Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
835
 

Evde bütçe idaresi

Evde bütçe idaresi
 

Bu sıcacık kestanelerin görüntüleri int.ten alıntıdır.


Merhabalar. Kiminiz çayınızı, kiminiz de kahvelerinizi yudumlamaktasınız... Çocuklar da patlatılmış mısır veya kestaneleri yemekteler... Afiyetler olsun.

Ben mi? Bu soğuk günde ne yapılır, yapılabilirse sohbet ama sıcağından... (Benimki monolog).  Ne zamandır aklımda bir soru var: İnsanlar neden çok borçlular? (Borçlu olmak sorusu bile soğuk) Eskiden nasıldı, şimdi niye böyle? Aramaya başladım sebepleri, bulabildiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Televizyonlar:  Renk renk ışıltılı kutuyu da suçlu kategorisine aldık ya, bravo. TV lerde programlardan çok reklamlar var. Reklamlarda en yeni ürünler, cazip görüntülerle bize tanıtılıyor. Evinizde var, henüz eskimemiş, ama bu yeni modeli, daha çok fonksiyonlu bir cihaz.

-"Değiştirelim, yenisini alalım"...

Evin bütçe sorumlusunun kaşları çatılıp hayır dese de... Limoni bir hava eser günlerce, taaa ki istenilen yeni nesne alınıp eve gelinceye dek... Ödeme kolaylıkları, taksitler, kredi kartları , tüketicinin önüne pırıltılarla sunulur. Satıcının da alıcının da açıktan dile getirmedikleri bir cümle vardır: "kredi kartı da olsa, taksit de olsa, sanki ödenmeyecek". Başlar, 6-8 aylık taksitli devre... Çok değil tahminen 70 li yıllara kadar sade yaşam vardı herkeste...

Maaşını alan evin babası, annesi her kim ise; kirada oturuyorlarsa, önce evin kirasını öderdi. Sonra varsa bakkalına, giyimcisine borcunun tamamını öderdi. Öyle taksit falan yoktu. Kalan kısmı, ihtiyaçlarda "öncelik esasına" göre harcama yapılırdı. Öncelik gida, eğitim, ısınma, giyim vs. Bazı ihtiyaçlar duruma göre, ertelenirdi... Evin hanımı tasarruf yönünden erkeğine tam destek verirdi. Erkek de hanımıyla ittifak içindeydi, yetinirlerdi, şükrederlerdi, mutlulardı... Şimdiki gibi,

- Vitrinde şunu gördüm,

- Şu eşyayı hemen değiştirelim,

- Komşuda var, bizde niye olmasın?

- Canım şunu istiyor...

Gibilerinden anlık isteklerle evin bütçe sorumlusu şaşkına çevirtilmezdi.

Dışarıda yemek yemek... Normal bir bütçe için lüks bir durum. En sağlıklı olanı ev mutfağıdır. Neyi yediğinizi biliyorsunuz, hangi kalite malzeme kullanacağınız size  bağlı... Sağlık sizin sağlığınız... Ve de bütçenizin sağlığı...

Küçük hesaplar peşinde olunuz lütfen. Dört kişinin dışarıdaki bir öğün yemek masrafı ile evin üç günlük mutfak ihtiyacını karşılarsınız. İsterseniz deneyin...

Bu kadar çok çeşitli tüketim ürünleri yoktu. Şimdi baş döndürücü şekilde cipsler, gazlı-gazsız içecekler, çok çeşitli farklı özellikleri! olduğu empoze edilmeye çalışılan kimyasal temizlik ürünleri...

Bulaşık makinaları, kendisi yüklüce masraf ayrıca deterjan ve elektrik sarfiyatı artı masraf...

70 lerden evvel, sabun ile bulaşık ve çamaşır deterjanı yetiyordu evlere...O zamanda tertemiz, pırıl pırıldı evler...

Şimdilerde,

Elektronik eşyalar, bilgisayar, aylık limitli-limitsiz harcama kalemi...

Cep telefonları, başlıca giderlerden...

Eve kutusuyla pil aldırtan pilli oyuncaklar...(ince pil, kalem pil, saat pili ayrı ayrı.)

Bunlar gözümüzde küçük ama bütçede yeküne girince büyüyen harcamalar...

