- Kategori
- Siyaset
Evrensel değer yargıları
Geçmişi şöyle bir süzgeçten geçirdiğiniz zaman, insan onuruna yakışmayan nice olayların yaşandığını görürsünüz. Bugün doğru olanın yarın yanlış olduğuna karar verilebiliyor. Değer yargıları her an değişebiliyor.
Evrensellikten uzaklaşıldıkça bu tür eylem ve kararlar atom partikülleri gibi çoğalarak ülkelerdeki sosyo ekonomik dengeleri altüst edebiliyor.
Demokrat Parti'nin kapatılma kararına baktım da çok ilginç geldi bana. O zamanlar Siyasi Partiler Kanunu diye bir kanun yok. Dernekler Kanununa benzer bir kanun var. Hatta ta kendisi.
Birisi sahte bir vekalet hazırlatıyor. Diyor ki, "efendim DP Genel İdare Kurulunu bir yıl içinde yapması gerekirken bunu yapmadı. Dolayısıyla bu bir fesih gereğidir..."
Durum zamanın yargıçları tarafından inceleniyor ve DP'nin kapatılmasına karar veriliyor.
Oysa CHP 1927-1931 yılları arasında hiç Genel Kurul yapmıyor. Ama partiyi kapatan yok.
Bu bizim demokrasi tarihimizin özetidir.
1960 ve sonraki yıllarda "Kahramanlık Türküleri" ile uyanmadık mı?
Bir çocuğu dayakla büyütürsen kişiliği gelişmeyecektir.
İletişim kanallarını kapatırsan ne empati yapabilir ne de bilgi düzeyini artırabilir.
Artık zaman değişti. O iletişim kanallarını kapatabilecek bir güç kalmadı.
..........
Neyse yine bir tartışmadır gidiyor.
Vatanseverlik konusunda bir çelişki yaşanıyor.
Herkes herkesi ihanetle suçluyor.
O zaman da ister istemez demokrasi alanında "yarı demokratik" ülkeler liginde buluyoruz ülkemizi.
Kızıyoruz, bağırıyoruz ama kendimizi anlatamıyoruz bir türlü.
Çünkü anlatabilecek veriler yok elimizde. Daha doğrusu bir BİLGİ KİRLİLİĞİ içerisindeyiz.Geçmiş yıllarda ulaşamadığımız bilglerin günümüzde üzerimize yorgan gibi serilmesiAslında standartların farkındayız. Teknoloji öylesine gelişti ki, artık insanlar bilgiye birinci elden ulaşabiliyor. Sınırlar ortadan kalktı. Dünyanın her yerinden insanlarla dialog kurabiliyorsunuz. Hal böyle olunca da bazı konularda en yetkili kişilerden daha iyi yorum yapabiliyorsunuz.
Kimbilir şu anda aramızda bu yazıyı okuyan ne cevherlerimiz vardır. Ama tek fark geminin rotasını değiştirebilecek bir görev verilmemesi.
Tekrar evrensel değerlere dönersek aslında talep oldukça basit.
Özgür olmak. Özgürlüğü kullanırken de başkalarına zarar vermeme anlayışının hakim olması.
Ülke kaynaklarını halkın yararına kullanmak.
Laf üreterek hazineye yük olmamak.
Sosyal Devlet olmak.
"Anahtar"la veya başka birşeylerle sürekli olarak kandırılmamak.
"Kemer sıkma" edebiyatında figüranlık yapmamak.
Tepedeki görev bittiği halde egoları tatmin etmek için olmadık işlere kalkışmamak.
Vekillerin, halk tarafından halkın özgür iradesiyle seçilmelerini sağlamak.
İşin ekonomik boyutu daha nettir.
Tarlasındaki karga gözünü oymaya kalkmamalı.
Enflasyon düne göre bugün daha aşağılarda olmalı.
İnsanlar kazançlarının %25'ini gıdaya vermemeli.
