​ Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş AKP CHP MHP / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
 

Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş AKP CHP MHP

Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş AKP CHP MHP
 

Kuzenim Beşiktaşlı meşhur Keçi Faruk (Sağnak)


Ezeli rekabet ebedî rezalete dönüşmeden önce, her konuda ne yapmamız gerektiğine, karar vermeliyiz bence.

Bir asır önce başlamış olan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’ın ezeli rekabeti, sadece futbolda değil, sosyâl birçok konu ve alanda Türkiye’yi çok yerlere taşıyabilirdi. Biz gençken, Üç büyükler ile Vefa gibi Hilâl gibi başka takımları da tutanlar, bu takımların oyuncuları ile aynı vapur, aynı tren, aynı tramvaylarla maçlara giderler, hatta stat alanına oyuncularla hakemlerle aynı kapılardan girerlerdi. Maç her ne şekilde biterse bitsin; yine geldikleri gibi, oyuncusu ile seyircisi ile hakemi ile güle oynaya geldikleri gibi, aynı vasıtaları kullanarak, evlerine dönerlerdi. Bu arada hiçbir kavga gürültü patırdı çıkmaz, ancak takımlar arasındaki gırgır, mavra, şamataya doyum da olmazdı. Oyuncusunda da, o takımları tutanlarda da, hakemlerde de yaşayan ruh, tamamen ve tertemiz bir amatörlük aşkının, mümtaz ve müşahhas ruhuydu. ++++++++++++

Sonra hem futbolcular, hem de bu takımları tutan kişiler ve tabii hakemler yavaş yavaş profesyonel olmaya başladılar. Yan yana galibiyeti de malubiyeti de paylaşanlar, giderek karşı karşıya olmaya, daha sonra da karşı karşıya gelmeye başladılar. Önce statların kapıları değişti. Sonra akla gelen birçok düzen değişti. Takımları tutanlar, önce taraftar, sonra taraf, sonra birbirlerine karşı ve düşman taraflar oldular. Ve bu sert taraftar zümresi, maça değil de, Mohaç’a gider gibi, saldırma, döner bıçağı, muşta, falçata ile maçlara gidip gelmeye başladı. Bu maçlarda bir arbede çıkmasın diye, alınmadık tedbir, seferber edilmedik kolluk kuvveti kalmadı. Tabii bu akıl ve tavır, futbolu bitirdi. Bu tür bir taraftara göre, Milyon’larca dolarlık ama futbol oynamasını bilmeyen, sahada keyfince gezinen, adı futbolcu olan adamcıklar türedi. Onlar türeyince de, maçı hakemler kazanmaya ya da hakemler kayıp etmeye başladılar. Ezcümle, seyircisinden futbolcusuna, teknik adamından federasyonuna kadar, futbol adına her görüntü, tahammül dışı bir hâl aldı. Bu arada önceden daha iyi performans sergileyen millî takımımızda da bile, bence pek beklenmedik teklemeler, garip zafiyetler baş gösterdi. Çok pahalı profesyonellerin bu döküm döküm dökülen manzaraları da, bence çok esef verici bir hâli sergiler oldu. Ancak, bence bütün bu olanlara sebep taraftardır. Maçları bir sezon, tüm taraftarlar, boykot edip gitmesinler, Siz görün bakalım neler oluyor, diğer seneye?!. Malzeme çantalarını taşıyan gençlerden, federasyon başkanlarına kadar, herkes mum olup şamdana dikilir. Ancak bizde böyle bir disiplin yok. Biz yenilsek bile, yenilmeye doyamayan bir iştah ve boş bir kafa ile halâ mücadele etmek, boşa mücadele etmek, hiçe mücadele etmek, bu şekilde çok şeyi de rezil etmek yılmazlığı taşıyoruz. Oysa her mücadelenin, kayda değer ve yarınlara hesap verilebilir bir yanı, bir adı, bir sanı, bir aklı, bir şerefi olmalıdır... +++++++++

Geçtiğimiz aylarda, Bir Avrupa takımı ile, Galatasaray’ın maçı olacaktı. sıradan Bir Fenerli’ye, sözüm ona sohbet olsun diye, “-Eh bu akşam herhalde Türkiye’de herkes Galatasaraylı’dır, artık.” dedim. Cevabı net ve kesindi. “-Vallahi bizi ilgilendirmez. Galatasaray değil mi? Ne olursa olsun. Hiç umurumuzda olmaz.” dedi. Bu söz benim kanımı dondurdu. Bu ne menem, ne ucuz, ne cinsi cibilliyeti ucube, bu ne ters yüz edilmiş bir insanlık ve ne mertebe bir spor ve milliyet anlayışıydı?!.. Ben bu tür akıllardan hep ürkmüşümdür. Zîra, iyi düşünürseniz: Bu insanlar irili ufaklı ama gizli düşmanlardır. Ve kendilerinin, kendi büyük menfaatlerine karşı, düşman oldukları bilincine bile varamamış zavallılardır. +++++++++++++++

