​ Eyalet sisteminin geleceği / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '07

 
Kategori
Tarih
 

Eyalet sisteminin geleceği

Bugünlerde Türkiye’nin geleceği için, eyalet sistemi önerileri yağmaya başladı.

Bunda temel dayanak, Türkiye’nin tek bir merkezden yönetilmek için, çok kalabalık ve çok geniş olması.

Eyalet, vilayet ile ülke arasında bir ölçek.

Belediye başkanlarının neler yaptıklarını gördükten sonra, eyalet valisi yetkisinde birinin neler yapabileceğini tahmin etmek zor değil.

Osmanlı’da bunun örnekleri çok: Mısır’ın bağımsızlık almasından Rumeli beylerbeylerinin, İstanbul otoritesi gevşeyince, vergi vermemekten veliaht tayinine dek, her işe karışmalarına dek, hepsi tarihte yazılı gerçekler.

Bizde de, Diyarbakır belediye başkanı, Atatürk Barajı’nın gelirlerinden pay istedi. Düşünün ki bunu idam ve veya müebbed hapis cezası tehlikesi karşısında yapıyor. Yetkisi olduğu zaman neler yapacağını bir düşünün.

Bu tartışmada, en büyük farklılığı, merkezi ortoriteyi sonuna kadar savunacaklarını umduğumuz iki eski cumhurbaşkanı yapıp, eyalet sisteminden yana ağırlık koydular.

Dediklerinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar mı? Gayet açık seçik biliyorlar. Sorun şu: Türkiye, ulusallıkla global sömürge olma arasında gidip geliyor. Bu iki kişi, daha önce merkezi otoritenin emrinde çalışmış olsalar da, işlevleri Türkiye’yi global pazara entegre etmekti. O nedenle, başta kalmaları G-7 tarafından desteklendi.

Şimdiki durum, mandacılığın da ötesinde.

İktidar seçkinlerinden işadamları ikiye bölünmüş durumda. Ulusalcılığı savunanlar azınlıkta. Ancak, ulusalcıların desteği olmaksızın AB’ciler kazanamaz, yani kitleyi yeterince manipüle edemez. İki sesli çoban sürüyü dağıtır.

Ancak, bir şey çok iyi oldu:

Herkes eteğindeki taşları döktü ve düşüncesini açıkseçik ortaya koydu. Kim kazanırsa kazansın, daha önceki disinformasyon süreçleri devredışı kaldı.

Bilgi, yani veriler ortada:

1983’ten beridir, ithalatımız ihracatımızın hep 1, 5-2 katı. 10.000 dolarlık ‘GNP per capita’ (kişi başına GSMH) ile bu, 3-4 katına çıkar. Borcumuz da sürekli artar. Buna ‘sürdürülebilir büyüme’ denir.

Da böyle gidebilseydi, Osmanlı giderdi. Er geç global sistem krize girecek, Türkiye de duvara çarpacak. Daha önce çarpmış diğer ülkelerden ders almayacak.

Ne demişler:

Elle gelen düğün bayram.

Ortadoğu Savaşı’na 300 milyar dolar, toplam borç 1 trilyon dolar.

Neymiş?

Çağ, pardon sınıf atlamışız.

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..