Kıyaslamaya geçtiğimde; bütçeler rahattı o tarihlerde, harcama kalemleri az sayıdaydı. Çocuklar için zararlı gıdalar fast-food ve cipsler de henüz piyasaya sürülmemişti.

Herkesçe bilinen;  ev mutfağındaki tencere yemekleri, meyve, ayran limonata, çay-kahve...

Şimdi çocuklar ayaküstü neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilmeden abur cubur yiyorlar. Satıcılar da yüksek kalorili zararlı yağlar ve ketçaplarla lezzet veriyorlar.

Hızlı tüketim zamanla bağımlılık yapınca, çocuklar hormonlu bir şekilde şişmanlıyorlar. Kendilerini taşıyamaz hale gelince de, nasıl zayıflatılacağı yönünde girişimlerde bulunuluyor. Bu girişim de bütçe harcamalarına yansıyor.

Eskiden insanlar borçlu yaşamıyorlardı, evlerinde huzur vardı. Huzurlu yaşamda stres yoktur, sağlık vardır.

Aşırı istekler ailelerde  tartışma sebebi oluyor. Bu sonu gelmez tartışmaların sonuca bağlanmaması başka bir sonuca götürüyor: Boşanmalara...

Peki boşanınca hangi sorun çözülür? Aksine sorunlar daha da artar, tazminat, nafaka... Yine maddi külfet... Arada çocuklar varsa o da bambaşka bir pürüz yumağı...

TV program yapımcılarının amacı, çok reklam almak, yapım maliyetini çıkardıktan sonra kâra geçmek...

Reklam firmalarının amacı: Reklamını yaptıkları ürünlerin çok satılırlığını sağlamak. Bu suretle bundan sonraki reklam gelirlerinden daha yüksek kazanç sağlamak...

Herşey paraya ve kazanca endeksli...

Burada, biz tüketicilerin yapacağı tek şey: iradeli olup bütçemizi iyi yönetmek, reklamlara kanmamak..

Pastahanede, 5.- Liraya bir fincan espresso içip hava atmak veya dört kişinin bir akşam yemeği için restoranta 120.- ödemek, en sonunda insanları borç batağına götürür.

Altından kalkamayacağı kadar çok borçlanan insan ne yapar?

Bu sorunun cevabını sizlere bırakıyorum.

Şimdi yazımın başına dönelim, çayları tazeleyelim, kahve fincanlarını kapatalım, eğlence olsun diye kahve falına bakalım.:-))

Sade yaşayarak yaşamı güzelleştirelim bütçelerimizi de sağlığına kavuşturalım...

Anneler, babalar, çocukların kestaneleri, mısırları bitmiş, meyve ile devam etsinler. :-))

Dertsiz ve tasasız olarak gününüz güzel, keyfiniz bol olsun.

Selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan.

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar Yurdagülcüm... Borç kelimesi dahi tüylerimi diken diken etmeye yetiyor bu yüzden de çok çalışıp beyler gibi paramı yiyorum. Allah sağlık sıhhat verdikçe de bu böyle devam edip gider. Bu insanın kişiliği ile de ilintili bir durum, borç alınır ama vaktinde ödenir, ödenemezse de özür dilenip ertelenir ve sonrasında ödenir. Ama tabii bu borç kredi kartlarına yani bankalara ise yandı gülüm keten helva misali katlanır da katlanır. İlk çık tığından beri kredi kartı kullanırım ama 1 gün dahi gününü geçirmedim ödemelerimin. Bilinçli kullanmak gerekli diye düşünüyorum bu fikrimi üleşeceğinize eminim... Yürekten sevgimle...:))

Sema Sener 
 07.02.2012 16:08
Cevap :
Sema hanımcım, Allah sağlık versin, kazanalım, harcayalım. Alın terinden daha tatlısı yok. Önemli olan huzur ve sağlık, gerisi hikâye...Borç, sıkıntı anında ertelenebilir. Ertelenirken bile özür dilenmelidir. Bankalara veya kredi kartlarına, Allah korusun, o faizler tepe taklak getirir insanı...En güzeli, ayağı yorgana göre uzatmak...Selam ve sevgilerle...  07.02.2012 23:24
 