Bütün bu gevezeliğime rağmen, benim buraya kadar, futbol adına hiçbir derdim yok. Çünkü ben, yan yana, itiş kakış, sporcuların her an faul yapabileceği, tüm sporlardan nefret ederim. Tenis, yüzme, bisiklet, eskrim, atletizm gibi, centilmen sporlarını tercih ederim. Ancak bu futbol konusunda, benim çok başka ve çok önemli bir derdim var. Tek parti döneminden, şeklî demokrasiye geçilip de, Demokrat Parti CHP’ye rakip parti olarak temayüz edince, neredeyse Türk milletinin tüm fertleri, partileri de takım zannederek, aynı anlayış içinde, takım tutar gibi parti tutmaya başlamışlardı. Herhangi Bir takımın en ağır, en koyu şekilde tutulmasını, zar zor da olsa anlamaya çalışırım da; bir partinin tutulmasını asla anlayamam. Bir partiyi mevcutlar içinden seçersin. Seçtikten sonra çalışıp çalışmadığına, ülke ve insanları için iyi şeyler yapıp yapmadığına bakarsın. Yapılanlar Senin aleyhine ama umumun lehine ise ve çoğu mesele yolundaysa, o partiyi görev başında tutarsın. Şayet değilse, şutu çektiğin gibi, o partiyi sandığa gömer, diğerini sandıktan çıkartırsın. Başka türlüsünü düşünmek, önce akla, sonra da ülke ve insanına zararlıdır. Buna rağmen, şu ya da bu saikle, o ya da bu evham ya da çıkarla, adeta cebren tutulan veya ısrarla karşısında durulan partiler olduğunu da çok gördük. Hâla da görüyoruz. Bunun böyle olmaması gerektiğini, çok yakında bir gün, seçmenin tümü anlayacağı gibi, siyasî partilerimiz de iktidar ve muhalefet görevlerini iyice kavramış olarak, daha düzene girdikleri zaman, bu gerçek Onlarca da anlaşılacaktır, herhalde. Futbolda taraftar suçlu olduğu üzre, burada da aynen taraftar gibi davranan, seçmenler suçludur. Tarafsız bir akılla, görevini yapmayanı hemen siyaset alanından sileceksin ki; o parti ve siyasileri, başka parti ve siyasetçilerin önünü kapatmasınlar. Bir de daha abes bir hata yapıp, yurt içinde bile, haksız olan rekabet anlayışlarını, kalkıp, yurt dışında Enternasyonâl plâtformlara taşımasınlar...

++++++++++Kurucusu da olduğumuz Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin, yanılmıyorsam 61 yıllık mazisinde ilk kez, AKP Millet Vekili Sayın Mevlût Çavuşoğlu, Bir Türk ve en genç meclis başkan adayı olarak, namzet gösterildiği makama seçilmesi ile hepimizi sevindirmişti. Sayın Mevlût Çavuşoğlu, bu başkanlık görevine, Mevcut meclisan oylarının Bir fazla oyunu alarak seçildi. Bu imkânı milletimize ve kendisine, evine giderken hava alanından dönerek, oy kullanan ve Türk olmayan bir başka bakan sağlamış oldu. Oysa o gün, orada salonda bulunan, CHP millet vekili Birgân Keleş, bu seçimde “Hayır” oyu kullandı. MHP millet vekili Tuğrul Türkeş ise, kendisi fuayede, çantası salonda olduğu halde, salona girip oy bile kullanmadı. Ben mi yanlış biliyorum acaba, bu partilerin liderleri değil mi? Kutuplaşan, ayrışan ve bölünen, Türkiye’den bahsedenler!.. Şayet Onlarsa ki, maalesef Onlar. Bu tutumlarına bakarak, asıl bu niyetin ve hatta çabanın, kendilerinde olduğunu açıkça görmeleri, hiç işten bile değildir... ++++++++++++++

Aslında benim milletler arası bir müsabakada, Fenerli olduğu halde, Galatasaraylı gibi davranamayan, her şeyi sıradan salak birine kızmam, ne saçma değil mi?.. Milletler arası bir arenada, yukarıda arz ettiğim manzarayı sergileyen müflislere bakarak kızmadan, ancak ibret alarak, Bir dahaki seçimlerde, isteyen taraftar gibi, isteyen de seçmen gibi davranır. Adam gibi davranmak, haysiyet, şeref, iktidar ve itibar meselesidir. Diyeceğim sadece bu kadar!... Kimse üstüne alınmasın... +++

Haydar Volkan

Çiftehavızlar: 09.02.2010

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..