​ Erdem üzerine / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '10

 
Kategori
Felsefe
 

Erdem üzerine

Erdem üzerine
 

Erdemli olmak.

Erdemin bildiğim ve sanırım herkesçe de bilinen anlamı, ahlaklı olmak, güzel huylu olmak, egolardan arınmış olmak, iyilik ve doğruluğu ilke edinmiş olmak.

TDK karşılığı anlamı ise;

1- Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk v.b. niteliklerin genel adı. Fazilet.

2- Felsefe, insanın ruhsal olgunluğu.

<><><><>

Peki, insanı erdemli kılacak prensipler nelerdir?

Önce dürüstlük kuşkusuz. Dürüst olmayan birine erdemli diyemeyiz. Erdem için en gerekli prensiplerden biridir dürüstlük. Olmazsa olmazdır.

Saygı ve sevgi. Büyüklere de küçüklere de sevgi ve saygı duyabilmek. Özünde saygı ve sevgi barındıran bir insan erdemin en önemli prensiplerinden birini daha tamamlamış demektir.

Tevazu. Alçakgönüllü olmak yani. Kendini bir şey sanan ve burnu havalarda biri için, erdemli diyemeyiz. Makamı veya parası büyüdükçe, küçülebilen insan, erdemli insan olabilme niteliklerinden birine daha sahip olmuş demektir.

Erdem insanı insan yapan değerlerin belki de en önemlisidir.

Tarihimiz şerefiyle, onuruyla yaşamaktan asla taviz vermemiş, canını bu uğurda düşünmeden feda etmiş insanlarla dolu.

Günümüzde ise onurlu ve erdemli yaşamak maalesef bir meziyet olarak algılanıyor. Erdemli bir insan gördüğümüz zaman, takdir eder duruma geldik.

Her gece yastığa başımızı koyduğumuzda, hayat içindeki duruşumuzla ilgili kendimizi sorgularsak, eksilerimizle, artılarımızla yüzleşebilirsek ve yaşadıklarımızdan dersler çıkartabilirsek, erdemli olmak için gereken gayreti de göstermiş olacağız.

Toplumun menfaatlerini kendi menfaatimiz olarak görebiliyorsak, erdemli ve onurlu bir insan olmaya bir adım daha yaklaşmışız demektir.

<><><><>

Erdemin felsefi yönüne bakacak olursak, felsefe “ahlak” üzerinden düşünce üretmektir.

Erdemin pratik yönü her zaman hayatın içindedir. Felsefeden önce ahlak vardı. Felsefenin olmadığı yerde ve zamanda da ahlak vardı ve her zaman olacak.

Felsefeye göre ahlaki prensipler aklın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. İnsan iyiye ve güzele aklı ile ulaşabilir. İnsanların bir arada yaşamaları ve aralarında güven ortamını oluşturmaları için aklın ürünü olan ahlaki prensiplere ihtiyaç duyarlar. Ama ne var ki, dinden mahrum medeni toplumlarda ve yozlaşmış topluluklarda bu prensipleri uygulamak zor olduğu için devletin kanununa ihtiyaç duyulur.

Devletin gücü ve kanunlar aracılığı ile uygulamaları da çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır maalesef.

Bunun için felsefeye göre ahlaki prensipleri oluşturmak, hayata geçirmek ve erdemli insanı ve toplumu oluşturmak çok zordur.

Her ne kadar etik anlayışının tam olarak ne zaman başladığı bilinmese de, Dünya'nın farklı yerlerinde birçok farklı toplulukta çok eski çağlardan beri etik anlayışının var olduğu bilinmektedir. Dinler târihi, felsefe târihiyle antropolojik ve arkeolojik bulgular bunu kanıtlar niteliktedir.

Felsefî etik anlayışına Antik Çağ Çin felsefesinde ve yine Antik Yunan felsefesinde rastlanır.