İnsanların cepleri boşaltılarak "Bu ülkede Seyahat özgürlüğü vardır.." gibi avutucu teraneler olmamalı.
İnsanlar kendileri ve çocuklarının geleceklerinden emin olmalı.
İhracat ve büyüme rakamları artarak devam etmeli.
İşsizlik oranı en azından AB ülkeleri düzeylerine çekilmeli.
Ekonomi kişilere bağlı olmamalı.
Sistem kendi kendini tamir edecek biçimde yapılandırılmalı.
İnsanlar bu tür taleplerde bulunuyorlar.
Bunlar gerçekleşiyorsa hukukun üstünlüğü var demektir.
Beni "70 cente" muhtaç ettikten sonra ne yapayım hukuku.
Açık hapishanede yaşamaktan farkı ne olabilir ki hayatın. Üstüne üstlük "tuzu kuruları" görmek ve duymak da işin başka acıklı boyutu.
Bütün bu olumsuzluklar "sorgulayan insan modeli" ile aşılabilir.
Bir hatayı defalarca yaşamakla olmaz.
Karşılıklı saygı ve sevgiyi baz alan bir yaklaşımla iletişim kurmak ve birbirimizi ikna etmek."Başka bir Türkiye olmayacaktır. Bu Türkiye için de çok büyük bir bedel ödenmiştir.
Günahlar da olmuştur sevaplar da.
Bizim inatlaşmamız evrensel değerleri bırakarak birbirimizi itip kalkma üzerine tesis edilmiş.Taklit-maklit demeye ne gerek var. Evrensel değerler bu yollardan bizden önce geçmiş olanların çoğulculuk anlayışı ile kurduğu sistem manzumesidir.
Uzaydan gelmemiştir. O zaman ne diye birbirimiz üzerinde baskı oluşturalım.
Lokal hukuk yerine evrensel hukuk kurallarını kol kola girerek tesis etmeye çalışalım.
Unutmayalım bugün beni inciten tarafı yarın seni incitebilir.
Önemli olan tek kalıplık insan tipi yerine mozaiklerin korunduğu bir sistemi kurarak çoğulcu demokratik düzenin yıllar boyu hayat veren bir kaynak olmasını sağlamaktır.
Evrensellikten uzaklaşıldıkça bu tür eylem ve kararlar atom partikülleri gibi çoğalarak ülkelerdeki sosyo ekonomik dengeleri altüst edebiliyor.
Demokrat Parti'nin kapatılma kararına baktım da çok ilginç geldi bana. O zamanlar Siyasi Partiler Kanunu diye bir kanun yok. Dernekler Kanununa benzer bir kanun var. Hatta ta kendisi.
Birisi sahte bir vekalet hazırlatıyor. Diyor ki, "efendim DP Genel İdare Kurulunu bir yıl içinde yapması gerekirken bunu yapmadı. Dolayısıyla bu bir fesih gereğidir..."
Durum zamanın yargıçları tarafından inceleniyor ve DP'nin kapatılmasına karar veriliyor.
Oysa CHP 1927-1931 yılları arasında hiç Genel Kurul yapmıyor. Ama partiyi kapatan yok.
Bu bizim demokrasi tarihimizin özetidir.
1960 ve sonraki yıllarda "Kahramanlık Türküleri" ile uyanmadık mı?
Bir çocuğu dayakla büyütürsen kişiliği gelişmeyecektir.
İletişim kanallarını kapatırsan ne empati yapabilir ne de bilgi düzeyini artırabilir.
Artık zaman değişti. O iletişim kanallarını kapatabilecek bir güç kalmadı.
..........
Neyse yine bir tartışmadır gidiyor.
Vatanseverlik konusunda bir çelişki yaşanıyor.
Herkes herkesi ihanetle suçluyor.
O zaman da ister istemez demokrasi alanında "yarı demokratik" ülkeler liginde buluyoruz ülkemizi.
Kızıyoruz, bağırıyoruz ama kendimizi anlatamıyoruz bir türlü.
