- Kategori
- Spor
Fenerbahçe "Daum Sendromundan" hastanelik!

Karşılaşma başladıktan bir kaç dakika sonra Deniz’in sağ kanatta oynadığını görünce “sen neymişsin be Deniz!” diye içimden geçirdim. Bu asla Deniz Barış’a yönelmiş bir ünlem değildi. Çünkü çok iyi biliyoruz ki bu fiilin sorumlusu kuşkusuz takımın teknik direktörüydü.
Elbette maç sonunda yapılan röportajlarda bir takım mazeretler üretilecek, sakatlıklardan ve hazır olmayan futbolculardan söz edilecekti. Ancak ikinci yarı sahadaki on birin futbolunu izlediğimizde bu tercihle neden maça başlanmadığını sorma hakkını da kazanıyor insan.
Fenerbahçe kazanma momentumunu artık tamamen yitirmiş bir enerji boşalması yaşıyor. Üstelik bütün bu olup bitenler karşısında Daum her geçen gün biraz daha forum düşüklüğü yaşayarak kelimenin tam anlamıyla “saçmalıyor!”
Rakibin ideal kadrosundan 9 kişi eksikle sahaya çıktığı bir karşılaşmada Fenerbahçe kulübesindeki isimleri sayalım.
Semih, Gökhan Ünal, Cristian Baroni, Deivid...
Peki, Deniz Barış’tan sağ kanat oyuncusu olur da, Semih Şentürk’ten olmaz mı? Fenerbahçe gibi şampiyonluğa oynayan bir takım sahaya tam 7 kişi defansif özelliği olan futbolcu ile çıkar mı?
Geçen hafta taraftarın önüne Güiza’yı attı, maçın önüne Güiza’nın duygusal görüntüleri geçti ve bütün hafta gündem bu oldu. Bu hafta da Deniz Barış ile Selçuk Şahin’di kurban.
Ne güzel İstanbul!
“Defanstan çıkarken basit top kayıpları yapıyoruz.”
“İyi de bu defans oyuncularını siz çalıştırmıyor musunuz Herr?”
Fenerbahçe’de hiç de iyi şeyler olmuyor. Takım içinde büyük bir karışıklık olduğunu kilometrelerce öteden hissedebiliyorsunuz. Üstelik duruma müdahalede bulunması gerekenler uzaktan iziliyor ve sadece taraftara mesaj veriyor gibi. Bu konuyla ilgili yorumlarımızı hafta içine bırakalım.
Şu gerçek asla göz ardı edilmemelidir. Futbol basit bir oyundur ve insanların bu oyunun nasıl oynanması gerektiğiyle ilgili fazlasıyla bilgisi vardır.
Açıkçası ne Lille ne de İstanbul B.B. Fenerbahçe’nin yenemeyeceği takımlar değildi.
Hafta sonu Fenerbahçe’nin neden elendiği ve aksayan taraflarının ne olduğuyla ilgili konuşmuştuk; defans bu takımın en yumuşak karnı haline geldi.
Fenerbahçeli defans oyuncuları yediği iki golde de çok basit ve temel futbol hataları yaptılar.
- Bekir Gaziantepspor’dayken aynı pozisyonda rakip futbolcunun üzerine gider ve kendi savunma hattını boş bırakır mıydı?
- Volkan defans bu kadar ileri çıkmışken üzerine gelen oyuncuya hareketli müdahalede bulunması doğru muydu?
Golde bir çok kişi Bilica’nın arkaya adam kaçırdığını yorumluyor. Oysa tam da gol pası öncesinde Bekir kontrolsüz ve gereksiz bir özgüven duygusu içinde rakibin üzerine doğru hamle yaparak zaten eksik kalan savunmayı bir kişi daha eksiltmiş oldu. Bekir o pozisyonda Bilica’nın gerisinde kalmayı sürdürse büyük bir ihtimalle atak olgunlaşamadan bitecek, Fenerbahçe de o golü yememiş olacaktı. Bu gol Bilica'nın değil Bekir'in muhasebe hanesine yazılmalıdır.
Selçuk geldiği ilk günden beri sanki bire birde adam eksiltme özelliği varmış gibi rakibe çalım atmaya kalkıyor.
