- Kategori
- Güncel
Ergenekondan çıkış
Düzmece davalarla içeri atılıp yıllardır hapislerde çürüyen tutsaklar bir bir serbest kalıyor. Çıkar çıkmaz yaptıkları açıklamalarda “Ergenekon’dan çıktıklarını” vurguluyorlar.
Cumhuriyet karşıtları, hazırladıkları komplolara baştan isim veriyorlardı. Sauna Çetesi, Ayışığı, Balyoz, Askeri Casusluk, Telekız çetesi ve Ergenekon gibi. Çoğu vatandaşımız bu isimleri gerçek sanıyor.
Birilerinin çete kurup da adını “Sauna” diye koyabileceklerini düşünebiliyor musunuz?
Ergenekon da, devlet içine, yargıya, emniyete sızmış olan komplocu düşmanların uydurdukları bir isimdir.
Operasyonun, dosyanın adıdır. Bu isimle bir örgüt falan yoktur.
Ama onun diğer operasyon isimlerinden önemli bir farkı var.
Atatürk’e, Atatürk ilkelerine, laiklik ve demokrasiye düşman olanların zihinlerinde sakladığı menfur düşünceyi deşifre eden bir isim. Bu ismi koyan komplocular aslında kendilerini tanımlıyor.
Merd-i kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler, demişler.
Komplocu gizli örgüt de bu düzmece davaya Ergenekon ismini verirken sadece Cumhuriyet’e karşı olduklarını değil, bütün Türklüğe düşmanlıklarını da açığa vurdular.
Bu menfur örgüt Türk’ün bütün şanlı tarihine, kültürüne ve umutlu geleceğine düşmandır. Türklüğe ve Türklüğün bütün sembollerine, moral ve güç kaynaklarına kin besliyorlar.
Ergenekon Türk’ün yeniden doğuş efsanesidir:
Türk’ler büyük bir savaşta yenilip de soyları tükenme tehlikesi altına girince, Altay dağ sırasındaki Beluça dağında bulunan Ergenekon denen bir yere sığınırlar. Ergenekon ismi eski Türk dilinde “dik yamaç” anlamına gelir. Dört yüz yıl süre burada tekrar çoğalan Türklere bu alan dar gelince çıkış yolunu ararlar. Bir söylenceye göre Börteçine adında bir bozkurt çıkış yolunu gösterir. Bir söylenceye göre de bir Türk boyu olan Kürt kardeşlerimizin Kawa destanında anlatıldığı gibi, önlerine çıkan demirden dağın “dik yamacını” büyük ateşler yakarak eritmek suretiyle çıkış yolunu bulurlar. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Suriye’ye, Mezopotamya’ya, İran’daki Zagros dağlarına, Tuna’nın kuzeyinden de Avrupa’ya dağılırlar. Türkler 1071’de Alparslan önderliğinde Anadolu’ya ikinci kez gelişlerinde, Kürt kardeşleriyle tekrar buluşur. Ermeni’lerin de yardımıyla Bizans’ı yenerek Anadolu’yu Türk yurdu haline getirirler.
Aydınların, bilim adamlarının, politikacıların, gazetecilerin ve askerlerin hapishanelere doldurulması ve orada çürütülmek istenmesinin altında bütün Türk varlığına olan düşmanlık yatıyor. Şark’ın ve Garb’ın emperyalist emellerine karşı duran bu tutsaklar susturulmadan, menfur emellerini gerçekleştiremez, Türkiye’yi emperyalistlerin sofrasına ikram edemezlerdi.
Bundan 5-6 yıl önce sabaha karşı yapılan baskınlarla özgürlükleri hunharca katledilenler, hatırlayınız, çok ağır suç işlemişler veya suçüstü yakalanmışlar gibi kamuoyunun önünde yargısız infaz edilmişlerdi. Haklarında yargısal hiçbir hüküm olmamasına karşın gerçek birer suçluymuş gibi lanse edilmişlerdi.
Yandaş basın ve hükümet bu yargısız infazların şakşakçılığını yaptı. Türk varlığına ve kuruluşundan beri Cumhuriyet’e düşman olan emperyalizmin uşakları da ellerinde savaş baltalarıyla linç ve intikam çığlıkları atıyorlardı.
Geçen onca yılda hiçbirinin suçluluğu kanıtlanamadı. Hatta işledikleri iddia edilen suçun tanımı bile net bir şekilde yapılamadı. İşin aslına, hukukun gereklerine bakılmaksızın politik çekişmelerin arasında hukuk kayboldu. Yargıyı ele geçirmiş örgüt üyeleri tarafından hukuksallık, adalet, tarafsızlık gibi ilkeler yitip gitti. Bilgisayar başında üretildiği belli olan ve içi tutarsızlıklarla dolu bilgisayar CD’leri delil kabul edildi. Şanlı Türk Ordusu’nun en büyük komutanı, şerefle bitirdiği görev süresinin sonunda emekliyken cezaevine atıldı. Mahkemeler sırasında delillerin incelemesi aşaması atlandı. Sanıkların kendilerini savunmalarına bile müsaade edilmedi.
Hükümetin en iyi icraatlarından biri Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırması olmuştur. Gerçek demokrasiye doğru bir adım daha atılmıştır.
Bunların isimlerindeki Mahkeme sözüne aldanmayın. Bunlar bildiğimiz, adalet dağıtan mahkemeler değildir. Bunların hakimleri de herkese eşit mesafede hukuk uygulayan kimseler değildir. Cezası daha en baştan verilmiş insanları formalite icabı yargılar gibi görünürler. Bu mahkemeler kanun-kural-hak-hukuk tanımaz. Hakimleri hakim niteliğinde iş görmez. Avrupa bu konuda Türkiye’yi kaç defa uyardı. Hükümet bu hukuksuz yapıları kaldırmakla çok iyi yaptı.
Bunların hukuksuzluğu o kadar aşikardır ki, yaşadığımız son olaylar bunu çok iyi gösterir.
Hakkında hüküm verilmeden tutuklu bulunma süresi yasayla 5 yıla indirildi mi?
Evet.
Yani hüküm vermeden bir kişiyi 5 seneden fazla hapiste tutamazsınız.
Özel yetkili mahkemeler de kaldırıldı mı?
El cevap: Evet.
Tutukluluk süresi 5 yılı geçenlerin serbest kalmaları gerekir mi?
Ona da evet.
Ama varlığı ortadan kalkmış o mahkemenin üyeleri tutukluları serbest bıraktırmamaya uğraşıyor.
Kardeşim sen artık yoksun, yetkin yok. Kararı sen vermiyorsun.
Bu ne feryad-ü figan?
Düşmanlığın boyutlarını görüyor musunuz?
Bunlar fabrikadan çıkar gibi, bir örnek ve bol keseden yağdırdıkları cezaların gerekçelerini de yasal süresi içinde yazamadılar.
Güya yazıyorlarmış. Çelişkilerle dolu olduğuna emin olabilirsiniz. Eğer haklı gerekçeleri olsaydı bu kadar uzun sürer miydi? Bir açıklasınlar bakalım, daha da büyük tartışma ve kuşkular doğmayacak mı?