- Kategori
- Çocuk Oyunları
Evcilik oyunları ve çocuklar

Geçmişte hiçbir kuşağın, çocuklarının üzerine bu kadar düştüğünü zannetmiyorum. Bu kadar özenerek, bu kadar el bebek- gül bebek büyütüldüğünü.
Kız çocukları da öyle, erkek çocukları da. Ve çoğunluk tek çocuk ailelerinde.
Çok değil, bundan 20-25 sene sonra anne-baba olacaklar.
Çok merak ediyorum. Bizim neslin anneleri ve babaları kadar zorlanacaklar mı? Yoksa herşey tereyağından kıl çeker gibi kolay mı olacak?
İnanın bilmiyorum.
Kız ve erkek çocukları gözlemliyorum son bir aydır. Nasıl oyunlar oynadıklarını. Mesela kızlar. 4-5-6 yaş grubu artık evcilik oynamıyor. Daha doğrusu bizim 4-5-6 yaş dönemimizde ki gibi evcilik oynamıyorlar. Onlar, evcilik oyununun kurallarını çoktan yeniden yazmışlar.
Biz 'anne' rolü üstlenip komşuculuk oynardık. Bir yandan bebek bakarken, bir yandan tarifler alınıp verilirdi. Akşam eve yetişme teleşında, tek endişemiz akşama ne pişireceğimizdi.
Gölge kocalarımız vardı hepimizin. Evde yemek beklerdi. Tek eğlencemiz yazları lunaparka gidip, çocuklar sayesinde bir külah dondurma yemekti.
Şimdi bakıyorum kız çocuklarının evcilik oyunlarına. Evet, oyunun adı evcilik. Ama kocalar gölge değil. Onlarda oyundalar. Alışverişe gidiliyor mesela. Bebek arabasını kocalar sürüyor. Bizim zamanımızdaki gibi 'kocacığım' hitabı yok. 'Hayatım, canıııım, aşkım, koçişkooo, yakışıklım' vs. ifadeler. 'Hayat'ları , alışveriş sonrası kuaföre bırakıyor 'can'larını. Çünkü akşama gidilecek bir davet var. Erkekler ise eve gidiyor 'aşk'larını kuaförde indirip.
Ya da kız kıza oynarken, aralarından bir tanesi mutlaka bakıcı oluyor. Birinin bakıcısı hasta ise, 'sorun değil, benimkini çağırayım' diyor diğeri. Çünkü hepsi 'çalışan kadın' kimliğinde. Bizim gibi tek endişeleri 'akşam yemeğinde ne pişereceğim' değil! Akşam 'hangi filme gitsek.'
Çocuklar uykudayken, anneler sinemaya gidecek! (demek ki bizim zamanımızda annelerin eve giriş saatleri akşam ezanı ile paraleldi.)
Aşkama da en afillisinden bir sofra.
Biz büyüklerdeki bir yerlere yetişme telaşı çocukların oyunlarını da yansımış. Hep yetişecek bir aktiviteleri var. Hepsi süslü, bakımlı trendy kadın kimliğinde. Öyle etten bebeklerle oynamayı bırakmaları, alt bezlerinden kurtulmaları ile eş zamanlı. Çoğunluğun evcil hayvanı var masuscuktan.
Görüyorum ki, her yeni kuşak, hayatın bizlere sunduğu nimetlerden daha çok faydalanıyor. Ve bilinçliler. Hepsi bebeklerini otokoltuklarına oturtmadan yolculuğa başlamıyorlar mesela.
Oğlanlara gelince. Onların vazgeçilmezi futbol tabi ki. Ardından saklambaç geliyor. Ama bu saklambaç 'topal tilki' adındaki versiyonu. İçgüdüsel olarak hala saklanmayımı istiyorlar acaba?
Genele bakacak olursak; kız ve erkek çocuklar ayrı değil, daha takımsal oyunlar kuruyorlar. Bu davranışlarının altında 'okul öncesi eğitimin' önemi ve 'genişleyen' kadın-erkek rollerinin varlığını gözlemliyorum.
Bir kadın olarak taraflı olduğumu söyleyebilirsiniz. Ya da aksini. Ama ben mutluyum.
Artık kız çocukları 'varlıklarının' , 'değerlerinin' farkındalar.
Bizim kuşağımızın 'lüks' olarak tanımladıkları davranışları, günlük rutinlerine oturtmuşlar.
Onların yetiştireceği nesilden ümitliyim.