Bu dönemlerde ortaya çıkan felsefî etik anlayışları, ortaya çıktıkları çağ ve bölgenin kültür ve toplumsal yapısıyla yakından ilişkilidir.

Demokritos’un aforizmalarından bir kısmı etik sorunlara dairdir. Demokritos'un etik görüşü doğa felsefesine dayanır; materyalist etik anlayışında ölçülü olmak huzur ve dinginliği, dinginlikse mutluluğu getirir ki insanın temel hedefi budur.

Sofistlerse daha farklı ve göreli bir etik anlayışını benimsemiştirler; genel geçer anlamda kabul görebilecek, doğru olabilecek hiçbir ölçü yoktur. Her şeyin ölçüsü kişiye bağlı olduğu gibi etiğin ölçüsü de kişiye bağlıdır. Etikte görecelilik ve öznelliği savunan ilk düşünce Sofistlerindir. Bu da Sofistlerin etik düşüncesini önemli kılan bir noktadır; bir diğeri de sofistlerin etik anlayışlarını <ı>özgür yurttaşlarla sınırlamayıp genelleştirmeleri, kölelerin de erdem sahibi olabileceğini, erdemleri öğrenebileceğini belirtmeleriydi.

Oysa Demokritos’un ve daha sonraki birçok ünlü Yunan filozofunun etik görüşlerinde kölelere yer verilmemiştir; onlar etik açısından gelişemeyecek insanlardır.

Sokrates, sofistlerin göreceliliğine karşı çıkmış, erdemin ve bilginin kaynağının kişinin içinde bulunabileceğini öne sürmüştür. Burada bilgi erdemdi, etik açısından üstün olmak bilgiye dayalıydı. Sokrates'in etik düşüncesi bilgiye dayalı etik düşüncelerinin ilk örneklerindendir.

Platon etik sorunlarını devlet ve toplum kavramlarıyla birlikte ele almıştır; bireysel etikten ziyade toplumsal etik üzerine yoğunlaşmıştır. Platon'un etik anlayışı da çoğu Yunan filozofu gibi soylulara, köle olmayan özgür yurttaşlara yöneliktir. Ona göre toplumun çoğunu oluşturan kitle ahlâklı olma, erdem edinme gibi yeteneklerden yoksundu. Bu nedenle bu toplumsal etikte sınıflar arasında bir <ı>ahlâksal bağ olduğu söylenemez.

Aristoteles’in etik anlayışı da yine yoğun toplumsal unsurlar barındırmış, dönemin târihsel ve toplumsal gelişmelerinden de büyük oranda etkilenmiştir. Aristoteles'in etik anlayışındaki en önemli noktalardan biri onun <ı>zoon politikon kavramıdır. Zoon politikan özgür insandır, toplumsal (sosyal) insandır.

Bu, "insan" varlığının toplumsal oluşunun kabulü açısından ilk adımdı. Aslında Aristoteles de kölelerin diğer vatandaşlarla bir tutulamayacağı fikrindeydi, köleler birer cansız nesneden farksızdılar ona göre de; yine de teorik <ı>zoon politikon tanımı etiğin tarihsel gelişimi açısından önemlidir. Özünde erdem sahibi olabilme yetisine sahip insan, vasat olursa ideal etik seviyeye ulaşır. İki uç kötü davranışın ortası, vasatı, erdemdir. Örneğin kendini çok küçük görmeyle kendini çok büyük görme arasındaki orta nokta, erdemli olan durumdur.

<><><><>

Yazıyı William Shakespeare'in bir sözüyle noktalamak istiyorum.

“Hiçbir miras, dürüstlük kadar zengin değildir.”

 
Toplam blog
: 563
: 8587
Kayıt tarihi
: 30.03.10
 
 

Kişisel gelişim uzmanıyım. Yaşam Koçu, İlişki Koçu, NLP Uzmanı ve Eğitmeni, Kuantum Yaşam Koç..