​ Eski fotoğraflara bakarken... / Fotoğraf / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '09

 
Kategori
Fotoğraf
 

Eski fotoğraflara bakarken...

Eski fotoğraflara bakarken...
 

Her alanda baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji ile internet’in artık günlük hayatımızı nasıl etkilediğini fark edemiyoruz bile. Her şeyimizi, yaşadığımız bu elektronik çağın bir gereği olarak internet üzerinden yaparken, resimlerimizi bile dijital fotoğraf makineleriyle bilgisayara gönderiyor ya da el kadar kameralarla disketlerde saklıyoruz. Fotoğrafçıya gittiğinizde acil vesikalığınızı bile neredeyse kendiniz çekiyorsunuz, çünkü pozunuzu görebiliyor, istediğiniz gibi çıkabiliyorsunuz. Sürpriz yok.

Evin vitrin dolabının altında bir şeyler ararken, sıra sıra dizilmiş, çoğu siyah beyaz resimlerle dolu albümlere takıldım kaldım. Albüm?.. Gelecek nesillerin hiç kullanmayacağı, belki de bugün 30-35 yaşlarında olan, yarının yaşlılarından duyabilecekleri bir kelime olarak, sadece müzikte kullanılan bir nesne olarak şimdiden kendisi gibi kullanımdan kalkmış durumda….

Her biri ayrı ayrı bir teknoloji harikası olarak anında resim çeken küçücük cep telefonlarını ve onların bilgisayardaki o net, pırıl pırıl görüntülerinden sonra bir de o albümler içindeki fotoğrafların çekildiği zamanlar geldi aklıma. 40 yıl önce insanlar sanki başka bir Dünya'da yaşamış.

Nereden nereye?...

Önce bir makine bulacaksın. Hasbelkader, emanet falan.. Sonra film alacaksın. Dünya para. Yok ışığı ayarla, resmi çektikten sonra, bir ileri attır. Unutursan resim yanar. 36 pozu buldun. Götür fotoğrafçıya. Bekle bir hafta. Yarısı çıkmış yarısı çıkmamış. Bazen bunlar da yeterli olmaz.. Özel poz resmi olsun isteyen güzel kızlarımız, yakışıklı delikanlılarımız, fotoğrafçıya gider, özel poz ''haftalık'' denen resimleri çektirirlerdi. Her evin duvarını süsleyen, içinde ailenin tüm fertleri bulanan aile resmi çektirmek de bir gelenekti. Bunun için de mutlaka ailece bir fotoğrafçıya gitmek gerekirdi.

Televizyonun henüz hayatımızdaki yerini almadığı zamanların bu fotoğraf büyük önem taşırdı. Aileler birbirlerine daha sık misafirliğe giderdi. Evlerin bile bir odası, misafir odası olarak ayrılır. Gelen misafirlere, bu ortadaki sehba altındaki albümler, kimin kim olduğu anlatılır, bazen, artık aralarında olmayanlara hüzünlenir, bazen de küçüklüklerini görür, muzipçe fotoğraflarla neşelenirlerdi.

Dikkatimi çeken 50 li veya daha eski yıllardaki o siyah-beyaz fotoğrafların kalitesiydi. Fotoğrafçıda olsun, özel olsun, nerede çekilmiş olursa olsun, hepsi de zamanın yok edici etkisine kafa tutmuş, deforme olmadan, sararıp solmadan, belki de hiç biri bugün dünyada olmayan o fani insanların canlı bir hayali, bu dünyada yaşadıklarının bir belgesi olarak, yaşama inatlarını sürdürüyorlardı. Ama işte nereye kadar?... Aile albümündeki resimler, zamanın sonsuzluğunda, yaşandığı devrin mutluluğunu kendi kendine yaşıyorlar sanki. Giderek değişen nesillerde kendilerini tanıyan biri çıkmasını beklemeden.

Şimdi kendi resmi de yakınlarının albümlerinde kalan bir devrin gençlik sembolü Cem Karaca’nın kendine has nefis bir yorumla yaptığı ‘’resimdeki gözyaşları’’ adlı 45 lik plağı 70 li yıllarda hit olmuş, unutulmayan- klasikler arasına girmişti.

''Bir gün belki hayattan, geçmişteki günlerden, bir teselli ararsan, bak o zaman resmime''

diye başlardı.. Şimdi ne özleme, ne de özleminize ağlama şansınız var. Şimdi her şey ve herkes, parmaklarınınızın ucundaki teknoloji harikası telefonunuzun ekranında rengarenk sizlerle. Ya da bilgisayarınızda ve disketinizde. Ağlamak bile sanal oldu.

Albümlerin böyle bir güzelliği vardı. Şimdi gençler, öyle bir teknolojinin ve yaşam yarışının içindeki, geçmişteki günlerin tesellisini bile arayacak zaman yok. Tek tesellileri bu. yaşamlarını kolaylaştıran teknoloji oyuncakları. Hayatları sınır tanımayan bu teknolojiden geri kalmamanın çabasıyla geçiyor.

Bu belki de bir bedel. Dijitaller üstünde artık sanal'ın gözyaşları var.

Vitrin dolabı altındaki albümler zamana direniyor. İçinde, çoğunun kimin kimi olduğunu benim bile bilmediğim sanki yeni çekilmiş gibi 50-60 yıldır duran resimlerle beraber.

Nereye kadar, ne zamana kadar? Kim bakar, kim tanır, niye saklarız?

Belli değil

 
Toplam blog
: 465
: 918
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..