Çünkü anlatabilecek veriler yok elimizde. Daha doğrusu bir BİLGİ KİRLİLİĞİ içerisindeyiz.Geçmiş yıllarda ulaşamadığımız bilglerin günümüzde üzerimize yorgan gibi serilmesiAslında standartların farkındayız. Teknoloji öylesine gelişti ki, artık insanlar bilgiye birinci elden ulaşabiliyor. Sınırlar ortadan kalktı. Dünyanın her yerinden insanlarla dialog kurabiliyorsunuz. Hal böyle olunca da bazı konularda en yetkili kişilerden daha iyi yorum yapabiliyorsunuz.
Kimbilir şu anda aramızda bu yazıyı okuyan ne cevherlerimiz vardır. Ama tek fark geminin rotasını değiştirebilecek bir görev verilmemesi.
Tekrar evrensel değerlere dönersek aslında talep oldukça basit.
Özgür olmak. Özgürlüğü kullanırken de başkalarına zarar vermeme anlayışının hakim olması.
Ülke kaynaklarını halkın yararına kullanmak.
Laf üreterek hazineye yük olmamak.
Sosyal Devlet olmak.
"Anahtar"la veya başka birşeylerle sürekli olarak kandırılmamak.
"Kemer sıkma" edebiyatında figüranlık yapmamak.
Tepedeki görev bittiği halde egoları tatmin etmek için olmadık işlere kalkışmamak.
Vekillerin, halk tarafından halkın özgür iradesiyle seçilmelerini sağlamak.
İşin ekonomik boyutu daha nettir.
Tarlasındaki karga gözünü oymaya kalkmamalı.
Enflasyon düne göre bugün daha aşağılarda olmalı.
İnsanlar kazançlarının %25'ini gıdaya vermemeli.
İnsanların cepleri boşaltılarak "Bu ülkede Seyahat özgürlüğü vardır.." gibi avutucu teraneler olmamalı.
İnsanlar kendileri ve çocuklarının geleceklerinden emin olmalı.
İhracat ve büyüme rakamları artarak devam etmeli.
İşsizlik oranı en azından AB ülkeleri düzeylerine çekilmeli.
Ekonomi kişilere bağlı olmamalı.
Sistem kendi kendini tamir edecek biçimde yapılandırılmalı.
İnsanlar bu tür taleplerde bulunuyorlar.
Bunlar gerçekleşiyorsa hukukun üstünlüğü var demektir.
Beni "70 cente" muhtaç ettikten sonra ne yapayım hukuku.
Açık hapishanede yaşamaktan farkı ne olabilir ki hayatın. Üstüne üstlük "tuzu kuruları" görmek ve duymak da işin başka acıklı boyutu.
Bütün bu olumsuzluklar "sorgulayan insan modeli" ile aşılabilir.
Bir hatayı defalarca yaşamakla olmaz.
Karşılıklı saygı ve sevgiyi baz alan bir yaklaşımla iletişim kurmak ve birbirimizi ikna etmek."Başka bir Türkiye olmayacaktır. Bu Türkiye için de çok büyük bir bedel ödenmiştir.
Günahlar da olmuştur sevaplar da.
Bizim inatlaşmamız evrensel değerleri bırakarak birbirimizi itip kalkma üzerine tesis edilmiş.Taklit-maklit demeye ne gerek var. Evrensel değerler bu yollardan bizden önce geçmiş olanların çoğulculuk anlayışı ile kurduğu sistem manzumesidir.
Uzaydan gelmemiştir. O zaman ne diye birbirimiz üzerinde baskı oluşturalım.
Lokal hukuk yerine evrensel hukuk kurallarını kol kola girerek tesis etmeye çalışalım.
Unutmayalım bugün beni inciten tarafı yarın seni incitebilir.
Önemli olan tek kalıplık insan tipi yerine mozaiklerin korunduğu bir sistemi kurarak çoğulcu demokratik düzenin yıllar boyu hayat veren bir kaynak olmasını sağlamaktır.