19 Aralık '07
- Kategori
- Bayramlar
Eskidi bayramlarım..
Bildik, hep o tanıdık acı. Geldi oturdu yüreğime, git diyorum gitmiyor. Daha önce de olmuştu biliyorum. Böyle durumlarda ne yapacağımı biliyor olmalıydım. Acılarımla nasıl baş etmem gerektiğini öğrenmiştim; hem de defalarca. Onları kuytu sokaklarda terk etmiş, kör kuyulara atmış, kesmiş, biçmiş, doğramıştım oysa. Ve unuttuğum bir çok değişik ve bir o kadar aptal yönteme rağmen şu an hangisini yapsam hafifler bu acı bilmiyorum. Yine, yeni, yeniden...
Hava kapalı, ama içimdeki zifiri karanlık havaya inat büyüdükçe büyüyor. Tüm göğümü kaplıyor tam gaz. Hem de bayram arifesinde..
Bayram kapıda beni beklerken ben burda durmuş neyi ve kimi bekliyorum bilmiyorum. Bayramda ne yapılır, nereye gidilir, ne hissetmek gerekir ve nasıl dışa vurulur hepsinden bihaberim. İçimde bunca kıyamet koparken, kalbim bunca parçalanmış, ruhum binbir pisliğe bulaşmış ayaklar tarafından ezilmişken, hangi surete bakınca gülümseyebilirim ki? Hangi söz yeter, hangi zaman bitirir, ne kadare beklemek gerek, kaç bayram daha geçmeli?
Biliyorum. Büyüdük ve bayramlar da bitti. Şimdi sadece eskiden kalma bir buruklukla kuytularda unuttuğumuz bir kaç duyguyu hatırlamaktan başka bir şeye yaramıyor bu özel günler. Biliyorum, çünkü büyüdüm. Biliyorum, çünkü büyüdükçe kirlendim...
Aldığım hiçbir ayakkabı çocukken aldığım çiçekli, bağcıklı bez papuçlarım ya da kırmızı ruganlarım kadar heyecanlandırmıyor beni artık.
Işıltılı elbiselerimin hiçbiri, çocukken annemin diktiği gelinliğe benzer tülden elbise gibi mutlu etmiyor beni. Cebimdeki para, bayram harçlıklarım kadar bereketli değil.
Kar yağacakmış, öyle diyor hava tahminleri.
Belki burnuna havuç taktığım kömür gözlü kardan adamım olur, doya doya bayramlaşırım...