Bu güzel yazını okurken ilk etapta hemen Schopenhauer'in o çok sevdiğim sözü geldi yine aklıma. "İnsanlar her istediklerini yapabilirler ama her aklına geleni isteyemezler". Yani, bir şey isterken de doğruyu istemek zorundadır insanlar. Bir defa herşeyden önce insanoğlu "ihtiyaç" güdüsüyle hareket eder daima. İhtiyaç hissetmedikçe herhangi bir şey için parmağını bile kıpırdatmaz, istek hissetmez, istemedikçe de almaz ya da bir şey yapmaz. Ancak işte, doğru ve gerçek ihtiyaçlarının ne olduğunu yine doğru bir şekilde belirleyebilmesi için de insanın gerçekten ruhen ve bilinçsel olarak da epey bir doygunlukta olması gerekir. Yoksa çok kolay bir şekilde boşluğa düşer, tüketim hilelerine de, kendi nefsine de rahatça yenilir, yanılır, kanar ve aldanır. Onun için de bu defa yorum değil, blog yazdım Yurdagül'cüm. Sevgiler... http://blog.milliyet.com.tr/tuket--tuket----borclan-/Blog/?BlogNo=347475

Filiz Alev 
 06.02.2012 16:36
Cevap :
İnsanlar neden çok borçlular sorusunun cevabı ilk cümlende: "İnsanlar her aklına geleni isteyemezler". Her aklına geleni istediklerinde, altından kalkılamayacak borçlara girilir. O denli borcun altında bunalmamak için akıllı ve bilinçli olup, doğru olanları yapmak gerekir. Doğru olan nedir? İradeli olup, gerçek ihtiyaçların temini..."Markalı giyineceğim, sıfır model araba kullanırım, en yeni teknolojik ürünler bende olmalı, ihtişamımı sergilemeliyim." zihniyetiyle, ihtişam sergilenmez, başka kötü durumlar sergilenir hem de insanların gözlerine soka soka...Yaşamda öğrendiğin kesin bir şey var: maddi bakımdan zayıf kişi, gerçekte de en zayıf kişidir"...Bu zayıflığı yenmenin tek çıkar yolu ise, iradeli olup borçları ödemek ve borçsuz yaşamak...Blogunu okuyacağım Filiz'cim, sevgilerle...   06.02.2012 19:27
 

Sevgili Yurdagül Hanım, kabahat bizde değil Napolyon’da herhalde. .Diyojen; “Para iyi bir hizmetçi kötü bir efendidir.” Demiş. Para konuştuğu zaman gerçek susarmış, parası az olan değil arzusu çok olan fakirdir derler. “Altından kalkamayacağı kadar çok borçlanan insan ne yapar?” demişsiniz. Altından kalkamazsa gümüşten kalkıverir canııım…! Sevgiler, selamlar…

Recai Şahin 
 06.02.2012 12:44
Cevap :
Değerli hocam, her yorumunuzdan birşeyler öğreniyorum ya...Şimdi de fakirin kim olduğunu öğrendim: Parası az olan değil, arzusu çok olan fakirmiş...Onaylıyorum. Selam ve saygılarımla...  06.02.2012 19:15
 

İnsanların bu kadar borçlu olmasının sebebi, Türkiye'de de Dünya'da da tüketim tplumu fikrinin aşılanması ve pompalanmasıydı. Sonuç ne oldu? Sonuç: önce bireylerin, sonra ülkelerin, topyekün bakarsak da, Dünya'nın iflası oldu Yurdagül hanım. Cemce sevgilerimle...

Cem Beraat Çamsarı 
 05.02.2012 12:13
Cevap :
Yani sürü psikolojisi. "Herkes çılgınca alışveriş yapıyor, ben neden yapmayayım? Para yoksa, borçlanırım, kredi kartları var ya...Ödemek mi, niye düşüneyim?" zihniyetinin sonuçları. Şaşırma Cem bey, ben ve ailem, sürüdekiler gibi düşünmüyoruz, hiç bir zaman da düşünmedik. Ve sonuç: ekonomik refah...Selamlarl...  05.02.2012 19:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 343
Toplam yorum
: 5800
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1661
Kayıt tarihi
: 09.04.09
 
 

Özel bir finans kuruluşundan emekliyim. Hayatın her aşamasını acısıyla tatlısıyla yaşamış biri ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster