​ Erzurumlu Emrah (1) / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '10

 
Kategori
Eğitim
 

Erzurumlu Emrah (1)

Erzurum'un Tanbura Köyü'nde bir çocuk: Emrah...

O, kışları tandır başında masal dinleyerek büyüdü. Harman yerinde düven sürdü. Fıkara babasına, çileli anasına ve kendi kaderine içlenirdi...

Yaz aylarında, köylerine güngörmüş bir ağa gelirdi.Bu ağanın kır çiçekleri güzelliğinde on iki yaşlarında bir kızı vardı. Emrah bu güzele tutkundu ama bu kız , bir ağanın oğluyla evlendirildi. Civan Emrah'ın sesinde sevdanın hicranı ve ayrılıkların hüznü yankılanıyordu. Bu sesin duyulmadığı dağ, ova, yamaç, köy, mezra kalmamıştı.

Bir güz günü köylülerin de, Emrah'ın ailesinin de işleri bitmişti. Emrah'ın bu köydeki tüm hayalleri de bitmişti. Sazını, bohçasını aldı; annesiyle vedalaşarak ayrıldı köyünden... Geriye okuma tutkusuyla devam ettiği Medrese ile köyü ve ailesi kaldı. Okuma tutkusu ile Emrah, Arapça ve Farsça'yı öğrendi. Şiirle uğraştı, çaldı söyledi...

Mollalar, önceleri Emrah'ın saz çalışına öfkeyle bakarlardı. Giderek bu karayağız delikanlının sazına alıştılar. O'nun yürekten gelen Hakk aşkı, yaratılana olan sevgisine; sözüne, sazına alıştılar.Diline yeni sözcükler katmış, dağarcığına yeni bilgiler doldurmuştu. Aşık Veysel deyimince "Yer damar damar/İnsan kısım kısım" misalince insanlar tanımıştı: Küçülen, kara çalan, kıskanan, fesatlık yapan, doğruyu eğri yapan, birbiri ardı sıra suçlayan adamlar...

Emrah, Medrese'deki kısa boylu, çelimsiz, tok sesli hocasını ve nasihatını hiç unutmadı, ama yanlışlardan da kendisini kurtaramadı. "Anlıyorum seni. Bunaldın; gitmek istiyorsun. Sen gittiğin yerde de durucu değilsin oğul... Kendini dilberlerden gözet... Başını da belaya sokma... Haydi yolun açık olsun!.. Bizi de unutma, hayırsız olma ha!.." Bu sözler aklındaydı Emrah'ın; hocasıysa çok uzaklardaydı artık...

"Biz tarik-i aşkın aşıklarıyız/Baş u can vermişiz canan bizimdir/Ne gamdan kaçarsın divane gönül/Kaşane bizimdir, mihman bizimdir."

"Terkeyleyeli hane-i asliyyesin Emrah/Hala dolaşır halka-i devranı vatansız."

Aşkale'ye, Bayburt'a ve Gümüşhane'ye gitti. Trabzon'a gittiği gün yorgunluktan bitap düşmüştü. Pazarkapısın'da Mazlumoğlu'nun kahvesine konuk oldu. Çalıp söyledi, sazını bir köşeye astı. Kahve ocağının yanındaki küçük bir odada günlerini geçirmeye başladı. Kendini kop dağlarının başındaki gibi yalın bir yalnızlık içinde sanıyordu. Adı ve ünü kısa sürede Trabzon'da yayıldı. Emrah her yerde söylüyordu toyda, yaylada, evlerde, kahvelerde, meclislerde... Bir gün Trabzon'un Değirmendere'sinde yenilip içildi; Emrah çalıp söyledi:

"Ne otlar bitirdin başımda felek/Ben kim bir Leyla'ya Mecnun olalı/Hayal oldu bize okşayıp sevmek/Güzellerde cefa adet oldu."

Dinleyenleri büyüleyen ne koşmalar, ne semailer, ne gazeller söyledi. Değirmendere, bu sesle nice güzelliklere bezendi...

Not: Yıllardır benden uzak kalan kitaplarıma kavuştum. Bu çok sevdiğim birbirinden değerli kitaplarımdan biri de "Erzurumlu Emrah Hayatı-Şiirleri" adlı kitaptır. Bu kitabın yazarı ORHAN URAL'dır. Kitap Özgür yayın dağıtımca yayımlanmış. Değerli yazar; ORHAN URAL bu kitabını Ankara'da 1973 haziranında yazmış. Bendeki kitabın ikinci baskısı ve 1974 basımlı. Bu kitabın yeniden yayımlanmasını çok isterim.

Erzurumlu Emrah'tan bir dörtlük:

"Gündüz şeriatın icrasındayım / Gece hakikatin sevdasındayım / Sanki iki derya ortasındayım / Ne gündüzüm belli, ne gecem belli..."

(Devamını "Erzurumlu Emrah (2)" de okumanızı diliyorum.)

Selam, sevgi ve hürmetlerimle...

 
Toplam blog
: 323
: 2029
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..