​ Eski köye yeni adet, 9 aylık yazı! / Mizah / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '11

 
Kategori
Mizah
 

Eski köye yeni adet, 9 aylık yazı!

Eski köye yeni adet, 9 aylık yazı!
 

mg190.imageshack.us


Tüm dünya genelinde yazanlara yapılan bir davet; taa Beşiktaş örtmen evinde. Şimdi bu karda kışta kim kalkıp gidecek İstanbul’a mistanbula? Hadi gittiğimizi düşünelim. Yanımıza almamız gerekenler; küçük su, ağrı kesici, şeker ilacı, naneli şeker, çam sakızı, kolonyalı mendil, fotoğraf makinesi, kayıt cihazı, biber gazı falan filanın dışında, birde yanımıza almamamız gerekenler vardır. 

Peki, ben bunu niye dedim? Dedim çünkü gideceğimiz yer resmi bir yer. Oranın bulunduğu yeri haritadan veya navigasyon aletiyle bulmamız yetmez. Oraların adetlerinden az buçuk haberdar olmakta fayda var. 

Bizim yaşadığımız çevrede yapılması gayet doğal olan, yapılması yasak olmayan şeylerin, gittiğimiz yerde yasak olabileceğini düşünmemiz ve bilmemiz gerekir. Yaban ellerde ziyan zebil olmakta var. Hatta girişteki korumalardan dayak yemeden sağ salim bir şekilde evimize çocuklarımızın yanına tek parça dönebilmemiz için gerekli bilgileri de, önlemleri de zihnimize almamız lazım! 

Mesela örtmen evine gittik. Canımız sakız çekti ve çakçuk çiğniyoruz. Daha ilk balonu şişirmeden örtmenin birinden ağzımıza “Şaak!” diye bir tokat. Haydi, yallah kapı dışarı; neymiş efendim sakız çiğnemek yasakmış. 

Diyelim ki Örtmen evine gittik; sabahçı kahvesi gibi size bir şey sormadan önünüze servis açıldı ve Izbandudun biri ne var ne yok başladı masayı donatmaya; sıkıysa adama ben istemiyorum de! Demez mi burası “sitti baba” tekkesi mi? Der mi der vallahi. Birde kredi kartı geçmiyorsa Ali Kaptan gibi yallah denize! 

Hadi diyelim paramız var yemekler masaya geldi. Tam çatalı eline alacağın anda, örtmenin biri “DİKKAAAT” çekti… “eller masanın üstüne tırnak kontrolü var” (!) Müdür Bey kontrol edecek! 

Aha şimdi moku yedik! 

Kimisinin serçe parmağı kınalı ve uzun tırnaklı, kimisinin orta parmağı boyalı! (Benim, kapı boyadım çıkmadı bir türlü) Kimisinin on parmağı ojeli. Hadi kapı arkasına tek ayaküstüne! 

Diyelimki her şey yolunda gidiyor, yemeği yedik, çayı içtik, kahveler yolda... derken konuşmanın en ateşli bir anında Yine mübaşir hoca; “DİKKAAT” çekti. Merakla bekliyoruz acaba çatık kaşlı Müdür Bey şimdi ne diyecek? "Arkadaşlar... Meslek Eğitim Merkezlerinde ve Halk Eğitim Merkezlerinde öğrencilerimizin el emeği göz nuru; askılıklar, masalar, saksılar, çetikler, patikler, yastık kılıfları, eldiven ve şallar…" (alırsan anan, almazsan içim kan ağlar) edebiyatı ve arkasından; “bu ürünlerimizden elde edilecek gelirler, kıl dönmesi yüzünden acı çeken hastalarımızın kıl ameliyatı için kullanılacaktır” açıklaması! 

Hemen içimizden paralı biri çıkacak hava atmak için “ben hepsinden birer tane alıyorum” diyecek ve hatta ukala bir tavırla “şundan iki tane, bundan üç tane olsun” diyecek. Bende oturduğum yerde sinirden az önce uzun diye Müdür Bey’den fırça yediğim tırnaklarımı kemireceğim. Yok böyle bir şey yahu! Zaten cebimde nakit para bile yok akbil+ kredi kartı=”borç yiyen kesesinden yer” hesabı! Zuuu ha ha ha… 

Gel de kıl olma! 

İyisi mi herkes otursun oturduğu yerde... 

Sakız yasak, "sitti baba tekkesi" değil ya elbet yiyeceksin bir şey! Yoksa İzbanduttan dayak yemekte var! Tırnak boyasından, boyundan sana ne Müdürüm? Biz çocuk muyuz? Bacak bacak üstüne atma yasak, sıran gelmeden konuşma yasak, yemeğe Maydonos katma yasak, Maydonos deyip yabana atma, serbest! 

Hadi hepsini geçtim de… 

Adamın hası olsa neyse… 

Adamın kılından bize ne? 

Vallahi müdürüm biz böle ültimatomlara gelemeyiz. Bize çalgılar çalacak, göbecikler atılacak, çok sesli şarkılar sülenecek, sırta sırt verip kodum dedi, dedikodu yapacağız. Sakız çiğneyip şaplatacağız, ara sıra narayı basacağız “HEEEYT ÜLEN” yürekleri hoplatacağız, kalpleri fethedip keyfimize bakacağız. 

Elele verip hora tepeceğiz, gerekirse tiyatro yapıp, kendimizi yerlere atacağız. Birlikte gülüp eğlenecek, birlikte oturup ağlamasını bileceğiz... Şimdi kalkıp, geçen zamanı geri getiremeyeceğimize göre; başkalarının zaman tünelini işgal edip yeniden kahraman olabilmek için seyyah olmaya çalışmamız "sırıtır" müdürüm "sırıtır." 

Haa neleri yapmayacağız? 

Güncelliğini kaybetmeyen, bize yakışan yazılar yazacağız, birbirimizi kandırmayacak, birbirimizin gerek siyasi, gerek insani, gerek futbol'lig görüşlerineee... kişinin makamına, kisvesine değil, kendisine saygı duyacağız! Ancak bu şekilde birlik ve dirlik elde edilir ama en önemlisi yol arkadaşlarımızı iyi seçeceğiz! 

Örneğin dokuz ay önce yazıp 20 ye yakın sitede yayınladığım, bugün veya yarın hep güncelliğini koruyacak olan, aşağıda linkini verdiğim yazıda ne yazılmış? 

Tüm bunları görmek için müneccim olmamız gerekmiyor. Sadece dikkatli olmamız gerekiyor. Doğmamış dostlukların veya etkinliklerin önüne hangi set kurulur ve onlardan nasıl uzak durulur iyi bilmek lazım! 

9 Aylık Yazım 

Not: Lütfen çiçekli tebrik göndermeyiniz… Sadece tebrik yeter, çiçek paraları kıl tedavisi için kumbaraya lütfen; zu ha ha ha şaka şaka…  

Çiçekte gönderebilirsiniz yani :) 

M.Talip Girgin 

Teşkür ederim Bakalım kimler gelmiş sayfama. Ooooo 

Görürsünüz siz! Ben fenalık için demem'a... 

Görseller internetten sahiplerine teşekkür ederim... 

 
Toplam blog
: 438
: 826
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Milliyet Blog'a hangi vesile ile kayıt olduğumu doğrusu hatırlamıyorum!  Bende birçoğunuz gibi ya..