- Kategori
- Futbol
Fener, derbi sever

Güiza önce saç baş yoldurdu, sonra kendisini affettirdi.
Avni Aker Stadında oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçının ilk on beş dakikası belki de beklenenden fazla tempo içeren, topun her iki kale arasında gidip geldiği bir periyota sahne oldu. Bu bölümde iki takımın da tandemlerini öne çıkararak alan daraltmayı denemesi defansların tek hat üzerinde yakalanmasına ve forvetlerin rakip defanslar arkasına sarkmasına sebep oldu. Bahsettiğimiz dakikalarda özellikle Alanzinho’nun bir pozisyonu vardı ki, penaltıdan daha net “mutlak gol pozisyonu” diye tanımladığımız türdendi. Yardımcı hakem Hüseyin Fidan bu akını ofsayt gerekçesiyle keserek vahim bir hata yaptı. İlerleyen dakikalarda benzer netlikteki bir fırsatı bu kez Güiza kendisinden bekleneni(!) yaparak auta gönderiyor ve takımının öne geçmesine mani oluyordu. İspanyol golcü her ne kadar 56’da attığı golle kendisini affettirse de ara transferde bir santrfor alınması konusunda Fenerbahçe yönetimine mesaj göndermeyi bu maçta da sürdürdü. Aslında bahsettiğimiz bu ihtiyaç Trabzonspor için de geçerli.
İlk bölümdeki fırtına dindikten sonra görüldü ki, Şenol Güneş ve yardımcıları bu büyük maç için yalnızca kendi taktik düzenlerini kurgularlarken Fenerbahçe cephesinde Daum, rakibi kilitleyen bir kontrol futbolunu oyuncularına belletmişti. Trabzonspor’un Alex de dahil hiçbir Fenerbahçeli futbolcuya önlem almayışı ile Fenerbahçe’nin orta alan yapılanması sayesinde Selçuk ve Colman’ı pasifize edişi kıyaslandığında ortaya çıkan görüntü taban tabana zıt idi. Top sarı-lacivertli ekipte iken Alex ikinci santrfor gibi Güiza’nın yanına geliyor, defansif güvenliği sağlama adına dörtlünün önünde kalan Cristian dışındaki futbolcular (Mehmet, Emre, Özer) üçlü bir blok oluşturuyordu. 4-1-3-2’ye evrilen bu düzende içe kat eden Mehmet ve Özer, Emre ile birlikte oynayınca Fenerbahçe ayağa oynama konusunda oldukça avantajlı bir pozisyona geçiyordu. Zaten kora kor mücadele bakımından bir takım eksikleri bulunan Colman ve Selçuk’un bu hamle sonucunda silinip gittiğini gördük. Elbette ki anlatmaya çalıştığımız bu düzenin Fenerbahçe açısından dezavantajları da vardı. Kanatlardaki futbolcuların orta alana katkısı belki göbekte kompakt bir görüntü veriyordu ama bu kez de iki bek Gökhan ve Andre Santos’un yalnızları oynamak durumunda kalması potansiyel bir tehlikeydi. Sahada kaldıkları ve kanatları kullandıkları anlarda Gabric ile Serkan Balcı’nın rakiplerine üstünlük kurduğunu söylersek, yanılmamış oluruz. Nitekim maç sonundaki istatistikler de Trabzonspor’un akınlarının yüzde 56’sını kanatlardan geliştirdiğini, Fenerbahçe’nin ise yüzde 54’lük bir oranla hücumlarını göbekten organize ettiğini gösteriyor. Bu arada yeri gelmişken belirteyim, Andre Santos’un silik futboluna “asıl yeri sol bek” diyerek savunma getirenler bu maçtan sonra ne söyleyecekler merak ediyorum. Ben uzun zamandır bu kadar çok çalım yiyen sol bek izlememiştim. Brezilya’nın sol bekine kısmetmiş.
Güiza’nın ayağından gelen gol sonrası sahasına çekilip önce 1-0’ı korumayı amaçlayan Fenerbahçe, zaman zaman kalesinde tehlikeler yaşasa da bu kez bir kazaya uğramadı. Aslına bakarsanız Christoph Daum’un Beşiktaş’ı çalıştırdığı ilk sezondan bu yana Trabzon deplasmanlarını benzer biçimde oynadığı söylenebilir. Alman teknik adam her defasında topla oynama istatistiğinde üstünlüğü rakibine verir ama Avni Aker’den çoğu zaman istediğini alarak ayrılır.
Karşılaşmaya Trabzonspor cephesinden bakacak olursak, Şenol Güneş’in elindeki malzemeyi verimli kullanmaya çalıştığını ancak Fenerbahçe’yi durdurmaya yönelik hiçbir tedbir almadığını söylemek gerekiyor. Bu duruma farklı bir bakış açısı getirmek de mümkün. Şenol Güneş çıkar da “Ben büyük takımım, futbolumu rakibime kabul ettiririm.” derse şüphesiz haklıdır ancak bu sefer de kadro kalitesini masaya yatırmak kaçınılmaz olur. Trabzonspor’u masaya yatırdığımızda ise ilk operasyonun gol bölgesine yapılması gerekir. Golcü nakli Fatih Tekke ile gerçekleştirilirse de en azından doku uyumu daha kolay sağlanır.
Son bir söz de Fenerbahçe’deki yüksek tansiyon için söyleyelim. Emre’nin başını çektiği birkaç futbolcu maç içinde sürekli arkadaşlarına bağırarak zaman zaman el kol hareketleriyle desteklenen ve münakaşaya varan tartışmalar yaşıyorlar. Bu durumun dışarıdan hiç hoş görünmediğini ve zamanla takımın içinde husumet yaratabileceğini umarım yönetim kadrosu da görüyordur.