Selçuk ve Deniz konusunda kendilerine söylenecek tek şey şu olabilir. Onların özelliğinin çok daha fazlasına sahip olup Fenerbahçe’de forma şansı bulamamış yüzlerce oyuncu gelip geçti. Bu iki futbolcunun bu kadar süre içinde futbollarının üzerine artı tek özellik ekleyememiş olmaları gerçekten eleştirilecek, daha samimi ifadeyle de kabul edilemeyecek bir eksikliktir.
Ancak bu iki oyuncunun sınırlı özelliklerini bildiği halde sahaya sürmek de sonu hüsranla biten ve bütün Fenerbahçe camiasının üzülmesine neden olan hatalar zincirinin önemli bir parçasıdır.
İkinci yarı Deivid girdikten sonra Fenerbahçe biraz daha ofansif bir futbol oynamaya başladı. Çünkü orta sahada dikine gitmeye çalışan bir futbolcu daha eklendi. Açıkçası ilk on beş dakikalık görüntü bütün Fenerbahçeli futbolcuların canla başla gol atmak için gösterdikleri büyük bir çabaydı. Bu mücadele elbette karşılığını aldı ve gol geldi.
Gol atmak Fenerbahçe’ye hiç yaramıyor. Ne oluyorsa takımın üzerine bir rehavet çöküyor.
Beraberlik sayısından önce Fenerbahçe’nin biraz da sert futbolu rakibi de ateşledi ve karşılıklı kasti tekmeler atılmaya başlandı. Bu olayların içinde Cristian Baroni’yi görmek hiç de şaşırtıcı değildi. Baroni yüzünden 10. haftada oynanan derbi karşılaşması öncesinde de ortamı germiş, hem takım hem de arkadaşı ceza almıştı.
Sertlik bu sefer de Alex’in başına patladı.
Fırat Aydınus’un bu takdirini normal hakem kararları çerçevesinde değerlendirmek biraz zorlama olur. Fırat Aydınus her ne kadar sempatik bir hakem olamaya çalışıyorsa da kırmızı kart öncesinde gelişen iki olayın bariz etkisi altındaydı.
Alex’in önemli bir pasını topuğuyla kesmiş, futbolcu da haliyle buna çok sert bir tepkide bulunmuştu. Sonra da Alex kaptırdığı topu rakibe arkadan müdahele ederek durdurmuştu. Fırat Aydınus bu iki pozisyonda da sarı kart kullanması gerekirken aklı pas arasına girişinde ve Alex’in sözlü tepkisinde kaldığı için elini cebine götürememişti.
Ancak iki dakika sonra Alex ona bir fırsat vermiş, Fırat Aydınus da iki pozisyon atladığı cezayı burada kesmiştir.
Bu kırmızı kart gecikmiş adaleti uygulamanın yoludur. Böyle olunca da hukukla alakası yoktur, Fırat Aydınus’un kişisel hesabını kestiği bir karar olmuştur.
Mesela son adam olarak kaldığı bir pozisyonda Güiza'yı arkadan tutup durduran futbolcuya kırmızı kart göstermemenin nedeni "zaten Güiza o golü atamazdı" şeklinde yorumlanabilir mi?
Ancak maç bu kırmızı kart pozisyonlarına bağlanamaz. Alex'e kırmızı kart çıktığı için kaybetmedi Fenerbahçe bu maçı. Alex olsaydı da olmasaydı da o ikinci golü yiyeceğini hissettiriyor işin kötüsü kendisi bir gol daha atabileceğine bir türlü ikna edemiyordu hiç kimseyi.
Fenerbahçe çok ağır yaralar alıyor. Bu kadar yara aldığınızda mücadele etmeye devam edebilir misiniz, bu sizin bedeninizin ne kadar sağlam olduğu ile ilgilidir. Aslında kaybedilmiş bir kaç şansın dışında hiçbir şey yok. Buradan alıp götürmek, şampiyon olmak da mümkün.
Ancak dedik ya, bedeniniz buna ne kadar dayanacak, görmek gerekiyor.
Kuşkusuz saçmalamadan...
Abdullah Avcı, Fenerbahçe karşı ilginç bir istatistik oluşturdu. Sahada futbol adına söylenecek önemli bir oyun oynatmasa da Fenerbahçe'yi yenmeyi sürdürdü. Tebrik etmek gerekiyor.
Not: Deniz'in harika golünde Santos ofsayt pozisyonundaydı ve aktif alanın içine girmişti.
(Devam edecek)
Uzay Gökerman