Devrim Atılkan
Not: Bu yazı, Halkın Sesi gazetesi temmuz 2010 tarihli sayısında Yaşamdan Renkler adlı köşemde yayınlanmıştır.
Kız çocukları da öyle, erkek çocukları da. Ve çoğunluk tek çocuk ailelerinde.
Çok değil, bundan 20-25 sene sonra anne-baba olacaklar.
Çok merak ediyorum. Bizim neslin anneleri ve babaları kadar zorlanacaklar mı? Yoksa herşey tereyağından kıl çeker gibi kolay mı olacak?
İnanın bilmiyorum.
Kız ve erkek çocukları gözlemliyorum son bir aydır. Nasıl oyunlar oynadıklarını. Mesela kızlar. 4-5-6 yaş grubu artık evcilik oynamıyor. Daha doğrusu bizim 4-5-6 yaş dönemimizde ki gibi evcilik oynamıyorlar. Onlar, evcilik oyununun kurallarını çoktan yeniden yazmışlar.
Biz 'anne' rolü üstlenip komşuculuk oynardık. Bir yandan bebek bakarken, bir yandan tarifler alınıp verilirdi. Akşam eve yetişme teleşında, tek endişemiz akşama ne pişireceğimizdi.
Gölge kocalarımız vardı hepimizin. Evde yemek beklerdi. Tek eğlencemiz yazları lunaparka gidip, çocuklar sayesinde bir külah dondurma yemekti.
Şimdi bakıyorum kız çocuklarının evcilik oyunlarına. Evet, oyunun adı evcilik. Ama kocalar gölge değil. Onlarda oyundalar. Alışverişe gidiliyor mesela. Bebek arabasını kocalar sürüyor. Bizim zamanımızdaki gibi 'kocacığım' hitabı yok. 'Hayatım, canıııım, aşkım, koçişkooo, yakışıklım' vs. ifadeler. 'Hayat'ları , alışveriş sonrası kuaföre bırakıyor 'can'larını. Çünkü akşama gidilecek bir davet var. Erkekler ise eve gidiyor 'aşk'larını kuaförde indirip.
Ya da kız kıza oynarken, aralarından bir tanesi mutlaka bakıcı oluyor. Birinin bakıcısı hasta ise, 'sorun değil, benimkini çağırayım' diyor diğeri. Çünkü hepsi 'çalışan kadın' kimliğinde. Bizim gibi tek endişeleri 'akşam yemeğinde ne pişereceğim' değil! Akşam 'hangi filme gitsek.'
Çocuklar uykudayken, anneler sinemaya gidecek! (demek ki bizim zamanımızda annelerin eve giriş saatleri akşam ezanı ile paraleldi.)
Aşkama da en afillisinden bir sofra.
Biz büyüklerdeki bir yerlere yetişme telaşı çocukların oyunlarını da yansımış. Hep yetişecek bir aktiviteleri var. Hepsi süslü, bakımlı trendy kadın kimliğinde. Öyle etten bebeklerle oynamayı bırakmaları, alt bezlerinden kurtulmaları ile eş zamanlı. Çoğunluğun evcil hayvanı var masuscuktan.
Görüyorum ki, her yeni kuşak, hayatın bizlere sunduğu nimetlerden daha çok faydalanıyor. Ve bilinçliler. Hepsi bebeklerini otokoltuklarına oturtmadan yolculuğa başlamıyorlar mesela.
Oğlanlara gelince. Onların vazgeçilmezi futbol tabi ki. Ardından saklambaç geliyor. Ama bu saklambaç 'topal tilki' adındaki versiyonu. İçgüdüsel olarak hala saklanmayımı istiyorlar acaba?
Genele bakacak olursak; kız ve erkek çocuklar ayrı değil, daha takımsal oyunlar kuruyorlar. Bu davranışlarının altında 'okul öncesi eğitimin' önemi ve 'genişleyen' kadın-erkek rollerinin varlığını gözlemliyorum.
Bir kadın olarak taraflı olduğumu söyleyebilirsiniz. Ya da aksini. Ama ben mutluyum.
Artık kız çocukları 'varlıklarının' , 'değerlerinin' farkındalar.
Bizim kuşağımızın 'lüks' olarak tanımladıkları davranışları, günlük rutinlerine oturtmuşlar.
Onların yetiştireceği nesilden ümitliyim.
Devrim Atılkan
Not: Bu yazı, Halkın Sesi gazetesi temmuz 2010 tarihli sayısında Yaşamdan Renkler adlı köşemde yayınlanmıştır.