kaya Maket Köy"de durak yaparak maketlenmiş köy yaşantısına dalıp gitmiştik ya! Şimdi oradan 2O dakikada Kuşadası’na indiğimizde, bizi koskocaman tarihi bir bina karşılıyor: (Garajdan şehir merkezine indiğinizde) Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı burası.
Aydına bağlı bir ilçe Kuşadası. Daha önce İzmir’e bağlıymış. Gel gör ki şehirde taştan, betondan nefes alınacak yer de kalmamış. Kuşada’sının yerlisi de silinmiş gitmiş tabi. Güneyde Kalamaki Orman sahası, kuzeyde de Selçuk var. Pamucak sahilleri kumsalı var.
Bu kervansaray’a eskiden Türkleri almazlardı. Fransız şirket çalıştırırdı. Kaymakamı bile kapıdan çevirmişlerdi. Şimdi ise Türklerde burası. Çalıştıranlar, fırtına gibi kültür turizmi yaparak memlekete hizmet ediyorlar aynı zamanda. Eğlence için rezervasyonunuz yoksa, içeri almıyorlar. Programlı yer orası . Kültürümüz müzikal olarak sergileniyor burada.
Bu hanı, Öküz Mehmet Paşa 1618 yıllarında yaptırmış. Burçları kale gibi. Sadrazammış o zaman. Bir sene sonra da ölmüş. 1966 da restore edilmiş. Zamanın Kaymakamı Özer Türk, nam-ı diğer Şövalye Kaymakam, kapakta görülen siyah beyaz resmi vermişti: "Cellek, demişti, bundan bir sende var, bir de bende. Bir gün lazım olacak" demişti. Ve oldu da nitekim bu blog yazısı için. Bu resmi arşivimden tam beş saat arayıp da öylesi buldum. Bulamasaydım, Özer Türk’ün hatırasına saygısızlık ederdim. Çünkü aramızdan su sızmazdı bizim. Kuşadasında olsun, Burhaniyede olsun, Muğla Valiliğinde olsun. Anlatılamaz. Her şeyden önce, ''Şövalye'' ruhluydu.
Sadrazamın babası, öküz nalbantlığı yaparmış. Kendisinin bu lakabı, buna bağlanıyor: Öküz Mehmet Paşa! Aynısını da Niğde’ye yaptırmış. F. Nafiz Çamlıbel’in "Han duvarları" şiirine ilham olmuş. "İşte hancı ben böyleyim, /Gerisini ne sen sor, ne ben söyleyeyim./Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş…"
Paşa, İran seferinde iken, çadırdan içeriye bir inek başını uzatmış, gözünü paşaya dikmiş. İçerdekiler hafifçe gülümsemişler. Paşa kızmış ve "Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?" diye sormuş. Cevabını da kendisi vermiş: "Hadi, senin kim olduğunu anladım da yanındaki bu eşekler de neyin nesi?" diye soruyor...
Şehrin orta yerinde, garajdan getirdiklerinde, bu bina karşılıyor sizi. Orada, bu binadan başka görkemli bina yok zaten. Binanın hikayesi, yukarıdaki gibi. Tatilciler, tatil yerinin tarihi ile de ilgilenmeli değil mi ya!
Kalamaki ormanları ve dibindeki tabii plajı. Tahta masaları var. Buz gibi içmesuları, duşları, yanan ocakları var. Sabah giriyorsunuz. Akşama kadar plaj. Her an arabalar sizi geriye götürebilir, kapıda bekleşiyorlar. Karşısında Yunan Sakız Adası. Yollarındaki taksiler parlıyor güneşten. Kalamaki’nin ucundan tabi bu bakış.
Denizi kumluk değil. Sahilden, denizin içine kadar kayrak taşlarla istifli olarak sanki özel döşenmiş. Koşarak suya atılırken, ayaklarınız altında tıngırdıyor taşlar. İstifini bozmuyorlar. Asfaltta koşar gibisiniz. Bir cup diye kopkoyu maviliklerin içine düşüyorsunuz. (İzmir Mavilim duymasın.) Üstünüz, başınız mavi oluveriyor birden. Bu kayrak taşlar, iki avuç büyüklüğünde. İncecik zaten. Ayaklara batmıyor hiç.
Açın çıkınınızı. Masalar var. Kantin var. Duş var. Tuvalet var. Ormanda domuz da var. Sincap var. Anadolu pars’ı var. Bir yanınız deniz, bir yanınız kopkoyu gölgelikler ve ak köpüklü, mavi gözlü deniz. Denizlerinde de Akdeniz fok’u var. Merak etmeyin. Bunlarla yüz yüze gelmezsiniz. Siz gittikten sonra, çöp deşmeye gelirler. Fazla artıkları da kilerlerine taşırlar. Çok aç domuzlar, biraz ötenizde yemeğini, sizle beraber yiyorsa, çığlık atmayı bırakın, sessiz seyredin onları. Ve laf aramızda, sizlere de bu kadar detaylı tatil yazısı da yazıveren de olmaz hani.
Kuşadası. Nerden nereye geldik. Önceleri çok bakirdi. Çok masumcuktu. Bütün bakirlerin masum olması gibi. Bir kaymakamı vardı, bir gün şu anonsla irkildik: "Turistlerin dekolte ile mini etekle şehirde dolaşması yasaktır!" Hoppala?! Reuter Ajansı soruyordu: "Etekler dizin kaç santim altında ve üstünde olacak?" diyordu. Rezil olmuştu turizm. Günlerce Reuter’in dilinden düşmemiştik.
Durumu, Fransa’dan şövalye nişanlı ve turizm monitörü bir diğer kaymakam: "Özer Türk" kurtarmıştı. İşte tam bu sıralar, yobazların ettiği: "Turizm ahlak götürür" sözlerinin söylendiği günlerdeydi.
Ve o rezillikleri, hep o rezil adamlar yapıyordu. Ve o zamanlar haşema icat edilmediği için de denize de giremiyorlardı. Mayo olarak donlarını kullanıyorlardı. Bakmayın şimdi siz. Jet-ski’leri de tanıdılar. Her taraf ski doldu. Gel keyfim gel! Yan gel Osman yan gel, evde seni bekler yangen. Keyifleri, ''Hasankeyf''te yok. Öyle ki ağızları ettikleri keyiften dolayı bir karıştan da fazla, tıpkı haşemalarının paçası gibi kocaman açık!...
Kadınlar Denizi’nin büyük otellerindeki plajlar, koca koca yastıklarla dayalı döşeli. Giriş parası almıyorlar. Oradaki bardan tüketim yapınca, fit oluyorsunuz zaten.
Davutlar, Güzelçamlı tarafları, Türkiyenin en büyük tatil sitelerine sahipler. Yıllanmış site bunlar. Bahçeleri orman gibi ağaçlandırılmış olanları mevcut. İç içe, sırt sırta, yan yana, kucak kucağa birbirlerine girmiş. Ama daima öğleden sonraları hep dalgalı.
Bundan sonra bakalım nerelere gideriz.
İyi tatiller dileriz.
R e s i m : Betonlaşan Kuşadası’ndan betonlu görüntüler…