- Kategori
- Ramazan
Eski Ramazanlar ve eski Ramazanlarda İstanbul

Osmanlı toplumunda ve hususiyle İstanbul’da Ramazan Ayı’nın ifade ettiği mana ve güzellikleri anlatmaya kelimeler kifayet etmez.
Ramazan gelmeden önce bizim evimizde Ramazan hazırlığı başlardı. Bizler memur ailesi olduğumuz için toptan alışveriş bizlerde pek olmazdı. Daha dikkatli harcamak veya her şeyi daha dikkatli almak durumundaydık. Bu kural Ramazan’dan önce değişirdi. Babam büyük alışverişimizi ramazandan önceye denk getirirdi.
Ramazan’da özel yiyecekler hazır olmalıydı.
Her gün tatlı yapılırdı bizim evimizde.
Bizler üç kız kardeş Allah rahmet eylesin annemin kesip attığı tırnak bile olamayız.
O zamanlarda güzel annem Mubarek Ramazanda tatlısız bir gece geçirtmezdi. Sahurlarda taze börekler ve taze pilavlar yanında hoşaf olurdu. Böreksiz oruç tuttuğumuzu hatırlamıyorum. Hey gidi günler hey.
Nasıl bir saadetti, nasıl bir güzellikti Yarabbi.
Sahuru beklemek, en çokda annemin ya da babamın beni sahura kaldırmaları muhteşemdi.
Hala sesleri kulağıma gelir.
“Nazan kızım kalk sahur oldu.”
Bu ne kadar güzellikti.
“Kardeşini de kaldır gelin sofraya babanız oturdu bile.”
Babamız oturmuşsa hemen kalkmamız lazımdı. Babaya saygı çok farklıydı. Yüzümüzü yıkayıp sofraya gelmek birkaç dakikamızı ya alır ya da almazdı. Sofrada babam eşini ve çocuklarını masada gördüğünden çok mutlu ve Ramazan ayının Mubarek sahur vaktini de birlikte yapmamızdan çok neşeli olurdu.
Bizlerin yemesi için baskı yapardı. Çok küçük yaşlarda bizlere alıştırmıştı oruç tutulmasını. Yarım gün tutardık babam ona tekne orucu derdi ve ona satardık. O da bize para verirdi. Ah babam ah Nur içinde yat babam.
Hele İftar zamanı!
Oh be günün en güzel vakti…
Günün endeğerli zamanı.
Günün en kıymetli anları…
Pidenin mis gibi kokusu beni benden alırdı. Çocuk aklı her şeye dayanırdım da pidenin kokusuna dayanamazdım…
Rahmetli babam ne kadar acıkırdı ki, bizleri çok iyi anlardı. Bizleri oyalamaya çalışırdı.
Ya annem! Bizlerin hikâye olduğunu yazdığımda asla yanlış söylemedim. Kalabalık bir aile, titiz bir eş bir sürü çocuk… Hiçbir şeyimizi eksik etmeyen fedakâr Türk kadını annem… Nasıl çalışkan, nasıl becerikli... Onun yaptığı yemekler kadar güzel yemekleri hala yemedim. Benim annem gerçekten bir melekti. Allah rahmet eylesin.
Çok güzel iftar sofrası hazırlardık. Hurma ile zeytin ve su bardaklarımız da sularımız hazır olarak ezan veya top sesini beklerdik. Top patladığı anda, babam dualarımızı okurdu iftarımızı açardık. Annem ah annem, o açarmıydı açmazmıydı hatırlamıyorum ki, o çorbalarımızı tabaklarımaza koymakla meşgul olurdu. Zaten çok zayıf çok zarif bir kadındı. Çorba ardından muhteşem yemekler ve hazır olan mis gibi demlenmiş çaylar.
Ne güzeldi benim çocukluğumdaki Ramazanlar…
Mutlaka bir çoğunuzun da çocukluk Ramazanları çok güzeldi.
Bugün benim çocukluğumla kalmayıp çok daha eski zamanların Ramazan aylarını anlatmak istiyorum sizlere…
Eski İstanbul’da Ramazan ayı sadece dini vecibeleri yerine getirilen bir ay hiçbir zaman olmamış. Hep birlikte bir çok güzellikler yapılmış. İnsanlar daha sakin düşünmesini, daha iyi görmesini bu Mubarek ayda daha bir dikkat ederek yaşamışlar. Ramazan farklı olurmuş. Bu sadece oruç tutarak değil tabi, Ramazan için özel yapılan bir çok şey varmış. Ramazan gezmeleri bile çok farklıymış.
Temizlik evet temizlik yapılırmış.
Bu temizlik evlerde, camilerde yollarda anlayacağınız her yerde yapılırmış. İstanbul temizlenirmiş.
Sonra sıra alışverişe gelirmiş.
Çarşılar pazarlar gezilir alışverişler yapılırmış.
Ramazan ayında gündüzlerden daha ziyade geceler yoğun geçermiş. Sokaklar Ramazanda elinde fenerlerle gezen insanlarla dolar taşarmış.
Ayrıca sokaklar zaten her zamankinden daha ziyade aydınlatılırmış.
İftar sonrası teravih için camilere giderlermiş. Camiden sonra Ramazan Eğlencelerine gitmek çok iyi olurmuş.
İstanbul aydınlık ve hareketli olurmuş, Ramazan gecelerinde. Zaten minareleri Mahyalar süslermiş.
Ramazanda ne kadar güzelmiş. İnsanlar ibadetlerini de yapıyorlarmış, eğlencelerini de…
Akşamları kahvehanelerde Karagöz - Hacivat – Meddah – Ortaoyunu gibi eğlenceler olurmuş, sahura kadar sürermiş.
Şehzadebaşı ve direklerarası Ramazanda farklı bir güzellikte olurmuş.
Tiyatro toplulukları en çok Ramazan ayında para kazanırlarmış.
Türk Musikisi çalınan çalgılı kahvehaneler varmış. Buralarda Türk musikisinin güzel örneklerini icra ederlermiş. Ayrıca buralarda sohbet ve muhabbette güzel olurmuş.
Daha anlatacak o kadar çok Ramazan Ayı ayrıcalıkları varki.
Sizelere sıkça yazacağım.
Hayırlı Ramazanlar diliyorum…
Nazan Şara Şatana
http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552
https://twitter.com/#!/nazansarasatana