- Kategori
- Siyaset
Etnikçiliğin namusla imtihanı

Bugün adı siyasetçi olan etnik ırkçı parti yönetici ve sözde vekillerinin PKK yandaşı oldukları bilinen bir gerçek, zaten kendileri de bunu inkâr etmiyor.
PKK kim? PKK Marksist/sosyalist, totaliter ve ırkçı bir Kürt terör örgütü. İçinde Türk vatandaşı olmayan sayısız militan var. Karakteristik özelliği Kürtçülüğü…
Meşru bir Kürtçülük olabilir mi? Neden olmasın? Kürt etnik(!) toplumunun Türk millî bünyesindeki, yani derin tarihi ve hukuki tecrübeye sahip hukuk temelinde bütünleşmiş, gelişmiş bir toplumsal yapı içerisindeki yerine sahip çıkan ve bu topluluğun ifade imkânlarının gözetilmesi için uğraşan insanlar olamaz mı? Elbette olabilir.
Böylece belli bir coğrafyada, gerek ırksal gerekse kültürel olarak çeşitlenmemiş, asla milletleşme gücüne ulaşamamış, hukuksal birlik yerine ırksal aynılıkla, kan bağıyla karakterize, kurumları soyut kurallar yerine var olmanın asgari gereklerine yönelik somut kurallara dayalı bir topluluğun hem mevcut özellikleri korunur hem de böyle bir topluluğun, kendi kurumlarından çok daha soyut ve gelişmiş kurumlara ve kurallara sahip, ırksal bağlılıkları aşmış, beraberliği tarihin en eski dönemlerinden beri kurallara dayanan uluslaşmış bir topluma entegrasyonu sağlanabilir.
Peki sürekli barış ve demokrasiden bahseden PKK ve maşası sözde siyasi örgütlenmelerin istedikleri bu mu? Elbette hayır! Onlar içlerindeki uluslaşmaya duydukları kıskançlık ve öfke ile beslenen etnik komplekslerini hayata geçirmek dışında bir şey düşünmüyorlar.
Soru şu: Bir ulus altı topluluğun psikolojisini, yukarıda saydığım iki ana tavırdan hangisinin belirlemesini arzu ederiz? Uluslaşmaya entegre olmaya yönelik “ifade hürriyeti” bağlamına sadık kalan tavrın mı? Yoksa var oluşunu uluslaşmaya karşı çıkmak ve ulusu yok etmekte bulan militan, saldırgan, etnik kompleksli tavrın mı?
Türkiye’de sorun şu: Bir ulus altı topluluğun, yalnız ve ancak ulusa karşı olmak, onu şiddet dahil her türlü yolla yıpratmak ve mümkünse yok etmek ile var olabileceğini savunan açıkça ırkçı ve saldırgan bir kampın, bir topluluğun yegâne sözcüsü olmasına izin verilmesi ve hatta bunun arzulanır hale getirilmeye çalışılması.
Dolayısıyla PKK gibi amaçları da araçları da gayri meşru, özü ırkçı ve faşizan, ideolojisi saldırgan ve vahşi Marksist bir örgütün, Kürt adıyla özdeşleştirilmesi yüzünden, PKK’yı kınamak doğrudan doğruya “Kürt düşmanlığı” haline getirilmiş vaziyette.
Oysa Kürt olmakla övünen herhangi birinin, her şekilde gayri meşru ve alçak bir örgütün kendisini temsil etmesine en başta karşı çıkması gerekir. Kaldı ki eğer Türkiye’de Kürt adı PKK ile özdeşleştiriliyor olsaydı, toplum çok daha önce bölünür, Kürt kökenli Türk vatandaşları bu yurtta yaşayacak yer bulamazlardı. İş etnik ırkçılarca zaten bu noktaya getirilmeye çalışılmaktadır.
Dolayısıyla birini “Kürt düşmanı” diye niteleyeceksek , kişiyi aşağılamanın ötesinde, toplumun bütünlüğüne nasıl zarar verdiğimize iki defa bakmamızda fayda vardır. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve bayrağına Türk bayrağı denen milletin kurucu ilkelerini, etnik ırkçılığın ve etnik terörün tehdidine ve komplekslerine karşı savunmak her Türk’ün boynunun borcudur. Hiçbir Türk evlâdı da etnik komplekslerinden dolayı şehirleri ve dağları kana ve ateşe boğan militanları tatmin etmek için uğraşmaz, uğraşmamalıdır.
Eli taşlı, molotoflu, kalaşnikoflu, mayınlı alçakları ve hainleri kınamak yerine, onları savunmayı Kürtseverlik diye sunmak ihanetin ta kendisidir. Kürt’leri sevdiklerini söyleyenler, sevdiklerinin alçak ve hainlerle beraber anılmasına en başta karşı çıkması gerekenlerdir.
Ne mutlu Türküm diyene.